28 Şubat… Söylenecek o kadar çok söz var ki… Neresinden başlayacağımı bilemiyorum. 28 Şubat 1997 ülkede kuyrukların olduğu dönemdi. Hastane, yağ, un, petrol, ilaç, banka, çay ve şeker kuyrukları vardı. Eski CHP Milletvekili Nur Serter gibi iman düşmanları ikna odaları kurdular. Başını açmama konusunda direnen ve mücadele eden kız öğrencilere çeşitli tekliflerde bulundular. Korkuttular. Sindirdiler. Psikolojik işkencelerde bulundular. 28 Şubat’ın zalimlerinden olan Nur Serter’in zaman geçmeden hesaba çekilmesi ve yargılanması gerekir.
Bunlar binlerce dini bütün imanı bütün kızlarımızın istikbalini kararttılar. Hayatlarını zehir ettiler. O güzel zekâlar yok olup gitti. Benim kızım da o mağdur ve mazlumlardan biri. ‘Başını örtmek isteyenler Suudi Arabistan’a gitsinler’ diyen Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Mesut Yılmaz ve Hüsamettin Cindoruk da yargılanmalıdır. Toplum vicdanında mahkûm olmalıdırlar. Şehirlerin meydanlarında caddelerinde ‘Başörtüsü benim imanımın simgesidir’ diye bir araya gelip direnen kızlarımıza karşı FETÖ’ye mensup kızlar sözde liderlerinin talimatıyla başlarını açtılar. Dolayısıyla bu haklı mücadeleye gölge düşürdüler.
 İfade etmeye çalıştığım milletimizi gönülden yaralayan idari uygulamadan dolayı 1998 yılında İstanbul Beyazıt camiinde Pazar günleri sabah namazından sonra dua eylemi başlatıldı. Merkezi vaaz, ezan sistemi 28 Şubat’ın bir uygulamasıydı. İstanbul da başlayan ve fevkalade kamu gündeminde etki yapan bu dua eylemi dalga dalga şehirlere yayılmaya başladı. İslam’ın kalelerinden olan Kayseri’de de dua eylemini başlattık. Birlik FM, Şafak, Fetih Radyo,  Kayseri Gündem Gazetesi bu eylemi halkımıza duyurdu. Pazar günleri sabah namazında bir araya geldik. Üç kapıdan polis kordonundan içeri girildi. Diğer camilerden gelen cemaatler yollardan geri çevrildi. Görevli imamlar müftünün talimatıyla mikrofonları bile kullandırmadılar. Müftü Necmettin Nursaçan bu konuda mutlak suretle ailemin karşısında oldu. O korkulu günlerde her şeye rağmen camiye gelip duaya katılan tüm dostlarıma müteşekkirim.  Bu duaya maalesef İmam Hatipli öğrenciler, veliler ve öğretmenler katılmadılar. Din görevlileri, emekli din öğretmenleri, dindar gözüken ham sofular uzaktan seyrettiler. Dolayısıyla Hunat camiini dolduramadık. Yazıklar olsun. Dinini inancını ve milli kültürüne sahip çıkmayan ve savunamayan Müslümanlara… Bu arada 16 ilçede yaşayan anlı şanlı, zengin hocalara haber yolladık. Gelecek 5 dakika konuşacak, dua edecek hepsi o kadardı vesselam. Ama hiç biri gelmedi. Merkezde kendisini kocaman gösteren hocalar da maalesef gelmediler. Burada merhum fazilet abidesi ilim sahibi merhum Pınarbaşı Müftüsü Selahattin Kip hocayı rahmetle ve dua ile anıyorum. Aynı şekilde hemşerim Mehmet Göktaş Hocayı, İmam Hatip Okulu öğretmeni Mikdad Sevim hocayı takdirle ve şükranla anıyorum.
