banner176
Üzerinde bin yıldan fazla zamandır yaşadığımız Anadolu toprakları, geçmişten bugüne Hititler, Frigler, Kimmerler, Urartular, İyonlar, Ermeniler, Rumlar, Kürtler, Araplar, Türkler ve adını sayamadığımız nice insan topluluklarına vatan olup onları bağrında besledi yaşattı.

Anadolu’nun Müslümanlarla tanışmasının Hz. Ömer döneminde başladığını tarihler yazar. Bu toprakların Müslüman Türklerle tanışması ise Malazgirt Savaşı’ndan önce başlar. Sultan Alparslan’ın Malazgirt Savaşı’nda Bizans Kralı Romen Diojen’i yenmesini müteakip Anadolu kapıları Müslüman Türklere açılmıştır.

Malazgirt Savaşın’dan sonra Orta Asya’dan kopup İran üzerinden Anadolu’ya gelen Türkmen boyları Batı’ya doğru ilerleyerek kısa bir zamanda Ege ve Marmara kıyılarına kadar ulaşarak Anadolu’ya yerleştiler. Bu toprakları vatan haline getirdiler.

Anadolu Selçuklu topraklarında kurulup büyüyen Osmanlı Devleti, kısa bir zaman içinde tüm Anadolu’yu kontrol altına alarak farklı toplulukları bağrında barındıran bir imparatorluk haline geldi. 600 yıldan fazla yaşayarak bu topraklarda hayat sürdü. Anadolu’ya farklı toplulukların Selçuklular ile başlayan göçleri Osmanlı Devleti Döneminde de devam etti. 1781 yılında Kırım’ın Ruslar tarafından işgal edilmesi üzerine 10 binlerce Tatar Müslüman Rus zulmünden kaçarak Anadolu’ya gelip yerleştiler. Bu toprakları vatan tutup tekrar Kırım’a dönmediler. Osmanlı’nın Viyana yenilgisinden sonra geri çekilmeye başlamasıyla Orta Avrupa’da yaşayan çoğunluğu Müslüman 10 binlerce insan Anadolu’ya göç edip yerleştiler.

Balkan Savaşı’nda Osmanlı’nın bu toprakları kaybetmesiyle, Bulgar, Sırp ve Yunan zulmünden kaçan 10 binlerce Türk, Arnavut, Boşnak, Pomak Müslümanlar tıpkı 1821’deki Yunan zulmünden kaçtıkları gibi Anadolu’ya kaçıp sığındılar, bu toprakları vatan edindiler.

Trablusgarp harbi ve Fransızların Cezayir’i işgali ve 1. Dünya harbinde 10 binlerce insan Libya, Cezayir, Kafkasya gibi ülkelerdeki zulümlerden kaçıp Anadolu’ya sığındılar. 1924’te Mübadele ile Yunanistan ve Batı Trakya’dan gelenler 1950’de Bulgaristan’dan gelenler, 1980’li yılların sonlarına doğru Turgut Özal’ın Başbakanlığı döneminde Bulgaristan’da ki Komünist Todor Riskov’un zulmünden kaçarak Anadolu’ya sığınan 400 bin kadar Müslüman Türk’te bu toprakları kendilerine vatan tuttular. Geldikleri yerlere geri dönmediler.

Tüm bunları sayarken 1864’te Rusların Kafkasya’yı işgali sonucu uygulanan Çerkez sürgünü ile Anadolu’ya gelen 100 binlerce Çerkez Müslümanı elbette unutamayız. Ayrıca 1960’larda Doğu Türkistan’da ki Çin zulmünden kaçarak bu topraklara gelen Uygur Müslümanları 1980 yılında Rus zulmünden kaçarak gelen Afgan Türklerini Saddam zulmünden kaçıp gelen Irak’ın malzumlar ile son yıllarda Türkiye Hükümetlerinin gayretleri ile Ukrayna ve Orta Asya’dan gelen Ahıska Türklerinin de bu topraklara yerleşip geri dönmediklerini unutamayız.

