Öncelikle gündemimizden başarıyla düşen Cumhurbaşkanlığı Sistemi tartışmaları, hayırlı bir sonuçla vuku bulduğu için duyduğum memnuniyeti dile getirmeliyim. Ortadoğu siyaset dengesinde, Etkin bir ülke olabilmek ve toprak bütünlüğümüze, köklerimizin izini taşıyan topraklara ve dindaşlarımıza karşı oyun kuranların oyunlarını, hızlı bir manevra ile bozabilme kabiliyeti kazanmış olduk. Sistemle ilgili tartışmalar daha da devam edecek olsa da referandum süreçlerini bahane edip işini ağırdan alanlar asıl uğraş alanlarına yönelik çalışmalara başlayabilir sanırım. Ne demek istediğimi Artık tahmin ediyorsunuzdur. Yani engelli erişilebilirliği adına, bu güne kadar yapılmayanlar ve yapmayanları kast ediyorum. Neyse ki önümüzde farkındalık oluşturabileceğimiz bir haftamız var. (10/16 Mayıs Engelliler Haftası.)
İlimizde bulunan bir il müdürlüğünde, geçen hafta, 10/16 Mayıs Engelliler Haftası için neler yapılabilirliği tartışıp, farkındalık oluşturmak adına, sivil toplum kuruluşları ile beraber bir araya gelindi. Toplantı boyunca, bazı STK’ların temsilcileri, aynı amacı gütseler de aynı düşünmüyor ve birçok konuda itilafa düşüyorlardı. İlgili il müdürlüğü, bu haftayı kendi imkanlarıyla da değerlendirebilirdi elbette. Fakat iyi bir niyetle bu konuda çalışma yapan STK’ların da kendi seslerini duyurması için bir fırsat sunuyordu. STK’ların bazıları toplantıyı bu minvalde değerlendirmek yerine, ön plana çıkmak uğruna birbirleri ile yarış içindeydiler. Asıl çalışma alanlarımıza ve amaçlarımıza yönelik anlayışı oluşturmak yerine sergilenen bu davranış, bizim doğru anlaşılmamıza engel oluyordu. Birbirimizi üzerek, toplantı son buldu. Sonuçta bir program ortaya çıktı elbette.
Toplantı sonrası yaptığım bir araştırma sonucu, erişilebilirlik denetim komisyonu, yeniden yapılanıyor üyeler değişiyormuş. Ulaştığım değişmiş isimler arasında, engelli sivil toplum kuruluşlarından temsilciler bulunuyordu. Bu önceki komisyon üyeleri için de aynı prensip ile oluşmuş bir yapılanmaydı. Fakat bir fark gözüme çarptı; bu sefer engel guruplarından biri ve en çok erişilebilirlik mağduriyeti yaşayan kesim olan görme engellileri temsilen bir kişi dahi yazılmamıştı. Yaptığım araştırma yine ön plana çıkma kaygısıyla hareket eden bir STK temsilcisinin, engelliler konfederasyon yöneticiliğini de kullanarak, kendi eşrafından isimler için onay aldığı sonucuna ulaştım. İlgili il müdürlüğüne dillendirdiğim bu konu hakkında, bir durum değerlendirmesi yapılacağı söylendi. Bu yazıyı yazdığım sıralarda veya yayımlandığı süreç içinde bir düzeltme yapılırsa ki olabilir, görme engelli birinin komisyon çalışmalarına katkısı önemsenmiş olacak. Her hangi bir düzeltme yapılmadığı takdirde, komisyon çalışmaları görme engelliler bakımından doğru değerlendirmeler yapılması adına şüpheli bir konumda güven sorunu ile baş başa kalacak.
Aslında burada, bu hikayeyi yazmamın sebebi, bir medya baskısı oluşturmak değil; ilk paragraftaki tespitime destek olabilecek bir örnek hikaye oluşudur.
Aynı amacı gütseler de bazı STK’lar, birbirini sevemediği sürece, arada meydanı boş bulan fırsatçılar menfaat devşirmeye devam edecektir. Olan, toplumun negatif engelli algısının doğru yönde gelişmesine vurulmuş bir balta ile açılmış bir yaradır. Maalesef bu yarayı açan da kaşıyan da yaranın asıl sahipleri…
Hal böyle olunca, sorunlarımızı doğru dillendiremiyor, bizim adımıza, bizim haklarımız için faaliyet yürüttüklerini iddia eden, bazı, çatışan dernekler yüzünden, ihmal edilen haklarımızı gündeme getiremiyoruz. Mevzuatlar ile uygulamalar arasındaki paradoks, bir birey olarak kabul görme arzusundaki çığlıklar, istismarın önlenmesi adına söylenenler ve en önemlisi oluşması gereken sağduyu ve hoşgörü bilinci fark edilmiyor, önemsenmiyor…
Bütün bunlar biz ortak sorunlarımız için ortak bir dil geliştiremediğimiz sürece devam edecek ve hakkını savunduğumuz engelliler için, bir arpa boyu yol gidemeyeceğiz. Bahsettiğim ortak dili geliştirmek o kadar da zor değil. Zira sizler daha zorunu başarıyorsunuz; (çatışmak ve bir diğerini yok sayarak ön plana çıkmak) bizler bir birimizle değil, mağduriyet kaynakları ile savaşmalıyız. Aynı kaderi paylaşan ve birbirine ihtiyacı olan insanlarız. Umarım ifade etmek istediğim gibi anlaşılırım. Birbirimizi saygın bulmalı davamıza sahip çıkmalıyız. En sıkıntılı anımızda, en güzel antidepresan olan sevgiye sarılmalıyız. Hem birbirimiz için, hem haklarımızın farkında olmayanlar için, hem de farkında olup da umursamayanlar için, bir yudum sevgi iyi gelecektir.
Gerçeklerin acı vermediği bir memleket hayali ile…
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner291