Yaklaşık 9 yıldır sebep ve sonuçlarıyla birlikte ülkemizi de etkileyen bir savaş sürüyor Suriye’de. Coğrafi bakımdan ‘komşu’ ülkeyiz. Suriye üzerinde planlanan ve gerçekleştirilen kimi eylemlerin sonuçları yıllar içerisinde acı bir şekilde yaşadık tecrübe ettik. Tamamıyla ne zaman son bulur kestirmek güç. Ama komşu ülke dedik ya… Komşuda çıkan savaşın bize ekonomik, siyasi, kültürel ve sıralanabilecek birçok alanda etkileri oldu. Güncel olması sebebiyle bu etkilerin en öne çıkanı ise savaştan memleketimize gelen mültecilerdi. Komşu komşunun külüne muhtaçtır atasözünü hatırlattı aslında komşu ülke deyince. Devletler arasındaki durum dışında bakarsak olaya, komşu devletten insanlar Türkiye’ye muhtaçtılar. Her ne kadar Suriye’nin de çevre komşuları varsa da ve mülteciler başka şehirlere gitmiş olsalar da, dünya da kabul etmektedir ki bu konuda en hassas ve misafirperver ülke Türkiye’ydi.

İlk zamanlardan bugüne dek sayıları milyonları bulan Suriyeli mülteciler aralarında Kayseri de olmak üzere illerimize dağıldılar, yerleştiler. Savaşın ilk zamanlarından olsa gerek, toplumumuzdaki her zaman bulunan yardımseverlik duygusu daha da artmış ve kucak açılmıştı. Türk kültürünün de bir gereğidir zaten. Ancak aradan zaman geçince, şartlar değişince beslenen duygular değişmeye başladı.

Çünkü şehirlerimizin demografik yapısı bozuldu, etkilendi. Ekonomik açıdan ise, ülke ekonomisine getirdiği götürdüğünün yanı sıra, iş bulma sorunları oluşmaya başladı. Kültürel uyumsuzluklar ortaya çıktı. Asayiş olayları görülmeye başlandı vs. Bu ve benzeri çok sayıda sorun artmaya başlayınca, toplumuzda bir antipati doğmaya başladı. Yani dünün komşu halkı, kucak açılan insanlar, bugünlerde kimilerince nefretle bakılır oldu. Halen de saydığımız sorunlarla iç içe yaşıyoruz. Ancak bu yaşadıklarımızdan yola çıkarak genelleme yapıp, tüm Suriyelileri hedefe almak doğru olmayacağı gibi kanımca vicdan, merhamet ve insanlığa da ters olacaktır. İyiliğin-kötülüğün ırkı, şehri, kültürü yoktur diye düşünüyorum. Tabi, belli başlı olaylar genel problemden izler taşır ama hep bir temkinli yaklaşarak çözümlemek, toplumuz için de yardıma muhtaç olanlar açısından da iyi olacaktır.

