Geçen yazımıza ilgi büyük olunca ve konu da toplumu çok ilgilendirip hala güncelliğini koruyunca, kaldığımız yerden bu hafta da devam edelim istedik. Bu hafta LGBT’ciler, ne yapmak istiyorlar ve bu işin kökü nereye dayanıyor bunu iyice anlayalım. 
Peki insanlığı bu girdaba kimler nasıl sürüklemektedir? Gelelim bu işlerin arka planına. Yahudi bir aileden Viyana’da doğan ve psikanalizi kuran Freud’a göre, ergen insandaki bütün psikolojik bozuklukların temeli cinsel kökenli olup çocukluk dönemindeki travmalara bağlıdır. Çocukluğunda ailesinde yaşadığı cinsel sapkınlıkların etkisinde kalan Freud’a göre “cinsellik ta doğumla başlar ve çocuk ana babasına karşı cinsel ilgi duyar” O buna Elektra ve Oidipus Kompleksi adını vermiştir. Bundan büyük sapıklık olur mu? Şimdi insan bu anlayışla yetişirse, insana sen busun denirse o insan ne olur?

Peki bunlar ne kadar doğrudur? Meşhur psikologlardan olan Carl Gustav Jung, Alfred Adler, Karen Horney gibi talebeleri Freud’un yolunu terk ederek daha insancıl bir tanım getirdikleri halde; her şeyi nefsi zevk ve hazza dayandırarak, egoist insanı temel alan kapitalizmin derin kurucuları aslında tam bir Freud’çu olduklarından kaosu veya KAOSLA GELEN DÜZENİ sevdiklerinden Freud’cu bir yol izlemişlerdir. Kendini seçkin gören bu derin eller insanlık tarihi boyunca hep kaosa çalıştılar. Yahudiliğin içinde görünüp Museviliği, Hıristiyan görünüp Hıristiyanlığı tahrip ettiler.  Tevrat’ı tahrip edip ne kadar büyük peygamber varsa hepsini sapkın cinsel şahsiyete çevirdiler. Kapitalist kültürü oluşturan pagan anlayışındaki bu derin güçler, bütün dinlere ve ahlak anlayışlarına karşı şeytani bir yol izlemektedirler. Meşhurlaştırılan Dan Brawn’ın “Da Vinci Şifresi” gibi romanları bu çevrelere hizmet etmektedir.
Ancak iş sadece Freud’la bitmiyor. 1980’lerden sonra ABD’li Prof. Judith Butler tarafından “Queer Kuramı” ismiyle cinsel sapkınlık yeni bir bilimsel kılıfa sokuldu. Cinsel kimlik, yani bir insanın erkek veya dişi olması doğuştan değil, sonradan toplumun etkisiyle oluşurmuş. Dolayısıyla cinsel kimlik ileri yaşlarda seçilmeliymiş. Geleneksel toplumun erkek-dişi ayırımına “Hegomonik heteroseksüel” dayatması diye karşı çıkılarak, ‘bazen , bazen erkek olarak kafanıza göre takılın’ diye her türlü cinsel sapkınlık meşrulaştırılmıştır. 
Bunlar bu işlerin alt yapısını hazırlayanlardır. Şimdi asıl konuya gelelim. ALFRED KİNSEY’in ABD’de yediği haltlara… Bu zat 1938 yılında, İndiana Üniversitesinde “evlilik ve cinsellik” üzerine ders vermeye başlıyor. 1947 yılında aynı yerde “Cinsellik Araştırmaları Enstitüsü”nü kuruyor. 1948’de “İnsan Erkeğinde Cinsel Davranış”, 1953’te “İnsan Dişisinde Cinsel Davranış” isimli 2 kitap yayınlıyor. Bu zamana kadar Amerikan toplumu gayet muhafazakar bir toplumdu. İnanca dayalı hukuk sistemi hakimdi, namus kavramı kutsaldı, kürtaj yasak, 18 eyalette tecavüzün cezası idamdı, eşini aldatmaya hapis cezası vardı vs. 

Kinsey kitaplarında,  “bildiklerinizin tümü yanlış, gerçekte cinsellikle kafayı bozmuş bir toplumuz. Sapık denilen davranışlar o kadar yaygın ki” diyerek bir sürü istatistik bilgi veriyor ve “Amerikan babaların %87’si sapık” diyor. İşte LGBT’liler, “toplumun yaklaşık %10’u eşcinsel ve 37’si buna ilgi duyuyor” istatistiğini 70 yıldır bu kitaplardan kullanıyor. Bu kitaplar da aynen Freud’un iddia ettiği gibi cinselliğin doğumla başladığını iddia ederek bebeklerin yaşamından düzmece istatistikler sunuyor. Uzatmayalım daha bir sürü rezaleti bilimsel veri olarak sunuyor.
Ondan sonra ne mi oluyor? Amerikan gazeteleri bu araştırmanın haberini “AMERİKA’YA ATOM BOMBASI DÜŞTÜ” diye verdiler. Ardından malum çevreler hemen harekete geçerek, “madem toplum böyle, o halde cinsel suçlar da değişmeli” yaygarası kopartarak, cinsellik yasa reformu için dergiler ve gazetelerin çoğu manşetlerinde bu konuyu işledi. TİME dergisi hemen bu adamı kapak yaparak kitabını övdü. Cinsel devrimi başlatan adam ilan edildi, ödüller verildi ve 20. yüzyılın en etkili Amerikalılarından biri seçildi. Bu kitaplar 30 dile çevrilerek 20. yüzyılın en çok satan kitapları oldu. Malum vakıflardan Rockefeller Vakfı, kitaplardaki bulguların sansasyonel bir şekilde duyurulmasına öncülük ederek cinsel suçlarla ilgili hukuk reformu istedi. Sonra beklenen ve planlanan şekilde, birçok cinsel istismar ve sapkınlık suç olmaktan çıktı.
Daha sonra ABD toplumunda 1951-1997 arasında şiddet suçları % 993, 1969-1999 arasında tecavüz % 340, 1951-1996 arasında 15-19 yaş genç kızların gayri meşru çocuk sahibi olması % 215, bunlardan 15 yaş altı % , çocukların cinsel istismarı % 15.866 arttı. 2000 yılında cinsel istismara en fazla çocukların uğradığı görülmekte olup maalesef 5 yaş altı çocuklarda % 10, 5-11 yaşta % 37, 12-17 yaş arası % 19’dur.
Peki daha sonra mı ne oldu? Burası çok önemli. 1966 yılına gelindiğinde Judith Reisman isimli bir kadının 10 yaşındaki kızı tecavüze uğrar ve büyük bir trajedi yaşanır. Bu kadın “Amerikan toplumu neden böyle oldu?” diye başlıyor işin aslını araştırmaya ve bunun sebebinin Kisney’in araştırmaları olduğu sonucuna ulaşıp, bunlara kafayı takıyor. Uzatmayalım araştırmalar sonucunda Kisney’in araştırmalarının çoğunun düzmece olduğu, istatistiklerin cinsel suçlu ve fahişelerle yapıldığı gerçeğine ulaşıyor ve Kisney’in de homoseksüelin biri olduğu ortaya çıkıyor. 1981 yılında 50. Dünya Cinsellik Kongresi’nde bu sahtekarlıkları sunuyor. Ancak atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmişti. ABD’ye ve dünyaya, Japonya’ya atılandan çok daha tesirli bir atom bombası atılmıştı. Etkisi kaç yıl sürer bilinmez. Çağdaşlık, özgürlük ve ilericilik adına bu terane bizlere de yutturulmaktadır.

Gelelim sadede. Hepimiz insanız ve Yaradan bizleri çeşitli haz verici duygularla yaratmış. Bunların çoğu hayatiyetimizi devam ettirmemiz için gerekli olan şeylerdir. Ancak cinsellik; öyle hava, su, uyku, gıda gibi olmazsa olmaz bir ihtiyaç değildir. Hatta biyolojik bedenin tek başına ürettiği bir şey de değildir. Diğerlerinden farklı olarak dışarıdan tetiklenen bir duygudur. Yani insanda, cinsel bir obje ile uyarılırsa atağa geçen bir duygudur. Eğer senin medeniyetin zevk anlayışı olarak bunu ön plana alır ve her türlü cinselliği dergi, gazete, filmde, reklamda her şeyde işlerse tabii olarak, insan da uyarılmış olduğundan buna yönelir. Eğer kişi her türlü sapkın cinsel sitelerin müptelası olursa tabi ki kendini bu sapkınlıkların bağımlısı kılar ve irade zafiyeti başlar. Zaten iradeyi bozan en büyük etkiler uyuşturucu ve cinsel bağımlılıklardır. 
Bu açıdan bunların bağımlılığı klinik vakadır ve kişiliğe en büyük saldırıdır. Yani öyle doğuştan insan sapkın ve buna düşkün doğmaz. Bu iyi biline... Tamam insanın içine çeşitli cinsel sapkınlık vesveseleri de gelebilir ama bunlar kişinin sapık olduğunu göstermez. Akıl bir süzgeçtir, insanın nefsi insana bir sürü sapkın fikir vesvese eder ama insan yetiştirildiği ortamda öğrendiği iyi kötü ölçüleriyle bunlara yön verir. Ancak yetiştiği ortamda iyiler kötü, kötüler iyi yapılmışsa işte sorun buradadır. Yoksa insanın fabrika ayarları iyiye doğrudur. Eskiden kadınlarımız sokağa çıkarken güzelliklerini gizlemek için örtünürdü, bugün teşhir etmek ilericilik oldu.

