Memlekette herhangi bir konuda sorun yaşandığında eskilere sarılmamız, sarıldığımız figürler dolayısıyla fikir ayrılıklarına düşmemiz yeni fikir üretemediğimizin göstergesi. Çölleşmişiz çünkü düşünmüyoruz.

Tarih dediğin…
En son olay örneğin; Ayasofya camiye dönüştürülüyor, ta 1453’te İstanbul’u fetheden Fatih’in sözlerine, 34’te müze statüsüne dönüştürüldüğü dönemde Atatürk’ün tespitlerine sarılıyoruz. Aradan geçmiş onlarca, yüzlerce yıl. Konuşanlar kendi dönemlerinin koşulları üzerinden söylem üretmiş. E bir de işin siyaset boyutu var. Daha komik olanı da, sosyal medyada tarihi figürleri birbirine düşman ya da destekçiymiş gibi gösteren bazı karşılaştırmalarda bulunmak. Adamların birbirinden haberi bile yok… Haydi sosyal medya dünyası yapıyor da köşe yazarları, bazı akademisyenler neden ciddiye alır bunları, anlamak mümkün değil. Bu durum her şeyin magazinelleştirilerek içinin boşaltılmasına benzediği gibi tüm bu saçmalıklar gününde yaşanan gerçeklerin üzerini örtüyor, onlar üzerinde düşünmeyi engelliyor üstelik. Tarih bilimi geçmişteki olay örüntülerine bakıp geleceğe dair sağlam adım atmaya yaramalı. 2020’den 1700’ü tartışmak gibi saçma bir şeye dönüşmemeli. Bu nedenle fazlaca da kutsanmamalı. Alet bilimi gibi düşünmekte fayda var. İçine girip tarihte takılı kalmanın faydası da yok. Bilim dediğinden yeri geldiğinde faydalanırsın olur biter. O nedenle klavye başında geçici hazlar yaşarken gerçeklere düşmanlık edilmemeli.
Düşünme eğitimi şart ne diyebilirim ki…

İstanbul Sözleşmesi…
Bu aralar önemli gündem maddelerinden biri de İstanbul Sözleşmesi. Sözleşme konusunda aklı başında bir kritik yok. Sadece iki taraf var. Bir taraf sözleşmenin kadını yaşattığını, diğer taraf aileyi öldürdüğünü savunuyor. İki tarafın da dinamikleri başka ve biz sadece iki tarafı dinlemek zorunda kalıyoruz. Dün Polonya’nın sözleşmeden çekildiğine dair haberler de iyice evlere şenlik bir durum ortaya çıkardı. Kardeşim bir şey tamamen iyi tamamen kötü olmak zorunda mıdır, kaldı ki bu mümkün müdür? Her şeyin fetişistiyiz. Sözleşmeye derli toplu, gerekirse yapısökümcü bir yaklaşım şart. Ayrıca gerçekten bir yerden (Batı) yazılan bir sözleşme neden bütün toplumlarda aynı şekilde uygulanmak zorunda kalsın ki (İnsan Haklar Evrensel Beyannamesi gibi, Batı’nın ‘insan’ tanımı tüm dünyada aynı olmak zorunda mı mesela?) Söylemi ortaya koyan otoritenin otorite olduğunu kim belirliyor, bu otorite otoritesini nereden alıyor? Söz konusu sözleşmenin otoritenin dışındaki toplumların dinamiklerine uygun olup olmadığı üzerinde kafa yorulmuş mudur hiç? Sözleşme iyidir, kötüdür demiyorum. Bunları sorgulamadan neden kabul edip sonra da neden çekilmeye kalkıyoruz sözleşmeden, bunun sorgulamasını yapıyorum. Bir de, “İmzaladık ama içeriğini bilmiyorduk.” diyenler var. Of yani, siz bilmezseniz vatandaş ne bilecek?
Düşünme eğitimi gerçekten şart daha başka ne diyebilirim ki?

Güçlü kadın…
Arada bir ısıtılıp ısıtılıp önümüze sunulan bir tabir ‘güçlü kadın’. Bu aralar yine ısıtıldı. Neymiş efendim, güçlü kadın dik dururmuş, kimseye prim vermezmiş, öyle ortalık yerde duygularını ayaklar altına sermezmiş, her daim çelik gibi dururmuş falan filan… Ya hu bu robot mu? Kadın dediğin de, erkek dediğin de insan. Yaşadıklarına binaen de ayakta kalmak için bir takım yetiler geliştiriyor. Bu olağan süreci oradan alıp destan yazmaya, durumu arabeskleştirmeye ne gerek var? Ayrıca da kim güçlü kadın dese orada bir mağduriyet kokusu geliyor insanın burnuna. Yıllarca erkeklere “güçlü ol” muamelesi çekip psikolojilerini alt üst etmeniz yetmedi de şimdi de kadınların psikolojisi mi kaldı? İnsan dediğin güçlü de olur zayıf da. Ağlar da, güler de, öfkelenir de. Öte yandan; her kadın çıtkırıldım olmak zorunda da değildir. Güzel kardeşim, bunlar tamamen şartlar, koşullar meselesi. Kadın da, erkek de, çocuk da, yetişkin de, varlığına öyle ya da böyle bir kasıt hissettiği zamanlarda bir savunma refleksi ile güçlü davranır, sonra da güçlü olur. İşte bu kadar basit. Sonra da o güçlü dediğiniz kadınlar ya da erkekler sözümona zayıflık gösterse vay efendim, “Aaaa olur mu senin gibi güçlü kadına/erkeğe yakışır mı?” Hayır, kendiniz robot falansınız da haberimiz mi yok. Söyleyen de aynı özellikleri taşıyan; kimi zaman güçlü kimi zaman zayıf insan altı üstü.
Hakikaten düşünme eğitimi şart, ne diyeceğimi şaşırdım.
 
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.