Her ne yaşamış olursak olalım, ölümler hele ki genç yaşta ölümler bizleri sarsmaktadır. Kendi çevremizden, ailemizden olsun, halk ağzıyla diyecek olursak ‘eceliyle ölüm’ ya da başına bir şey gelmesiyle kazayla hayatını kaybeden genç yaştakilere çok daha üzüntü besliyoruz. Bu gibi ölümlerin milliyeti olmasa gerek. Hele ki, henüz çocuklar için.
Geçtiğimiz günlerde bir haber vardı şehrimizden: “Yüzmek için baraj gölüne giren 14 yaşındaki Suriyeli genç, hayatını kaybetti” Sarımsaklı Barajı’na piknik için giden ailenin küçük çocuğu, yüzmek için baraja giriyor ama çocuk barajdan sağ çıkamıyor ve hayatını kaybediyor. Aile de haliyle sinir krizi geçiriyor ve kahroluyor. Bu haberi seçmemin bir nedeni var. Kayseri basınında ve sitelerde, sosyal medyada haber paylaşılınca, habere gelen yorumlara baktım ve şok oldum desem yeridir. Ufacık çocuğun barajda ölmesi haberine sevinenler var desem inanır mıydınız! Evet, maalesef ki bu ve benzeri yorumlar yapılmış. Kin ve nefretler kusulmuş, başka mültecilerin de aynı sonla ölmelerini isteyenler bile dahi vardı!  Olaydan şaka çıkaran, iyi olmuş diyen, hakaret ve küfür eden insanlar vardı. Peki şunu sormak gerekiyor. Baraja ‘Türk’ aileler de gidiyor ve zaman zaman boğulma haberleri ‘Türk’ ailelerden de geliyor. Suriyeli çocuk boğulup hayatını kaybedince fark ne oluyor da bu yorumları yapmamıza yol açıyor? Ölümün hele ki böylesine üzücü olay neticesindeki ölümlerin Türkü Suriyelisi olur mu? Tepki gösterilecekse bile böyle mi gösterilir? Hani merhametimiz, vicdanımız?
Bi’ kere aynı dine mensup ‘dindaş’ insanlarız. Olaya karışan, huzur bozan Suriyeliler var diye, bu çocuğun ailesinin yaşadığı üzüntüyü görmezden mi gelmek gerekiyor?

Nefretin bu dereceye gelmesinde yukarda saydığımız sebepler olabilir. Ek olarak densiz bir Suriyelinin kafa kesme laflarından toplumumuz irrite olmuş olabilir, bayramlaşmaya gidip geri dönen Suriyelilerin durumundan olabilir, Türk askerinin o coğrafyada teröre karşı savaş verirken, gezen tozan Suriyeliler de olabilir. Dediğimiz gibi genelleme yapmadan önce temkinli olmak gerekiyor. Acının, can kaybının nefreti oh olsunu yoktur. Terörist mi öldürüldü de bu nefreti kusuyoruz ve insanlığımız yitiyoruz? Ya da savaştayız, düşman kuvvetleri perişan etmişiz tepkimizi bu şekilde veriyoruz…

Bahanesi yok bu işin. Bu haber odağında toplumca geldiğimiz durumun bir göstergesidir. Yardıma muhtaç olan, kadın, çocuk, yaşlı ve hangi milletten olursa olsun, bu vatan bağrını zaten açacaktır ve açmalıdır da. Fazlasıyla ekmek bölüşülmüştür ve bölüşülmeye devam edilmelidir.

Ancaaaak…

Politikalarımızı gözden geçirip yeni bir bakış açısıyla davranmazsak, Suriyeliler konusunda daha çok olayla karşılaşacak gibiyiz. Toplumumuz da gerilecek ve Suriyelilerle karşı karşıya kalıp daha büyük sorunlar oluşmasına yol açacak. Eli silah tutan, ekmeğini kazabilen, evlenebilen, durumu olan kim varsa ve bayramlaşmaya gidebilip kalabilen varsa, devletimiz güvenli ve sistemli bir politika çerçevesinde memleketten mültecileri yurtlarına teslim etmeli, misafirperverliğe son vermelidir.

Misafirliğin kısası makbul(dü). Yatılı misafir gibi, yıllardır bu sorunu yaşıyoruz. Sorunları konuşurken, problemleri değerlendirirken çözümleri de sunmak gerekir ama yardıma muhtaç olanlarla irrite eden huzur bozanları aynı kefeye koymamak gerekiyor. Çünkü bundan biz de zarar göreceğiz. Herkesin kalbi kararıyor ve nefret dili baş veriyor.
İşin özü, böyle bir habere nefretle yaklaşan bir toplum oluşmakta ve biz bu durumu durdurmak zorundayız. Kimse kimsenin ekmeğine göz dikmeden, sorun yaşamadan, evli evinde köylü köyünde misali, sorunu çözmek gerekiyor. Unutmamak lazım, ölümün acının milliyeti yoktur.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.