FETÖ konusunda Bülent Arınç bir şeyler söyledi. Adamı söylediğine pişman ettik. Toplum olarak saldırdık mı hep birlikte saldırıyoruz. Söylenen sözün sahibine bakıp hüküm veriyoruz. Eleştirilere eleştirenlerin gözü ile bakmaya çalışmıyoruz. Ben o şahsın söyledikleri konusunda yorum yapmadan sadece tartışmalardan hukukçu olarak rahatsız olduğumu belirtmek isterim. Ak partililer dahi bir zamanlar davanın ilk üç savunanından biri olan Bülent Arınç’a hakarete varan ifadelerle sözler söylüyorlar. İşin doğrusu medeni olamıyoruz. İktidar muhalefet her kesimde bu hata yapılıyor.

KHK ve Fetö soruşturmalarında o kadar anormal işler yapıldı ki hukuk dünyasının bunları kabul edilebilir hata olarak görmesi imkansız. Şimdi size uç bir örnek vereceğim. Bu anlatacaklarımın isimlerini kişisel verileri açıklama yasağı gereği açıklamayacağım. Ancak isteyen bir yetkili olursa ona verebilirim.

Fetöcünün birisi Fetö ile ilgili kitabını ya da kitaplarını Nevşehir – Kayseri yol kenarına atmış. Vatandaşın birisi ihbar etmiş ve soruşturma başlatılmış. Kitapların üzerinde … ismi yazılı imiş. Kitapların bulunduğu yerin bilmem ne kadar çevresinde oturan ve o çevrede telefonları sinyal veren…. isimli tüm şahıslar tespit edilmiş. Aziz Nesinlik hikayede bundan sonra başlıyor. Kitapların bulunduğu baz istasyonundan oturduğu bağ evi sinyal alan 70 yaşlarında yurt dışından emekli benim müvekkilim terörle mücadele şubesince ifadeye çağrıldı. Müvekkilin oturduğu bağ evi ile kitap atıldığı iddia edilen yer arasında 30 km uzunluğunda ve yaklaşık 500 metre genişliğinde bir baraj gölü var. Yani oraya fiilen gidebilmek için araçla 50 km. yol yapmak lazım.

Olay bana intikal edince şahsı çok iyi tanıdığım, hatta öncesinden itibaren fetö düşmanı diyebileceğim bir düşüncede olan, bir ara yurt dışında ülkücüler tarafından yönetilen Türk İslam Derneği’ne ait caminin dernek başkanlığını yapmış müvekkilimi dolandırmak istediklerini düşündüm. Sordum nereye çağırdılar diye. O da Emniyet Müdürlüğü’nün 5. katında imiş deyince gerçekten çağırıldığına inandık ve birlikte emniyete gittik.

Sağolsun Fetö konusunda insan sarrafı olmuş orada görevli polisler benim müvekkilimin farklı bir kişi olduğunu anladılar. Fakat yine de ifadesini aldılar. Müvekkilim ve ben zaman zaman bu olayı latife olarak anlatıp gülüyorduk. Aradan yaklaşık 2 yıl geçti. Müvekkilimin yurt dışında çocukları ve torunları var. Bunlardan birinin hafta sonu düğünü vardı. Müvekkilim eşini de alarak yurt dışına çıkmak için havaalanına gittiler. İç Hat yolculuğu sonunda İstanbul’a vardılar. İstanbul’da yurt dışına pasaport kontrolüne gelince “yurt dışı yasağın var gidemezsin” dediler. Ne dedi ise boş. Eşi gitti kendi kaldı.
Şimdi bu şahsın mağduriyetini kim telafi edecek. Uçak bileti yandı ona mı, düğüne yetişemedi ona mı, Fetöcü diye yurt dışına göndermediler Fetöcü damgası yedi ona mı neye yansın.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Bir örnek daha vermek istiyorum. Kayseri’de bir işhanında yönetici olan bir Avukat yolsuzluk yapar. Bir başka avukat denetçi onun yolsuzluğunu yakalar, bir başka avukat şikayet eder soruşturma açılır, sonuçta barodan ihraç edilir. Bunu yapan siz misiniz. İhraç edilen bu avukat soruşturmayı tam olarak bilmiyoruz ancak kendisini şikayet edenler dahil baroda kayıtlı 800 avukatı Fetöcü diye şikayet eder.

Bu konuda savcılarımız soruşturmalar gizli demeseler de bir açıklasalar benzer aralarında husumet olanlar tarafından şikayet edilmiş kaç kişi var. Bunlar sırf şikayet edildi diye açığa alınmış, ihraç edilmiş, yurt dışı yasağı konulmuş ya da soruşturma geçirmiştir.

Daha bundan 2 yıl evvel fetö ile hiçbir irtibatı olmayan bir öğretmene tüm Kayseri milletvekilleri kefil olmasına rağmen ve Cumhurbaşkanlığı dahi yurt dışı yasağını kaldıramadı. Son haftada başka bir il kafilesi ile hacca gönderebilmiştik.

Bütün bunları anlatmak Fetö soruşturmalarını zaafa uğratmaz bilakis güçlendirir. Başta belirttiğimiz gibi birisi bir eleştiri yapınca hemen ona saldırmak yerine acaba doğru söylüyor mu diye düşünmeliyiz. Şu anlattığımız hadiselerin hiçbirisi bir hukuk devletinde olmaması gereken örneklerdir. Savcı ve hakimlerimize bu konuda çok görev düşüyor. Onların da işi zor. Çünkü tüm fetöcüler inkar ediyor. Adamın deposunda 25 koli fetö kitabı yakalanmış ben bir tek fetö kitabı satmadım diyor. Telefonunda bylock çıkmış kişiler tüm ayrıntılı delillere rağmen inkar ediyorlar. Kim doğru söylüyor kim yalan söylüyor belli değil. Allah hakim ve savcılarımızın da yardımcısı olsun.

Darbecilerin çoğu kaçtı, bir kısmı içeride. Bank Asya’ya para yatırdı, sendikaya üye oldu v.s. diyerek insanları terör örgütü üyesi olarak suçluyoruz. Avrupalılarda haklı olarak diyorlar ki bu kadar terör örgütü üyesi mi olur. Kaldı ki biz yukarıdaki örnekte olduğu gibi ilgisi olmayanları dahi o kategoriye sokmaya çalışıyoruz. Tam tersi konuyu tartışıp sayıyı azaltmamız gerekmiyor mu?
Allah’a emanet olunuz.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mehmet 1 ay önce

Bir fiil darbeye karışan askerlerin çoğu kaçamadı. Çoğu hapiste. Çok azı kacabildi.