Bizimkisi  "ahretliğinin" yanına gitmiş; biri şekersiz, biri kıtlama içtikleri çayları yudumlarken yoğun geçen haftayı değerlendiriyorlardı. Yine zalimlere karşı birleşemeyen ümmetten, aynı zamanda ama iki ayrı mekanda yapılan eylemlerin bunu gösterdiğinden konuşuyorlardı. Söylemlerde çok iyi Müslüman olduğumuzu ama icraata gelince bunun sözlerden öteye gitmediğini, insanların iki yüzlü olduğunu söylüyordu bizimkisi. "Ahretliği" derin bir iç çektikten sonra çay bardağının kenarında duran şekerden bir kıtlama alıp çayını içti. İki yüzlülükten nefret eden Mehmet Akif Ersoy' un bir gün dostlarına şöyle yakındığından bahsetti:
"İkiyüzlüleri sever oldum, çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye başladım. O yüzden dolayı, Çok yüzlüler çoğalınca, iki yüzlüler bile aranır oldu.'' azizim dedi bizimkisine.
Suret, sireti yansıtmalıydı müminde oysaki. Her şeyin tersine dönmüşlüğünden midir nedir? Suret; sireti, müminleşememezliği örter oldu. Şu halde altüst olmalı bir şeyler demek ki, bir şeylerin düzelmesi için bir altüst oluş şart. Her altüst oluşun kötü olmadığının, her bozgunun mağlubiyet olmadığının ifşası için bir altüst oluş gerekli bize diye düşündü bizimkisi sessizce.. Sonra Cemil Meriç' in sözüyle karşılık verdi, Osmanlı imparatorluğunun birlik ve bütünlüğü aklına gelerek.
''Aynı şeyleri sevmek, aynı şeyler için yaşamak ve ölmek. Türk' ü, Arap' ı, Arnavut' u düğüne koşar gibi gazaya koşturan bir inanç; gazaya, yani irşada. Altı yüzyıl beraber ağlayıp, beraber gülmek.'' Ne güzeldir değil mi beraber yaşamak? Diye sordu.. Gözleri buğulanarak.
 
Sonra bir kağıt ve bir kurşun kalem istedi. Anladı "ahretliği" yine yazacaktı bizimkisi.. Kime yazacaksın? diye sormadan edemedi;
Sohbetlerinin başında ''Ahretliğinin''  Çanakkale ziyareti geldi aklına ve "İMANLI' nın, İMKANLI' yı" devirdiği kardeşlik ruhunu yeniden yakalamak duasıyla bir kaç kelam yazacağım buracıkta diye cevap verdi..
 
"Çanakkale geçilmedi, geçilmeyecek."
Evet düveli muazzama onca güçlerine rağmen Çanakkale'yi geçemedi. Ama gerçek olan; artık biz de geçemiyoruz. Yüz yılı aşkın Gazze' den, Yemen' den, Halep' ten, Hama' dan kalkıp Çanakkale' ye gelerek, Çanakkale'yi göğüslerini siper ederek geçilmez kılan o kutlu insanların diyarına biz gidemiyoruz. Sonunu düşünmeden uzak diyarlardan kalkıp, yüreklerindeki İslam kardeşliğini düşünerek Çanakkale'yi geçilmez yapan o kahramanların torunlarının katledilmesine mâni olamıyoruz. Bizler kendi putlarımızı yıkıp ta onlara yardıma koşamadık, bizler Çanakkale' de kaldık. Halepçe' de kardeşlerimiz katledildi Çanakkale' yi geçemedik. Hocalı' da kardeşlerimiz katledildi Çanakkale'yi geçemedik. Arakan' da kardeşlerimiz doğrandı Çanakkale' yi geçemedik. Doğu Türkistan' da kardeşlerimiz katlediliyor Çanakkale' yi geçemiyoruz. Gazze' de, Kudüs' te kardeşlerimize zulmediliyor ve biz yine Çanakkale' yi geçemiyoruz. Çanakkale' den sonra ümmet olmadık, olamadık. Oysaki uzak diyarlardan yüreklerindeki İslam kardeşliğinden bir an şüphe duymadan akın akın gelen o çağın kutlu insanları Çanakkale' yi geçilmez kıldılar. O kutlu insanlar "İnananlar kardeştir" diyerek; gelinmez, geçilmez denen yerlerden gelip; gelip geçeriz denen yerleri geçilmez kıldılar. Şimdi bırakın bizleri o kutlu insanların torunlarına yardım etmeyi, bizden yardım isteyen, başları sıkışan, çaresiz kaldıkları için bize sığınan kardeşlerimize bu toprakları çok görüyoruz. İslamın kavramlarını kullanmak yerine Batının istediği kavramları kullanarak onların yüreğini incitiyoruz. Bu çağın kutlu insanları olmak için uğraşmıyor; Sadece kendimizi (vicdanımızı bile demiyorum) rahatlatmak için sokaklarda slogan atıyoruz.. Ha onu da bir olarak yapamıyoruz ya o ayrı konu.. Oysa ki bir olsak, tek olsak, güçlerimizi birleştirsek Urumçi' yi geçilmez kılarız, Gazze'yi geçilmez kılarız, Kudüs' ü geçilmez kılarız, Arakan' ı geçilmez kılarız, zalime karşı mazlumun önüne set çekeriz. İşte böyle kutlu insanlar aranıyor içlerimizde. Bu kutlu gelişin, kardeşlik ruhunun yeniden bir olması için, bu tesisin ve mukaddes diyarların zalime ve zulme karşı geçilmez kılınması için öncelikle birbirimizi sevmemiz, saygı duymamız ve birbirimizi dinlememiz lazım.. 
 
Kurşun kalemi masanın bir kenarına bırakıp çayının sıcaklığını eliyle kontrol ettikten sonra "ahretliğinin" gözlerine baktı, "ahretliği" anlamıştı çay soğuktu ve yeni bir çay istedi tabi kendisine de. Çaylar gelene kadar bizimkisinin gözleri uzaklara daldı ve bir ayet düştü aklına;
 
"Ve Allah' a onun Elçisine duyarlılık ve bağlılık gösterin; ve sakın birbirinizle çekişmeye girmeyin, yoksa yılgınlığa düşersiniz; cesaretiniz sönüverir. Ve zor durumlarda sabır gösterin: çünkü Allah, gerçekten, zorluğa göğüs gerenlerle beraberdir." (ENFAL SURESİ 46)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.