Dokuz hafta devam eden hükümeti uyarma, dua eyleminde beş hafta konuşmak ve dua etmek mecburiyetinde kaldım. Her hafta duadan sonra polis bürosuna götürüp ifademi alıyorlardı. Görevliler benim çok tehlikeli bir faaliyetin içinde olduğumu söylüyorlardı. Ben de onlara ‘Müşterek inancımızı savunuyorum.  Verilecek ceza benim için gelecek nesillerim için şereftir’ diyordum. Nihayet 8.hafta ifadeden sonra mahkemeye sevk edildim. Derhal tutuklandım. 45 gün Kayseri cezaevinde kaldım. Mahkûmiyetim dönemimde belediye başkanları yakından ilgilendiler. Hediyeler gönderdiler, yurt dışından ve Avrupa’daki cemaatlerden tebrikler aldım. Hesabıma para yatıranlar oldu. 45. günü ceza evi arabasıyla ellerim bağlanmak suretiyle bir gece Ankara 1.Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne götürüldüm. Mahkeme heyetinden ve dört avukattan müsaade alarak kendi savunmamı yaptım. Yarım saat sonra mucize eseri tahliye oldum. Daha sonra bu tahliye kararına Kayseri Cumhuriyet Savcılığı itiraz etti. Mahkeme Ankara 2.Devlet Güvenlik Mahkemesine intikal etti. Ayda 2 defa olmak üzere iki yıl Ankara’ya avukatlarımla gidip geldim. Sonuçta bir yıl mahkûmiyet kararı çıktı. 5 yıl ertelendi. Buna mukabil Başkan Şükrü Karatepe ve Devlet Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan da mahkûm oldu ve birer yıl hapis yattılar. Benim cezamın ertelenmesi ümmetin duası sebebiyle oldu. Ümmet mücadeleye sahip çıktı. Uzaktan yakından binlerce insan “geçmiş olsun” için ziyaretime geldiler. Bu konuda karşılıksız duruşmalarıma giren avukatlarıma bu vesileyle dua ediyorum. Avukat Mehmet Güldeste, Kadir Hikmet Beyazıt, Mehmet Keskin,  Şemun Yılmaz,  Muttalip Aytekin, merhum Cavit Okur’a teşekkürlerimi bir kez daha yineliyorum. Bu değerli dostlar bana destek oldular. Mahkemelerde beni fahri olarak savundular. Özellikle Mehmet Güldeste ağabeyime Cenabı Haktan bereketli ömür sağlık ve afiyet dilerim.
28 Şubat döneminde kız öğrencilerin eğitim haklarını engelleyen tüm dekan ve rektörlerin de hesaba çekilmesi gerekir. Başörtülü liseli ve üniversiteli öğrencilerin eğitim hayatı söndürüldü. Okullarından kovuldular. İmam Hatip okullarının orta kısımları kapatıldı. Bu okullara irtica yuvası deniyordu. Ülkedeki tüm meslek okullarından mezun olan öğrencilerinin üniversite başarı notlarından 30 puan yok sayıldı. Ülkedeki tüm resmi dairelerdeki başörtülü memure ve amirelerin görevine son verildi. Açığa alındı. Horlandılar. Zorla başları açtırıldı. Lise ve dengi okullarda yüksekokullarda ve üniversitelerde görev yapan mütedeyyin eğitimcilere baskı yapıldı. Okullardan Fatih Sultan Mehmet’in, Kanuni’nin Yavuz Sultan Selim’in, 2.AbdÜlhamid’in hatta milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un fotoğrafları kaldırıldı. Milletin hür iradesiyle seçtiği İstanbul milletvekili Merve Kavakçı Hanımefendi başı örtülü diye horlanıyor, hakaretlerle  meclisten atılıyordu. Bu dönemde milli irade hiçe sayıldı. İnsan hak ve hürriyetleri ayaklar altına alındı. Ülkede tam anlamıyla diktatorya hâkimdi. Milletimizin devletine karşı sevgisi güven ve dayanağı kayboldu. Bütün bunlardan dolayı ekonomi felç oldu. İşsizlik, yoksulluk, açlık ve sefalet alabildiğine yayılmıştı. Anarşi ve terör ayyuka çıkmıştı. Bölücüler ve ırkçılar azgınlaştı. Ordumuz her gün şehit veriyordu.
Resmi daire müdürlerinden, vali ve kaymakamlardan başörtülü hanımlara hakaret etmiş hatta içlerinden ayrılmasına sebep olmuş olanlardan da hesap sorulmalıdır. Kendi halkına, inancına göre yaşamak isteyenlere zulmeden bu zalimlerin yaptıkları yanlarına kalmamalı. İnşallah bir daha 28 Şubat’lar gelmeyecektir. Aynı şekilde 28 Şubat’ta on binlerce öğrencinin üniversite yüksekokullardan kovulmasına yardımcı olan askeri komutanların da tespit ve teşhis edilmesi milli vicdanı rahatlatacaktır.
 
 
 
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.