İlimizde otuzun üzerinde, engelliler için faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşu var. Bu kuruluşların bir kısmı şube bir kısmı genel merkez. Sanırım bazıları da atıl vaziyette. İlk on derneği faaliyet bakımından baz aldığımızda ilimizde sivil toplum örgütlenmesi oldukça zayıf. Bu genel anlamda zaten zayıftı. Engelliler bakımından oldukça az bir sayı. Yaşayan engelli sayısına nazaran söylüyorum bunu. Çünkü örgütsel katılım da bir o kadar az. Engelli nüfusun onda biri kadar bir katılım var. Bu katılım azlığının birkaç sebebi var elbette. Derneklerin tüzük içeriklerine göre faaliyet yürütemeyişi en önemli sebeplerden biri. Bunu suçlamak için yazmıyorum. Bu pasifize halin de bir sebebi var elbette; gerek devlet kurumları olsun, gerek se yerel yönetimler ve kamunun büyük bir bölümü olsun, engelliler konusunda hem eksik ve yetersiz çalışma, hem de bilgisizlik hakim olduğu zaman bir sivil örgütlenme ihtiyacı ortaya çıkıyor. Dernek veya cemiyet olarak adlandırdığımız bu örgütler, mevcut sıkıntıları giderecek çalışmalar yapmak adına yola çıkıyor. Bu yolda hangi irade baskın çıkıyorsa o irade bir diğeri baskın çıkana dek hüküm sürüyor. Bu ne demek? Dernekler hala ekonomik sıkıntılarla boğuşuyorsa bir dernek hala ifade özgürlüğünü kullanabileceği bir alan açamamışsa kendine. Devam eden sıkıntılara ait tabloda hem muhatapları hem kendileri sorumludur Demek. Peki derneklerin fazla ilgi görmeyişinin altında nasıl bir sebep yatabilir? Karşılıklı iletişim sorunu, ön yargılar, duyarsızlık, sorumsuzluk VS… derneklere üye olan bireylerin sivil toplum kuruluşlarından beklentileri de aslında çok önemli. Beklentilerin yön verdiği çalışma prensipleri de göz ardı edilemez bir gerçeklik. Gelenekselleşmiş örgütsel yapı arasında idealist yaklaşımlar da yer bulamıyor. Hal böyle olunca yeni bir yapılanma ihtiyacı hasıl oluyor.
                Evet değerli okurlarım. İşte bahsini ettiğim idealizme sahip bir gurup arkadaşımla beraber bir dernek kurduk. Hem derneklerde oluşmuş geleneksel örgütsel bakışa hem de bu pasifize halden memnun olan sorumsuz idarecilere karşı, asıl olanı yaşamak ve yaşatmak için bir dernek kurduk. Derneğimizin adı “ENGELSİZ DÜŞÜNCE” derneğidir. Bütün engel guruplarının sorunları için hazırladığımız projeler kapsamında, erişilebilirlik ve eğitim konuları başta olmak üzere bütün hak mağduriyetlerinin peşine düşüp daha çok engelliyi sosyal hayat ile tanıştırmayı hedefliyoruz. Allah zeval vermesin.
                Hemen hemen bütün engelli sivil toplum kuruluşlarının tüzüğünde benzer amaçlar yer alır. Fakat her birini başarmak bir derneğe nasip olmaz çünkü bir koltukta iki karpuz durmaz. O yüzden her mücadele alanı için ayrı ayrı komiteler kurup, akademisyenler eşliğinde sorunları önce doğru tesbit edip çözüme yönelik projelerle katılımcı bir yönetim anlayışını önemsiyoruz. Yani ben de engelliler için bir şeyler yapmak isterim diyen her birey için yapacağı bir iş olacak. Bizler hiçbir derneğe mualif veya rakip olarak kurulmadık. Sadece örgütsel anlayışımız farklı olduğu için bu farklılık ile diğer derneklerde yer bulamadığımız için kendi derneğimizi kurduk. Öyle bir toplumsal bakış ve baskı var ki yarım sayfa kuruluşumuza ait gerekliliği ifade etmek zorunda kaldığımı hissettim. İşte demokratik ve özgür yaşam koşulları noktasında, ön yargıların bizi sürüklediği mecburiyetlere bakın. Sadece “engelliler için biz de bir dernek kurduk. Şu şu konularda çalışacağız.” Demek yetmiyor. Mutlaka şu haksız soruya da cevap vermek zorundayız. “zaten bir sürü dernek var onlardan birinin yönetimine girseniz olmaz mıydı?” yukarıdaki açıklamalarımın çoğu bu soruya cevap vermek için yapıldı. Her neyse siz zaten böyle bir soru sormazsınız.
                Gelelim 15 temmuz törenlerine. İlimizde de büyük bir hazırlık yapılıyor. On beşi günü sabaha kadar meydanda olacağız. Ah şu can kaybımız da olmasaydı. Belki o zaman darbe girişiminde bulunanlara teşekkür bile edilebilirdi. Bizi bir birimize kenetledikleri için.
Cumhurbaşkanımızın o dik duruşu olmasaydı bu sonuca eremezdik. Her hafta birilerine karşı dik durmak ve hak ettiği cevabı vermek, gerçekten büyük sabır gerektiren bir ahval. Devlet sabrı böyle bir şey demek ki. Allah sabrını artırsın. Duruşuna zeval vermesin.
                GERÇEKLERİN ACI VERMEDİĞİ BİR MEMLEKET HAYALİ İLE...
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.