Birisi 80 yaşlarındaydı, diğeri 70 civarı... Yaşadıkları şehirler arasında yüzlerce kilometre var.
İkisinin de ortak tanıdığı olmam bana çok ilginç ve çok çok nadir yaşanabilecek bir olaya tanıklık etme imkanı sağladı, 15 yıl önce...
70 yaşında olan dedi ki: x şehrine gittiğinde ....'ın yanına varırsan, ona sor. Sözünde duruyor mu?
İki üç ay sonra yolum o şehre düştü ve yanına gittim. ....'in dediğini ona aktardım. Dedi ki:
Evet! Ben sözümdeyim. Sen de ona sor sözünde duruyor mu?
Uzun bir zaman sonra ...'in ziyaretine gittiğimde, dediğini aktardım. "Ben de sözümdeyim" dedi.
Merak içindeyim tabi. Sordum. Mahsuru yoksa öğrenebilir miyim, nedir bu söz meselesi?
Dedi ki: 20 yıldır birbirimizi görmüyoruz. 20 yıl önce her akşam namazından sonra birbirimize dua etmeye sözleşmiştik.
Ben bunu yaşadım.
Bundandır nice duygu yavan gelmede....
*
İnsan, bazen sıyrılıp kendinden, kendine, kendini üçüncü bir göz ile izleme imkanı vermeli.
Aksi halde beğenmediğini kınarken kınanası bir mahluka dönüştüğünü başka türlü fark etmesi mümkün olmayabilir.
Örnek mi?
Beğenmiyor bir şeyi. Hoşnutsuzluğunu ifade ederken öyle saçma sapan bir karakter sergiliyor ki, tenkidinde, tenkit edilesiliğini fark edemiyor.
Kişinin kendini bu kadar ucuzlatmaya onu beğenenlerin beğenisi adına hakkı yok!
*
Şu üç şey ya üçü birden ya ikisi ya da biri en azından Müslümanda bulunur.
Hiçbiri yoksa kisi kendini sorguya cekmeli:
İllet
Zillet,
Gillet - Killet -
İllet: Ya kendisi ya da ailesindan birileri rahatsızdır, elem ve hastalığa duçardır.
Kıllet: Hakkinda su-i zan edilir, dedikodusu yapılır, iftira atılır.
Zillet: İmkani var dahi olsa yokluk çeker, feraha ulaşamaz. Sıkıntı ondan uzak olmaz.
*Ayrıca Rasulu Muhterem aleyhisselam bela ve musibetlere dair buyurmustur ki:
Müslüman ekin başağı gibidir. Rüzgar onu bir o yana bir bu yana eger; ama kökü saglamdır kopmaz. Münafık ise erz agacı gibidir. Rüzgara karsı dimdiktir, ta ki kökünden kopasıya kadar.
Ayrıca dünyada gelen her bela muhakkak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin beyanına göre günahlara kefarettir.
Yine aleyhisselamın beyanına göre:
En çok belaya Peygamberler mübtela olurlar, sonra derece derece azalır. Ta ki tamamen beladan dertten uzak olan münafıklara kadar.
Allah azze ve celle bizlere hak ettiğimizle degil, Lütfu ile muamele ede. Amin
Müslüman fakirlere sünnet ve müstehab olarak karz ı hasen vermek büyük bir ibadettir.
*Karz ı hasen, karşılıksız borç vermek demektir.
Eğer zengin müslüman kardesler gayretsizlik yapmaz, Asrı saadette oldugu gibi karzı haseni âdet haline getirmis olurlarsa, insanların kanlarını emen tefecilik melanetinin ortadan kalkmasi şüphesizdir.
İktisâdî huzursuzlugun yegane sebebi, tefeciler ve tefeciliktir.
Maatteessüf cimrilik, hırs ve ihtiras, müslüman zenginlerin iliklerine kadar nüfuz etmistir ve bu sebepten dolayı, bu kısım olan cihad, mâtemi hayale uğramıştır.
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.