Ayasofya tarihi itibariyle hem Hıristiyan Dünyası, hem de İslam Dünyası açısından önemli bir yapıdır. M. 532-537 yılları arasında Bizans Kralı I. Justinianus tarafından tarihi yarımadanın en seçkin yerine yapılmış, kutsallığın ve bilgeliğin temsili olarak görüldüğü için “Aya-Sofya” ismi verilmiştir.  İslam Güneşinin doğmasından 73 yıl önce kilise olarak yapılmış olan Ayasofya, 916 yıl bu amaçla kullanılmıştır.  1453’te İstanbul’un Fethi ile Fatih Sultan Mehmet (II. Mehmet) tarafından camiye dönüştürülme şerefine nail olmuştur. 1934 yılında ise Müze yapılmıştır.
Fethin sembolü olarak tescillenmiş bu yapının, “neden müzeye dönüştürüldüğü”  konusu hep kafaları kurcalayan bir soru olarak kalmıştır. Ama şu bir gerçek ki; Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesi tekrar “kiliseye dönüştürülmesi” rüyasını görenleri çok ümitlendirmiştir.  Müze olmasını,  yine kilise yapılmasının bir basamağı olarak hayal eden Hıristiyan Dünyası, rüyalarının gerçekleşeceği günleri hasretle beklemekteydiler.
 Feth-i Fatih ile 481 yıl cami olarak ibadet edilen Ayasofya’nın, anlaşılması zor bir kararla müze yapılması, Müslümanların da bir rüya görmeye başlamasına neden oldu. Bu hülya  “Bir gün gelecek, Müslümanların duygularına ve ideallerine değer veren yöneticiler Türkiye’nin başına geçecek ve Ayasofya’yı tekrar camiye dönüştürecekler!” beklentisi idi. Bu beklenti o kadar güçlü bir hale dönüştü  ki; gerçekleşmediği her gün Ayasofya’nın ve temsil ettiği İstanbul’un, dolayısıyla da tüm Türkiye’nin esaret altında olduğu endişesinden kaynaklanan bir beklenti…  Bu hülyanın gerçekleştiği gün; Türkiye’nin “kayıtsız şartsız bağımsız” olduğu, Al Bayrağımızdaki hilal ve yıldızın “tam bağımsızlığı”  müjdelediği, “hürriyetimizin üzerindeki tüm esaret gölgelerinin silindiği”  günün muştusu olacaktı…
Bir gün gelecek, bu rüyaları görenlerden biri kâbusa uyanacak, diğeri bir muştuya…
 Çok şükür 86 yıl sonra gerçekleşen rüya Müslümanlara müjde, ümitlerine vuslat ile sonuçlandı. ELHAMDÜLLİLLAH. İnancın pırıltısı; sevince, yüreklerin ferahlamasına neden oldu. Coşku oldu, duygu seli oldu ve 24 Temmuz 2020 Cuma günü Cuma namazı için Ayasofya’ya aktı.  Tarihte bazı ayaklanmalara ev sahipliği yapmakla ünlenmiş At Meydanı; o gün sevinç ve coşkuyla secde eden yüzbinleri misafir etti. 
Coşkuyu canlı canlı yaşamak isteyen Müslümanların ilgisi o kadar fazla idi ki; Cuma namazından üç saat kadar önce orada olmamıza rağmen, yol arkadaşım ve ben Ayasofya’nın 600-700 metre kadar gerisinde kendimize ancak yer bulduk.  Cemaatin bir ucu Beyazıt Meydanına uzandı.
Yüreklere su serpen bu kazanıma Türk insanının bakışı da farklı farklı olmuştur. Camiye akan insan selinin memnuniyeti tartışılmaz…  Ama bazıları “siyasi bir çıkış” değerlendirmesinde bulundular.  Bazıları da “müze olarak kalmalıydı” görüşündeler. Hatta ileri gidip “kilise olmalıydı” diyenler bile oldu.
“Kilise olmalıydı” diyenlere, çok bir şey söylemeye gerek yok. Yunanistan ve kötü günlerinde onların yanlarında olmakla görevli olanlarla aynı dilden konuşuyorlar.
