Çok şey kaybettik. Neleri yitirdik. Sahip olduğumuz ne kadar güzel adetlerimiz varsa çoğunu unuttuk. Dinimizi, maneviyatımızı, tarihimizi, ecdadımızı, kültürümüzü unuttuk. Unutturulduk. Geçmişimizden kopuk, geleceğimizden bihaber, garip bir toplum haline geldik. Her bir parçamız, her bir tarafa bizi çekiştiriyor. Kimisi batının kokuşmuş kültürüne çekerken, kimisi de orta çağ anlayışı gibi geriye çekiyor. Bazıları sağa, bazıları sola çekiyor. Kimisi yolunu doğrulamak için İslam’ı kullanıyor. Kimisi en doğrusu benim yolum diye, diğerlerini küfürle itham ediyor. Milleti satan, kazıklayan, kandıran, soyan, yanlış yollara yönlendirenler birbiriyle yarışıyorlar. Kendimize gelmemize izin vermiyorlar.
İnsanlığımızı yitiriyoruz. İnsanlıktan yoksun batıya ayak uydurmak için birbirimizle yarışıyoruz. Alemlere Rahmet, sevgi Peygamberinin SAV Ümmetiyken, sevgimizi kaybettik. Barış ve kardeşlik dini olan, İslam’dan uzaklaşıp, kardeşlik, arkadaşlık, komşu haklarını bitirdik. Aynı batıdaki gibi olmaya başladı. Camiler boşaldı, cumaları ve bayramları camiye gidilir oldu. O yüzden, kimse kimseyi aramaz, sormaz oldu. Oysa Peygamber A.S. üç vakit camide görmediği ashabı sorarmış, ararmış. Bizde nerde bu,  komşunun kapısını çalmaz olduk. Hani, anne baba hakkı ödenmezdi. Büyüklerin saygı görmesi, küçüklerin sevilmesi, korunması, maneviyatımızdandı. Manevi duygularımız törpülendi, milli duygularımız köreltildi. Toplum yaşantımızda terazi bozuldu. Şiddet arttı. Aile içi şiddet, çocuk ve kadınlara karşı şiddet, birbirimize karşı şiddet, günlük haberler haline geldi. Hayvanlara şiddet görüntüleri ekranlardan düşmez oldu. Şefkat göstermeyi, merhametli olmayı unuttuk. Komşumuz aç iken, biz tok yatmayı öğrendik. Arkadaşlarımıza ve akrabalarımıza karşı görevlerimiz olduğunu bilmiyoruz. Anne babayla haftalık, akrabalarla aylık yıllık görüşmeler, komşularla zoraki merhabalar. Sürekli değiştirdiğimiz arkadaşlarla dost olmayı bilmiyoruz. Düğün, cenaze ve bayramlar dışında, kimse birbirini aramaz, sormaz oldu. Dal dal kırdılar. Budadılar. Kökümüzü kazımak için, her türlü yolu reva görüp, kullanıp bizi bu hale getirdiler. Tarihimizi karalayıp, ecdadımıza küfrettirip, kökümüzü de sileceklerdi ama o kadar sağlam bir temelde yatıyor ki geçmişimiz, bir türlü başaramadılar. Köklerden yeni filizler çıktıkça, yeni yöntemlerle onları da budadılar. Şucusun, bucusun dedi, birbirimize düşürdüler. Türksün, Arapsın, Kürtsün, şusun busun deyip, ümmetin kanına girdiler. Bütün bunları yaparken demokrasi dediler, hürriyet dediler, özgürlük dediler, demediklerini bırakmadılar. Peygamber AS. Ümmetini paramparça ettiler. Maddi zenginleşmeyi kullandılar, kapitalist soygun düzenine geçişimiz sağlandı. Güzel evlerde, arabalarda, kıyafetlerde, altın asbab da yarışır olduk. Bin bir çeşitle donatılmış sofralarda, israfa batarken,  bir taraftan da Peygamber AS ve ashabın bir hurmayı paylaştığını, açken karınlarına taş bağladıklarını ballandırarak anlattık, dinledik. Yoksulu, yetimi, hastayı, düşkünü, yolcuyu bilmez, gözetmez olduk. Ne zaman başımız dara düşerse, sıkışırsak Allah’tan değil torpillerden yardım aradık. Hep önde olmak, hep ilk olmak, hep kazanan olmak için, birilerinin hakkı ve bastığımız yollar umurumuzda olmadı. Kısaca, helali haramı da unuttuk. Yardımlaşmayı, paylaşmayı, sadaka ve zekât vermeyi artık bilmiyoruz. Kuran’ın açıkça uyarmasına rağmen, biriktirdikçe, biriktirmeye çalışıyoruz. Yine, biriktirdiklerimizle övünüyor, yarışıyoruz. Umre sayısı, hacca gitme sayısı ve dağıtılan hediye, yeni yarışma alanları doğuruyor. Cenazelerde kimin daha güzel yemekler verdiği, düğünlerde kimin ne töre taktığının kaydedildiği defterler yarışıyor. Ailesinden, çevresinden, akraba ve arkadaşlarından muhtaçlık yaftasından korkup, yardım isteyemeyenler bankalara ve faize mecbur edildi. Yardım isteyenlerde ayıplandı. Televizyon başlarına,  yabancı kültürlerin propagandasını yapan, dizilerine, filmlerine, haberlerine, reklamlarına mecbur bırakıldık. Gıdamızı bozdular, soframıza el attılar. Sağlığımızı bozdular. Hastane kapılarına mahkum edildik. Hem ilaç sattılar, hem bağımlı yaptılar. Artık o ilaçlar olmadan kendimizi sağlıklı hissetmiyoruz. Ağlasak mı, gülsek mi. Bütün bunları zorla değil, isteğimizle, ihtiyaç duyarak kabul etmemizi sağladılar.

Bundan yirmi otuz sene evvelini, o günlerdeki aile ve toplum hayatımızı özlüyoruz. Ah o günler, ne güzel günlerdi diyoruz. Gözümüzün önünden film şeridi gibi geçen,   Anadolu kokan günleri arıyoruz. Belki maddi imkanlar bugünkü gibi değildi ama ağzımızın tadı yerindeydi yuvamız, sokağımız, köyümüz, şehrimiz bırakırlarsa daha huzurlu oluyordu. Tüm haklar gözetiliyor, yaşamanın tadı çıkarılıyor, camilerde 3,4 saf oluyorduk. Şimdi imam ve bir iki yaşlı cemaat. Velhasılıkelam acınacak bir haldeyiz. 20-30 yıl sonra bu günleri aramayız İnşallah. Bu gidişata dur diyemez isek, herhalde, bugünleri çocuklarımız hayıflanarak hatırlayacak. Allah bizi bağışlasın. Allah yardımcımız olsun. Amin Vesselam..
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.