Tarih boyunca insanlar, kurdukları toplumsal sistemlerde ölçü olarak, ya heva ve heveslerini; yani zevk, sefa gibi nefsi arzularının özgürce-ölçüsüzce tatminini, ya da toplumun dirliği için belirledikleri ahlak kurallarını esas almışlardır. Çünkü her haz aldığı ve hoşlandığı şey insan ve toplum için fayda demek değildir. Zorlu bir çalışma yerine, birinin çalışıp kazandığını gasp etmek veya uyuşturucu kullanmak o kişiye haz verebilir. Ancak o kişinin biyolojik bedeni için uyuşturucu bir zehirdir, çevresiyle ilişki kurmasında problemler oluşur ve hakkı gasp edilen insan da bundan zarar görür. Ayni şey toplum için de geçerlidir. Bir davranış, yapana haz verebilir amma topluma son derece zararlı olabilir. Sağlıklı bir birey ve toplum oluşumunun temelinin sağlık bir aileden geçtiği görülmüştür. Böylece sağlıklı bir birey ve toplum oluşturmak için çeşitli ahlak kuralları ortaya çıkmıştır. Ahlak kuralları ile davranışların sınırlandırılmasına karşı olanlar buna, ÖZGÜRLÜKLERİN ENGELLENMESİ diye karşı çıkmaktadır. 

Halbuki, gerçekte özgürlük bu değildir, özgürlüğün temeli bağımsızlıktır. Elektriği, toprağı, suyu, gazı, işi, evi, aşı, maaşı, aklı, fikri başkasına bağlı olduktan sonra bir bayrak ve vatan sahibi olmakla bağımsız olunmaz. Özgürlük, öyle Hyde Park’ta nutuk atmakla, yarı çıplak kıyafetle gezmekle, kızlı-erkekli dolaşmakla, küpe takıp saçını istediğin renge boyamakla, baldırı çıplak gezip o gece bu barda, bu gece şu barda kafayı çekip sabaha kadar kafana göre takılmakla olmaz.  Bunlar hakim küresel güçlerin malı götürmek için, tıpkı bir alkol bağımlısı gibi insanları gönüllü köle yapmak için egolarından bağlayan prangalardır.  

Kimse öyle övünmesin, aydınlanmanın sonucu diye yutturulan kapitalist zihniyet, eski pagan Yunan ve Roma zihniyetinden başka bir şey değildir. Bu pagan toplumların taptığı birçok uydurma ilah vardı. Günümüzdeki bu zihniyetin de benzer birçok ilahı vardır. Özgürlük fetişizmi bunların baş ilahlarından biridir. Eee, bu kadar ilmi ilerleme sonucunda taştan betondan yapılmış bir uydurma heykele tapacak halleri yok. Yüzyıllarca süren insan tecrübeleriyle ortaya çıkmış olan bir sürü sağlıklı aile ve toplum kuralı özgürlük naralarıyla bir bir yok edilmektedir. Sonunda kurdukları KAPİTALİST EGONOMİK düzende, o çok aydın, medeni denilen iki kişi bir yuvada ancak birkaç gün veya birkaç ay birbirlerine tahammül edebiliyor ve aile dağılıyor. Keyiflerine göre, orada burada zevk-ü sefa içinde yaşamak varken, kim bin bir zahmetle çocuk sahibi olur, onu kim büyütür? Çocuk sevgisi, anne baba sevgisi tatmayan insanlardan oluşan bir toplumda sevgi dayanışma yok olur, böyle hedonist toplumda bütün ilişkiler metalaşır ve yabancılanma kaçınılmaz olur.

Evet dünya SODOM GOMORE olma yolunda hızla ilerlerken, bu ateş hepimizi, çoluk çocuğumuzu, komşumuzu toplumumuzu yakmaya devam ederken, bu kötü gidişi durdurup “hey KRAL ÇIPLAK!” diye haykıracak yeni J. Reismanlar bekliyoruz. 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
HASAN 1 yıl önce

İNSANLAR TECRÜBE EDEREK HAYATİ İHTİYAÇLARIN KULLANIMI İÇİN BİR ÖLÇÜ KOYMUŞLARDIR. TOPLUMUN SAĞLIĞI İÇİNDE BÖYLE. İNSANLAR ARASINDA İLİŞKİLER DÜZENLENMİŞTİR. VÜCUD İÇİN FAYDALI BİR ŞEY İNSANDA BAĞIMLILIK YAPARAK AŞIRI KULLANILDIĞINDA VÜCUDA ZARAR VERİR. FAZLA SU İÇMEKTEN ÖLEN İNSANLAR VAR. ADAM SU BAĞIMLISI OLMUŞ. BU BİR HASTALIKTIR. ŞİMDİ BU İNSAN BIRAKIN BENİ BEN SU İÇMEKTEN ÇOK HOŞLANIYORUM DESE BIRAKALIM MI. CİNSELLİKTE BÖYLE.

Avatar
Aşır Çöloğlu 1 yıl önce

Tebrikler İlhan Hocam.