“Müze olarak kalmalıydı” diyenler, bu ülkede Müslümanların varlığını hazmedememiş, minarelerden okunan ezanlardan rahatsız olan güruh. Onlar Müslümanların, Türkiye’de söz sahibi olmalarından İsrail kadar, Yunanistan kadar rahatsızlar. İsterler ki onlar; “hangi merdiven altını uygun görürsek” orada namaz kılınmalı. “Ayasofya’da namaz kılınırsa”  biz bu durumu “Yunanistan ve türevlerine nasıl izah edeceğiz?” endişesinde olanlardır. “Türkiye onlara emanet edilmiştir ve Türkiye’de İslami değerlere sahip insanların ideallerinin gerçekleşmesi emanete hıyanettir(!)” düşüncesinde olanlar…
 Parti, ideoloji hesabı yapmadan alıp seccadesini giden veya farklı siyasi kimliklerine rağmen çekinmeden, korkmadan olumlu mesajlar verenleri tenzih ediyorum ama özellikle “sessiz kalma” politikası izleyenlerde bu kategoridedirler.
“Siyasi bir manevra” diyenlere söyleyecek çok sözümüz var. Ama lafı uzatmaya gerek yok! Siyaset sonuç olarak milletin inancını, ibadet hürriyetini, ideallerini, huzurunu, refahını korumak ve gerçekleştirmek için hizmet etmektir. Hangi siyasi “Ayasofya’yı ibadete açacağız” dedi de heyecanlanıp alkışlamadık. Bu gün dünyanın pek çok yerindeki Müslümanların bu ideali gerçekleşti ise; Allah’a bir “şükür”,  gerçekleştiren iradeye de bir “teşekkür” borcu vardır! “Hani Rabbiniz; eğer şükrederseniz size olan nimetimi artıracağım, nankörlük ederseniz de hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir, diye bildirmişti.”(İbrahim S./7)
  Gelin siyasete böyle bakalım… İnancımıza, ideallerimize huzur ve refahımıza hizmet edildiğinde Allaha şükür, gerçekleştirenlere de teşekkür edelim. Aksi yapıldığında da eleştirelim, uyaralım. Biz millet olarak bu anlayışta olmayınca siyasilerden bazıları bizim desteğimizi istismar ediyor, iç ve dış düşmanlar da partizanca tutumlarımızı yine bizi birbirimize düşürmek için kullanıyorlar.  Bu asil milleti, kendini dünyanın sahibi olarak gören üç kuruşluk sonradan görmelerin pabuçlarının yaması olarak görmek istemiyorsak, doğruya DOĞRU, yanlışa YANLIŞ demesini bilelim. Kaybetmekten kurtulup, kazanmaya başlamanın; ayağa kalkıp dik durmanın formülü budur.
Dua edelim Ayasofya Cami-i Kebirinin mahkûmiyetten kurtuluşu; tüm Müslümanların “zihinsel ablukadan ve ideolojik teslimiyetten”  kurtuluşunun nişanesi olsun! “Yeniden dirilişin” sancağı AYASOFYA olsun! Doğruya ve hakka desteğimizin, yanlışa ve kötülüğe karşı çıkışımızın bir örneği, bir sâiki olsun…
“Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun.”(Al-i İmran S./104)
(Ayasofya Cami-i Kebirinin açılışı için yaptığımız İstanbul yolculuğunda bana yol arkadaşlığı yapan değerli dostum Sayın Seyfullah KAPLAN’a ve bizi orada misafir eden Ömer CAŞAK Bey’e teşekkürlerimle….)
Selam ve dua ile…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yusuf Cengiz TAŞ 5 ay önce

Allah razı olsun İbrahim hocam. Kalemine kuvvet.

Avatar
Ali İhsan Türk 4 ay önce

Kalemine ve gönlüne sağlık muhterem hocam.Allah razı olsun...

Avatar
İbranim UYAR 4 ay önce

Teşekkür ederim Yusuf Cengiz TAŞ Hocam. Sağlık ve afiyetler dilerim.

Avatar
İbrahim Uyar 4 ay önce

Allah razı olsun. ALİ İhsan Hocam. Rabbim gönlünüze göre versin. Bayramınız mübarek olsun.

Avatar
Mahmut HARMANCI 4 ay önce

Allah razı olsun Hocam. Kalemibe ve yğreğine sağlık.
Selam ve Hürmetler

Avatar
İbranim UYAR 4 ay önce

Değerli Mahmut Harmancı müdürüm Allah Razı olsun. Çok teşekkür ederim.