Audiler, Mercedesler, 1 saat evvelinden çalıştırılır, içi-dışı, koltukları ısıtılır.
Nedeni; Âlî erkân, asgâri ücret tespiti yapmaya gidecekler, maazallah üşürlerse, "Alın terinin" bedelini belirleyemezler...

Sıcak, kocaman bir salon, geniş, rahat koltuklar ve önlerinde, üzeri çiçekler, böceklerle bezenmiş gösterişli bir masa.
1.ve 2. Toplantılar yapılır, daha üçüncüsü de vardır;
can hıraş çalışmaya başlanır, çalışılır da çalışılır... Bu iş o kadar yorucudur ki, sık sık çay kahve molaları verilir, hatta zaman zaman "Ayakta" bile sırf işçilerin faydasına sohbetler edilir.
Ve her toplantının ardından açıklama yapmak önemli bir gelenektir: 
"Faaliyetlerimiz çok yoğun bir şekilde sürüyor, sonuca ulaşmak için büyük çaba içerisindeyiz." 
Sanırsın, kuru kavaktan düdük çıkaracaklar...

Devlet temsilcisi olsanız da
İşveren temsilcisi olsanız da
İşçi temsilcisi olsanız da
Bindiğiniz arabada, işçinin alın teri var,
Girdiğiniz salonda, işçinin alın teri var,
Salonu ısıtan yakıtın, aydınlatan elektriğin faturasını, oturduğunuz rahat koltukların, önünüzdeki kocaman masanın ve üzerindeki, pastanın, çiçeğin, içtiğiniz suyun bile parasını işçi ödüyor.
Yani; bu şatafatın bedeli işçiden çıkarken,  sefâsını siz sürüyorsunuz.
Hal böyleyken, hakkaniyetten ayrılmadan ki ayrıldığınız alenî; 
hangi kriterlerle belirleyeceksiniz, işçinin, çoluğunun çocuğunun boğazından geçecek lokmaların ederini.
Güler misin, ağlar mısın...

Sormak gerekir:
Deveyi havuduyla yutmak isteyen de girdi, bu toprağın altına.
"Bir lokma, bir hırkaya" kanaat edenler de.
Bu gerçeğin sizin için bir anlamı var mı?

Sayın Elitler "Siz Memleket'in gerçek sahiplerisiniz ya" korkmayın!
Bu ülkede, sizin alt tabaka gördüğünüz, emekli, işçi, memur, taşeron çalışan, kanaatkâr insanlardır. Kişisel çıkarlarından çok her zaman Memleket menfaatlerini ön planda tutarlar.
Türkiye, başta ekonomi olmak üzere, birçok konuda sıkıntı yaşarken, asgâri ücretliler zaten "At'la, deve" istemezler.
Bunun yanında, yaşamın bilinen gerçeğini de bir kez daha vurgulamakta fayda var:
Borçlu bir toplum olmadığımızı, kimse iddia edemez. İşçi, memur, emekli, çalışan-çalışmayan insanlar, maddî ihtiyaçlarını karşılayamadığı için; kişilere ve kurumlara (genelde bankalara) muhtaç hâle gelmişler/getirilmişler ve borçlanmışlardır.
İnsânî temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayan birinin, zamanı geldiğinde sözünde durup, borçlarını ödemesi çok zor hatta imkânsız olduğundan:
Bu durum, kişiyi yeni borçlar, yeni çıkış noktaları aramaya itecek, çözüm tükendiğinde, Allah esirgesin hırsızlığa, dolandırıcılığa kadar gitmese de kumara yönelme ve diğer illegal, etik olmayan işler şeklinde, hayatında tezahür edecektir.
Aile yaşantısında ağır yaralara yol açan/açacak bu realitenin toplumsal hayatı da etkilememesi kaçınılmazdır. Bugüne kadar, göz ardı edilen, insan onuruna ve ahlâkına sığmayacak bu gerçeklerin, bâri bugünden sonra dikkate alınması isteğimiz ve dileğimizdir.
Demem o ki;
Asgâri ücreti belirleme süreciniz ve "şekliniz" artık kabak tadı verdi.
Memleket şartları da ortada, asgâri ücretlinin durumu da, işi dallandırıp, budaklandırmaya gerek yok.
Bir an evvel "Körler, sağırlar, birbirini ağırlar." modundan çıkıp, kendi kesenizden veriyormuş havalarına girmeden,
Fazla değil, sabrını denediğiniz, ömrünü yediğiniz işçinin, kimseye muhtaç olmadan yaşamasını sağlayacak "hakkını" verin yeter!
Devenin havudu da hamudu da hatta deve de bir türlü doymayanların olsun...
Abdullah Salur
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
İsmail TURHAN 3 ay önce

Allah razı olsun abdullah bey keşke böyle vicdan sahipleri çoğalsa...