Kitabın ismi başlıktaki gibi: Fahrenheit 451. Yazarı Rad Bradbury. Fantezi, korku ve bilimkurgu edebiyatına damga vuran yazarlardan biri olarak Bradbury 1920 yılında Amerika’da doğmuş. Ömrü boyunca kendini yazmaya adayan bir isim olarak biliniyor ve çok sayıda eseri var. Bu eserlerden biri de Fahrenheit 451 adlı kitabı. Distopik bir tür olan Fahrenheit 451’in anlamına baktığımızda kağıdın yanma derecesini ifade ettiğini görüyoruz.
Distopik türde eserlerde karşılaştığımız gibi bu kitapta da gelecek projeksiyonu yapılıyor ve kurgusal bir dünyanın büyük resmi gözlerimizin önüne seriliyor. Konusu, odak noktası ve sert eleştirel dili itibariyle hayli sarsıcı bir kitap aslında.
Kağıdın yanma derecesinden de kopya olarak anlayacağımız üzere bu kitap, bir itfaiyecinin odağında ve çerçevesinde kurgulanıyor. Ancak bu itfaiyeci bildiğimiz itfaiyecilerden değil. İtfaiye teşkilatı hepimizin bildiği üzere insanların hayatını kurtaran, yangını söndüren kahraman insanlardır. Hayatlarını tehlikeye arma pahasına başkalarının hayatını kurtarırlar. Bir anlamda yeniden hayata kazandırırlar. Bu bakımdan hayati bir mesleklerden biridir dersek yeridir sanırım. Eserde ise Montag isimli itfaiyeci, bilindiği üzere yangın söndürmek yerine tam tersi evleri ateşe vermek üzere görevlerini sürdürüyorlar! Çok ilginç bir kurgu değil mi!
Bu yönüyle ve yaklaşımıyla dahi insanı tedirgin eden ürperten bir içerikle karşılaşacağınızı hissediyorsunuz. Ne gibi konular yer alıyor ne demek istiyor ve bir itfaiyeci söndürmek yerine neden yakar bunu merak ediyorsunuz. Kitabı henüz bitirmedim ancak geldiğim noktaya kadar dahi etkilemeye yetti. Çünkü hiç aklıma gelmezdi bir itfaiyecinin söndürmekle değil de yakmakla görev olacağı.
Kitaplardan, bilgiden, düşünmekten nefret eden, korkan bir toplum düşünün. Böyle kurgulanmış bir toplumda kitaplar dışlanmış ve insanlar sindirilmiş, küçük yaşamlarına ve zihinlerine hapsedilmiş, kitabın yerine konan ve insanı uyuşturan şeylerin yerini aldığı bir ortamda, mutluluklarını yitiren insanların da olduğu bir toplumda bu itfaiyecilerin görevi kitapların olduğu evleri tespit ederek veya ihbar üzerine o eve giderek, kerosen maddesini başta kitaplar olmak üzere eve döküp ateşe verip yok etmek! Özellikle bu eylemler de gece gerçekleştiriliyor ki gecenin karanlığında ışıldasın! Böylece içinde insan da olsa o evler kitaplar imha ediliyor. Yani kitap sahibi olmak, bulundurmak, okumak suç. Bu suçun cezası ise yanmak. Size de bir Ortaçağ manzarasını hatırlatmıyor mu? Evet ama bu eser distopik bir eser ve yirminci yüzyıl içerisinde yazılıp yayımlanmış. Toplumların uygarlaşma sürecine değinen, modern insanla toplum meselelerini işleyen önemli ve çarpıcı bir kitap.
Bu meseleleri ele alırken insan ruhunu ve diyaloglarını, yaşantısını da betimlemesi, kitabın etkisini daha da artırıyor. Altı çizilesi cümlelerin yer aldığı kitapta, modernitenin ve içinde eriyen insanın durumunu, sistemin vahametini tasavvur edebiliyorsunuz.
Henüz kitabı tamamlayamadığım için sonunu çok merak ediyorum ancak geldiğim noktada Montag’ın değişimine şahit olmaya başladım. Bu bakımdan distopik türde kitaplar okumayı seviyorsunuz, yavan eserler okumak yerine böylesine çarpıcı bir eseri okumanızı tavsiye ederim.
İnsan denen varlığın kitapla, bilgiyle, düşünmekle olan savaşının başka bir resmi de denebilir bu kitaba. Görevi söndürmek değil yakmak yok etmek olan bir itfaiyecinin hikayesini, olayını okumak için zaman kaybetmeden kitabı alıp okumanız temennisiyle.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.