Ben bu sayfadan siz kıymetli okurlar ile hasbi-hal havasında; eğitim, kültür, şehir ve aktüel tarzında lisanı münasip ile yazmağa gayret ediyorum. Fakat Anadolu şivesi ile “ kulağımıza çalınan” bazı uygunsuz söylemler duyuyoruz.
         Ben yazın hayatında da kendime edebi düstur edinmiş bir kardeşinizim. Ama bu demek değil ki kalemimiz dut yemiş bülbül. Biz de ona göre kalem oynatmasını biliriz. Susuyorsak edebimizdendir, bilin istedim.
        Kayseri’de özellikle ‘çamur at izi kalsın’ mantığı ile insanlar olmadık iftiralara maruz kalmakta, olmadıkları şeyler ile etiketlenip, ismi lekelenmekte. Bunlar mümin müslüman insana yakışmayacak hal ve hareketler.
        Biz de birilerinin ne halt ettiklerini biliyoruz. “Açtırma kutuyu söyletme kötüyü” derler bizim Anadolu’da. Bırakın kutu kapalı kalsın…
Cemaziyel-Evvel;
        “Osmanlı da arşivciliğe büyük önem verilir ve devlete ait her belge titizlikle saklanırdı. Şimdi ki gibi dosyalama düzeninin olmadığı o dönemde devlet dairelerinde bu iş için çuvallar kullanır ve her aya ait biriken belgeler bir torbaya doldurarak korunurdu.
      Arşive kaldırılan belgelerin birbirine karışmamasının ve arandığı zaman kolay bulunabilmesinin sağlanması için torbaların üzerine iri yazı ile ait olduğu ayın adı yazılır, bundan sonra torbalar mahzene indirilip, orada sıraya konulurdu.
      Yıllardan birinde cemaziyel-evvel ayına ait belgelerin bir sandığa konulup, sandığın kapağı mühürlenerek belgelerin başka bir yere götürülmesi gerekmişti. Arşivde görevli dar gelirli bir memur, istenilen belgeyi sandığa boşalttıktan sonra boş torbayı alıp evine götürmüş.
     Bir süre sonra da yoksulluk nedeniyle bu torbadan kendine bir iç çamaşırı(iç donu) diktirmiş, onu giymeye başlamış. Torbanın üzerindeki saf bezir işi mürekkep, çamaşırın birkaç kez yıkanmasına karşın çıkmamış ve torbanın üzerindeki cemaziyel-evvel yazısı, iç çamaşırın arka bölümünde olduğu gibi kalmış.
      Bir gün işyerindeki öteki memur arkadaşları, onun iç çamaşırının arka bölümündeki bu cemaziyel-evvel yazısını görmüşler ve kendi aralarında gülüşmeye başlamışlar. Bu dar gelirli memur, ilerideki yıllarda daha yüksek okullarda okumuş ve işinde daha yüksek makamlara yükselmiş.
      Artık kadife astarlı samur kürkler, mücevher işlemeli kaftanlar giyer olmuş. Eski arkadaşları kendisine gıptayla bakmaya ve hatta onu zaman zaman da kıskanmaya başlamışlar. Bir gün onun başarılarından söz edilirken, onu kıskanan eski arkadaşlarından biri hemen söze karışmış ve "siz onun bugünkü durumuna bakmayın" demiş. Biz onun cemaziyel-evvelini biliriz.”
        Evet, hikaye bu ya, biz de bazılarının cemaziyel-evvelini biliriz. Biliriz lakin yine de susarız. İmanımız ve edebimiz bunu gerektirir. Bu kıssadan muhakkak herkes üzerine düşen dersi alacaktır.
        İnsan, geldiği yeri unutmamalı. Bir zamanlar kendisinin çektiği acı durumları, başkalarına çektirmeye kalkmamalı.
        Başkalarının yaptıkları yanlışsa, aynı yanlışları tekrarlayan kişi olmamalı. Herkes yanlış da yapsa, kendisi doğruyu yapanların ilki olmalı. Sahip olduğu o imkanların elinden alınıvereceğini aklına getirerek hep iyiliklerin adamı olmaya gayret etmeli.
         Peygamber efendimiz(s.a.v) bir hadisinde “Az konuşmak imandan, çok söz nifaktandır.” buyurmaktadır. Dil, bilen için büyük nimettir. İyi ve kötü işteki rolü, iyiliği de kötülüğü de büyüktür. Cirmi küçük, cürmü büyüktür. Diğer uzuvların sahası dardır. Kulak sadece işitir, göz sadece görür. Dilin sahası geniştir. Hayır ve şer için geniş alana sahiptir.
         Buradan tabi ki hiç konuşmamak gerektiği anlaşılmasın. Gereksiz yere konuşmak kadar gerektiği yerde susmak da yanlıştır. Kişinin yanlışını örtbas edecek halimiz yok ama bu yanlışı ulu orta her yerde dillendirmeyeceğiz. Yanlışı muhatabına uygun bir dil ile söylemekte boynumuzun borcu. Bunu yapmadığımız takdirde sünnet-i seniyeye uygun davranmamış oluruz.
        İlk bakışta kolay gibi görünse de söylemesi kolay yapması zor, erdemli davranışlar bunlar.  Şüphesiz imtihan dünyasındayız. Kimisi mal ve mülk ile kimisi şan şöhret ile kimisi de dil ile imtihan oluyor. Kimimiz verecek bu imtihanı kimimiz veremeyeceğiz.
       Mevlam bizi hep hayır üzere olmayı ve hesabı kolay verenlerden olmayı nasip etsin.
       Her birimizin cemaziyel-evveli olduğu gibi cemaziyel-ahiri de yok mu?
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.