Mübarek Anadolu toprakları bu insanların tamamının vatanı oldu. Onlara aş verdi, ekmek verdi. Hepsine yetti. Hepsi de bizden oldular Anadolu insanı olup hayata tutundular.

2011 yılından bugüne kadar 90 yıl önce bizim toprağımız iken emperyalistler tarafından bizden koparılan komşu ülke Suriye’de yaşayan Müslümanlar (Türkler, Araplar, Kürtler, Çerkezler) ülkelerindeki zulüm ve çatışmalardan kaçarak canlarını kurtarmak için Anadolu’ya kaçtılar. Tıpkı Osmanlı döneminde Cumhuriyet döneminde olduğu gibi!

Sayıları 3 milyonu geçen bu mazlumlara Türkiye insanı ve hükümetleri kucak açtı onları misafir etti. Bir yandan insanlar diğer yandan Sivil Toplum Kuruluşları, Belediyeler, farklı Bakanlıklara bağlı resmi kurumlar bunların Anadolu’da güven içinde yaşamaları için büyük bir çabanın içine girdiler.

Bu insanların farklı coğrafyanın, farklı kültürün insanı olmaları ayrıca büyük bir savaş ve çatışma ortamından gelmiş olmalarının verdiği travma ile Anadolu insanının günlük hayatına adapte olmakta zorlandılar. Bir kısmı uyum sağlasa da uyumda zorlanmaya devam edenler de azımsanamaz sayıdadır. Özellikle eğitimsizlik ve işsizlik sebebiyle sokakta gezen gençlerin çoğu zaman yerli gençlerle çatışmak durumuyla karşı karşıya kaldıklarını görüyoruz.

Geçen haftalarda Kayseri’de Çorakçı Parkı’nda, yerli gençler ve Suriyeli gençler arasında meydana gelen kavgada ne yazık ki yerli bir genç aldığı darbe sonucu hayatını kaybetti. Bölgede kavgayı önlemeye çalışan bir esnafta yaralandı. Arkasından provakatörler devreye girdiler ne yaptığını düşünemeyecek konumdaki gençleri tahrik ederek o bölgedeki Suriyeli sığınmacılara ait dükkanları tahrip ettiler.

Bereket versin! Çorakçı ve Küçük Mustafa Mahalle Muhtarlarının sağduyu çağrısı, Emniyet güçlerinin gayretli çalışmaları, İl Müftülüğü ve Sivil Toplum Kuruluşlarını gayretleriyle olaylar daha fazla büyümeden sükûnet sağlanmaya çalışıldı. Bu özverili gayretler devam ederse Elbette etmeli! Bölgede hayatın kısa sürede normale döneceğini düşünüyorum.
İnsanımıza düşen görev, sağduyulu olmayı kaybetmeden yaşadığımız mübarek Anadolu topraklarının bin yıldan fazla bir zamandır mazlumları bağrında barındırdığını, bu toprakların canını kurtarmak için ülkemize kaçan mazlum ve mağdur Suriyelileri de bağrında barındırınca hiçbir şeyimizin eksilmeyeceği, bilincini hatırlamaktır. Unutmayalım! Biz bu mağdurlara kucak açtıkça onlara, iş, aş sundukça güvenliklerini sağladıkça, sevabımız artmaktadır. Ve sağduyulu davranıp provakatörlere meydan vermeden provakasyonlara alet olmadan olaya yaklaşmak bir insanlık ve vatanseverlik borcumuzdur da.

Unutmayalım ki! Suriyeli kardeşlerimiz 90 yıl önceki vatandaşlarımız ve hemşehrilerimizdir. Provakatörler ve bozguncular asla kardeşlerimiz olmamışlardır. Muhacir Suriyeli kardeşlerimize ensar olmanın sevabı da ayrı bir kıymete sahiptir.
Selam ve dua ile.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner182

banner181