Çevremize baktığımızda, münakaşa eden, bir birine bağırıp çağıran hatta işi kavgaya bozan insanlara sık sık rastlamak olağan hale geldi. Hayatın akışı içinde, tedirgin eden olaylarla karşılaştığımızda bizde bazen kontrolümüzü kaybedip, ailede veya toplumda arzu etmediğimiz tavırlar sergileye biliyoruz.
                Bu durumun sosyal alanda ekseriyet kazanması, psikologların konuyu gündemlerine almaları ve ciddi çalışmalar yapmalarını zaruri hale getirmiştir.  “Öfke kontrolü, stres yönetimi, depresyondan kurtuluş yöntemleri” gibi konu başlıkları altında verilen bilgilerle, insanların bu olumsuz halet-i ruhiyeler inden nasıl kurtulacakları anlatılmaya çalışılmıştır.
Her ne kadar sorun günümüzde çok daha büyük olsa, çözüme yönelik reçete başlıkları güncel isimlerle yazılsa da; öfkenin doğuşu yeni değil. Hatta insanlık kadar eski bir geçmişi var. Sosyal alanda ve bireyin dünyasında süreklilik arz eden bu sorun, insanlığa kurtuluş reçetesi olarak sunulan, İslam Dininin çeşitli hüküm ve görüşlerinin de kapsamındadır. Ayet, hadis ve üçüncü kaynaklarda hem soruna dikkat çekilmiş, hem de çözüm için gerekli davranışlar Müminlere hükmedilmiştir.
İlgili pek çok ayet vardır. Onların içinden şu birkaç ayete baktığımızda,  psikolojinin bu önemli konularından biri olan öfkenin insan ve sosyal hayat için kötü bir şey olduğu, ondan uzak durmamız gerektiği bildirilmektedir. Ayetlerde bu kötü haslete hiç bulaşmamak veya bir şekilde karşılaşmış isek nasıl kurtulacağımız ile ilgili yönlendirmeleri en anlaşılır şekilde görmemiz mümkün.
“ İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde önle. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.” (Fussilet S./34)
 
Ayet kötülüğe karşı çıkarken; kötülüğün kötülükle değil ancak güzel davranışlarla önlenebileceği sosyolojik gerçeğini öğretmiştir.  Düşmanlıktan kurtulup, dostluğa meyletmenin psikolojik yöntemini göstermektedir.
 
 
“O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.” (Ali İmran S./134)
                Takva, Allah’a yakınlıktır. Onun önemli şartlarından birisinin ise öfke kontrolünü sağlamak olduğu Ayet-i Kerimede “öfkelerini yutarlar” kelimeleri ile ifade edilmiştir. Affedici olmanın ve güzel davranışlara yönelmenin de Allah’a yakın olmak için şart olduğu belirtilmiştir.
 
Öfkelenmenin en basit dışa vurumu “Öf “ demek veya azarlamaktır. Bu halleri yaşamanın en süflî psikolojik yansıması ise anne ve babayadır. Dinin birinci kaynağı Kuran-ı Kerim;  anne ve babaya karşı öfkelenmeyi, öfkenin en küçük belirtisi olan “öf” bile demeyi yasaklamış, psikolojik olarak da o halet-i ruhiye ye, hiç sahip olmayalım diye, “Onlara tatlı ve güzel sözler” söylememizi, “küçükken bizi koruyup yetiştirmelerini” hatırlamamız gerektiğine hükmederek, reçeteyi koymuştur.
                Teşhis ve tedavi tam olarak şöyle; “Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara merhamet eyle.” (İsra S./23, 24)
 
Kuran-ı Kerimde; konumuz kapsamında pek çok ayetin olduğunu biliyoruz. Ama Din Psikolojisi açısından, konuya ışık tutan tek kaynak Kuran-ı Kerim değildir. Hadis-i Şeriflerde de örnekleri vardır:
“Gerçek pehlivan güreşte rakibini yenen değil, öfkelendiği zaman nefsine hakim olabilen (öfkesini kontrol edebilen) kimsedir.”(Müslim, Birr  106 (2608)
Bize dinimizi öğreten kaynaklarda yer alan yönlendirmelerin, günümüzde bilimsel izahlarını anlayabilmek biraz daha kolaylaştı.
“Karşı koymaya gücü yettiği halde, öfkesini kontrol edebilen kimsenin kalbini Allah, huzur ve imanla doldurur.”
“Öfke şeytandandır. Şeytan ise ateşten yaratılmıştır. Ateş su ile söndürülür. Öfkelenince abdest alın!”  
“Sinirlenen ayakta ise otursun. Öfkesi geçmezse yatsın!”
Vücuttaki insülin salınımının, yüksek tansiyonun, ani yükselen vücut ısısının bireysel psikolojiye yansıyan olumsuz etkileri herkesçe malum! Hareketliliğin insülin dengesini sağlamaya, abdest almanın vücut ısısını dengelemeye, oturmanın veya yatmanın tansiyonu düşürmeye olan etkileri bilimsel olarak ortaya konmaktadır.
Dinimizin sabır, tevazu, takva gibi pek çok davranış modelleri ile ilgili emir ve tavsiyelerini öfke kontrolünün psikolojik altyapısı içinde değerlendirmek mümkündür. Yine oruç, namaz, yardımlaşma çeşitleri ile ilgili ibadetlerinde öfke kontrolüne katkılarını Psikolojinin bilimsel verileri açısından değerlendirdiğimizde çok zengin bir tabloyla karşılaşırız.
Allah’ın emirlerine uygun davranmak ibadet,  emirlerine aykırı hareket etmek ise yasak ve günahtır. Öfke kontrolünü sağlamak, sadece birey ve toplum sağlığını korumak açısından değil zorunlu olarak çıkacağımız ahiret yolculuğumuz açısından da önemlidir.
Selam ve dua ile….
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.