“Alternatif gazetecilik” neyin alternatifi? Muhbir gazetecinin alternatifi olabilir mi?
Geçen günlerde Kayseri gündeminin en çok meşgûl olduğu olaylardan, Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek’in cenazesinin Kayseri’de defnedilmesi oldu.
Cenazenin Kayseri’ye defnedileceğinin öğrenilmesinin ardından Kayseri’de bir hareketlilik yaşandı. Olaylar silsilesi şöyle gelişti; Gökçek’in ailesi kendi aile mezarlıklarının olduğu Cemil Baba mezarlığını talep etti, ancak buranın tepki çekeceği düşüncesiyle defin işleminin Başakpınar Mahallesi’nde yapılmasına karar verildi. 23.00 sularında Gökçek’in cenazesi ve beraberindeki ailesi, avukatı ve birkaç kişinin daha içinde bulunduğu bir başka araç Kayseri’ye geldi. Cenaze gasilhaneye götürüldü, daha ortada Başakpınar’a gidiş falan yok. 23.30 civarında Başakpınarlılar sosyal medya hesapları üzerinden meydanda toplanacaklarını duyurdu. O esnada MHP’li ve Ülkücü grup konvoy halinde Başakpınar’a ilerledi. O esnada Ülkü Ocakları İl Başkanı Serdar Turan’ın sosyal medya hesabından yaptığı; “gövdelerinin üstünde baş bırakmayız” konulu paylaşım sosyal medyada çok mecrada paylaşılmıştı bile. MHP Milletvekili Baki Ersoy, bu olaylar esnasında şehrin yöneticileri ile istişareye oturdu, defin işleminin başka yerde yapılması kararlaştırıldı. Ersoy mahalle meydanına gitti, gayet oturaklı bir üslupla kalabalığı sakinleştirdi, cenazenin Başakpınar’da defnedilmeyeceğini açıkladı. Sosyal medyada özellikle üç farklı hesaptan, Kayseri’de İbrahim Gökçek’in cenazesinin bulunduğu aracın önünün Ülkücüler tarafından kesildiği, polisin cenazeyi Ülkücülerin ellerinden zor aldığı, cenazenin linç edilmek istendiği paylaşımları yapıldı ve bu yalan yanlış paylaşımlar paylaşıla paylaşıla çığ gibi büyüdü.
İşte o paylaşımlar, kendini “alternatif” olarak adlandıran medya mecralarında, olayın aslı astarı sorulmadan haber yapıldı. Bu paylaşımlar artık haber olduktan sonra daha çok ciddiye alındı. Eeee nasıl olsa orası “Kayseri” idi, “muhafazakar” idi, “gerici” idi, bunlar da “vuran kıran tayfa” idi vesaire yorumları ile bu kez karşı taraf kurşunlu tehditler savurmaya başladı, yine sosyal medya üzerinden…
Turan’ın o açıklamaları ne kadar “hatalı” ise, Kayseri’de bu tepkinin verileceğini bile bile lades demek o kadar hatalı idi. Çocuğa sorsanız terör örgütü (DHKP-C) sanığı olarak yargılanan birinin cenazesinin Kayseri’de yapılacak olmasına tepki gösterileceğini söyler idi diyemiyorum çünkü şimdiki zamanda da söyler. Bu, cenaze burada gömülsün, şurada gömülsün demek anlamına gelmiyor, perşembenin gelişi çarşambadan belli, neden sonu belli olan olaya şaşırıyorsunuz, demek oluyor…
Bu yazının konusu tepkilerin doğruluğu ya da yanlışlığı olmadığından –ki buna dair düşüncelerimi lades konusunun geçtiği önceki paragraflarda belirttim-; kendilerini “alternatif” olarak tanımlayan mecraların olayı haber yapış biçimi olduğundan dolayı, orayı geçiyorum…
Sosyal medya son yıllarda haber kaynağı olarak kullandığımız mecralardan biri. Aslında sadece sosyal medyaya bağlı kalınarak yapılan habercilik, doğrudan ‘masa başı habercilik’. Ha, sokakta birinden bir dedikodu duyup onu haber olarak yazmışsınız, ha sosyal medya paylaşımını görüp onu haber olarak yazmışsınız, ikisi de birbirinin aynı. Halbuki gazetecilik esasına göre yapılması gereken, bilgi nereden geliyorsa gelsin, o bilginin doğruluğunu teyit etmektir. Buna resmî rakamlardan gelen bilgilerde bile bazen ihtiyaç duyulur ki, sosyal medya gibi denetimsiz mecralarda X kişinin, Y grubunun yazdığı bilgiler çoktan teyide muhtaçtır.
Malûm olduğu üzere bir enformasyon ya da bilgi haber olarak servis edildiği zaman, artık adı ‘haber’ olduğu için artık daha güvenilir nitelik kazanır. Dolayısıyla teyit edilmeyen yanlış bilgi, okurun habere olan güveninden yararlanılarak, dolaşıma sokulmuş olur.
Geçmişte internet teknolojisi gazetecilik pratiği ile buluşmazdan önce haber bu hızla yayılmıyordu. Şimdi işler değişti; nasıl ki Kovid-19 virüsünün diğer virüslerden en büyük farkı ve tehlikesinin çok hızlı yayılması ve mutasyona uğraması olduğu ifade ediliyorsa, bilginin de bu denli hızlı yayılması gazetecilik mesleğini daha hastalıklı hale getirdi. Gazetecilikte yalan haber hastalığı öncesinde de vardı ama internet teknolojisi ile birleşen bu pratikte durum, Kovid-19 gibi önü alınamaz bir hâl aldı.
Bir de üzerine ‘sosyal medyada yankı odaları’ gerçeği eklenince, iş içinden çıkılmaz bir hale dönüştü ki, ayıkla ayıklayabilirsen pirincin taşını. ‘Sosyal medyada yankı odaları’ aslında çok tanıdık bir şeye işaret ediyor; hani geleneksel gazetecilikte Cumhuriyet okurları ile Akit okurlar ayrımı yapıyoruz-en çok verilen örneklerden olduğu için- ve bu okurlar sadece bu kaynakları doğru buluyor da, dışarıda kalan tüm bilgilere kendilerini kapatıyorlar ya; işte bunun sosyal medyadaki versiyonu da, kabaca; “yankı odası” diye tabir ediliyor. Buna göre kendi ideolojimize, bakış açımıza uygun sosyal medya hesaplarını daha çok takip ediyoruz ve oralarda yapılan paylaşımları daha doğru bulma eğiliminde oluyoruz. Bu demek değil ki, diğer görüşlere tamamen kapalıyız ve onları takip etmiyoruz; evet ediyoruz ama kendimize yakın olanlar bizim için doğruyu, diğerleri ise genelde yanlışı ifade ediyor. Yani bir odanın içine kendimizi hapsediyor ve orada yankılanan sesleri biz seçiyoruz.
Sözümona “alternatif gazetecilik” mevzuuna dönecek olursak –bu söylediklerim hepsi için geçerli olmamakla birlikte-, sadece ya da bir takım yetersizliklerden dolayı sosyal medyayı kendilerine haber kaynağı olarak seçenler, her yayıncı kurumun bir yayın politikası ve dolayısıyla bakış açısı olduğu gerçeğini de göz önünde bulundurduğumuzda, işte bu “yankı odaları”nın tuzağına daha çok düşüyor ve internet teknolojisinin verdiği avantajla yalanın çığ gibi büyümesine aracılık etmiş oluyorlar. En son yaşanan İbrahim Gökçek cenazesinde yaşananlar işte tam olarak bunlarla ilgiliydi.
İşin daha acı tarafı da, kendilerini, özgür ve dürüst gazeteciliğin tarafı olarak ifade eden “alternatif gazeteciliğin” bu tür kriz dönemlerinde bu tuzağa daha çok düşüyor olması. O zaman işte şu soruyu soruyorsunuz; yalanıyla yanlışıyla eleştirdiğiniz gazeteciliğe ne şekilde alternatif olduğunu iddia edebiliyorsunuz?
“Doğrulama” kavramı işte bu internet teknolojisi ile gazetecilik pratiklerinin birleşmesinden sonra zorunlu olarak hayatımıza giren kavramlardan biri. Doğrulama yapan kuruluşlar arasında Türkiye’de en çok bilineni teyit.org ki, son zamanlarda bir de malûmatfuruş var; doğruluk payı da bu mecraların önde gelenlerinden biri…
Ve bir de şu var ki; Oxford Üniversitesi’nin 2018 yılında dünyada yaptığı bir araştırmada Türkiye yalan haberde birinci sırada yer aldı. Üstelik de bunun alternatifi, alternatif olmayanı; sağı, solu, ortası yok.
Bütün bunlara dönüp bakınca; her ne kadar teknolojinin değişimiyle gazetecilik pratikleri değişmiş olsa da; geleneksel gazetecilikteki kuralların –etik kurallar- aslında hiç değişmediğini görüyoruz. Bunların başında da, işte bu bahsini ettiğimiz; şimdi “doğrulama”, eskiden “haberi teyit” denen pratik geliyor. Geçmişte birkaç farklı kaynağı telefonla arayarak yaptığımız işi şimdi internet teknolojisinin sunduğu imkânlarla birleştirerek yapıyoruz.
Böylece; ‘akıllı cep telefonu olan, sosyal medya mecralarını iyi kullanan herkes bu çağda gazeteci canım’ sözü de çürümüş oluyor. Çünkü “caaanım” onlar sadece muhbirlik yapıyor. Bir muhbir de, bir gazetecinin alternatifi olamaz…
 

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.