İslam Dünyasında ve Türkî Cumhuriyetlerdeki dağınıklık, sahipsizlik, kültürel ayrılıklar; tüm Türk ve Müslümanların kalpten rahatsız olduğu temel konulardan biri. Bu dağınıklık ve sahipsizliğin meydana getirdiği boşluğu, Türk ve İslam dünyası üzerine mühendislik çalışması yürütenlerin doldurması zor olmuyor.
 Müslümanların parasıyla satın alınmış bir sürü abuk sabuk filmler, kültürel etkinlikler, gösteriler, çizgi filmler; kendi öz kültürlerinin dejenerasyonuna çanak tutuyor. Bu kültür yozlaşması geçmişten günümüze canım Türkiye’m için en büyük tehdidi oluşturmaktadır. İsmi haritada görülmeyecek kadar küçük ve önemsiz ülkelerin bile kültürlerini yok etmek isteyenler, dünyanın göz bebeği canım Ülkemi pas geçerler mi, sizce?
Çocukluğumuz, televizyon ve internetin olmadığı zamanlara denk geldi. O zamanlar kültür sömürüsü sinema, radyo ve yazılı basın gibi enstrümanlar üzerinden yürütülürdü. Zamanla bunlara televizyon ve bilişimin çeşitli türevleri de eklendi. Ama hepsi de inancımızı ve kültürümüzü yok etmek için çok etkin bir şekilde kullanıldı.
Hatırlamaya çalışalım... İnsanların evinde temel gıda maddeleri olmaz, giyinmek için kaput bezi zor alınır, hasta çocuklar parasızlıktan doktora götürülemez; ama ilginçtir, kovboy filmi seyredilecek televizyonlar başköşede yerini alır, kültür sömürüsü Amerikan filmleri oynatan sinemalar üç seans, iki suare mesai yapar.
İçinde yaşadığımız dönemde de durum farklı değil… Bir savaş devam ediyor. İnanç ve kültürümüzün bâtılla savaşı… Hem de çok çetin geçiyor!  Üstelik bu savaş sadece Türkiye ve Anadolu insana açılmadı! Hindistan’dan Japonya’ya; Malezya’dan Afrika Ülkelerine aklıselim olan herkes bu savaşı kaybetmemek için kültürel silahlarını kuşanıp, savunma yapıyorlar. Henüz kalıcı bir zafer kazanan yok! Ama kaybedenleri çok fazla…
Her ne kadar Türk Milletine söz konusu inanç ve kültür savaşında pek çok cepheden saldırı devam ediyor olsa da, bir farkındalık oluştu “Elhamdülillah.”  Kültürümüzü diriltmek, çalınanları tekrar kazanabilmek adına sağduyu sahibi insanlarımız yetişti şükür.  Milleti meydana getiren Sosyolojik unsurlardan birinin de; “inanç ve kültür birliği” olduğunu bilen müzikten, tezhibe; resimden ebruya; şiirden tiyatroya; hüsn-ü hattan sinemaya pek çok alanda kendini gösterebilen eserlerimiz var artık! Ismarlama değil, milli eserler!  Kültür düşmanlığını sanat diye satanlar değil, öz kültürümüzün savunucuları!... Ben çok ümitliyim inşallah!
Rabbim nasip etti son hac mevsiminde Hac ile müşerref oldum. (Gönlünde olan herkese en kısa zamanda kısmet olsun inşallah.) Haccın önemli kazanımlarından biride, Müslümanların ortak kültürel zenginlikler oluşturabilme ve paylaşmalarına imkân sağlamasıdır. Hac vazifesinin yerine getirilmesi için birliktelik sağlanan mekânlarda, dünyanın çeşitli ülkelerinden, farklı Müslümanlarla tanışıp sohbetler yapılıyor…
Bir tavaf sonrası, yine önemli bir kültürel zenginliğimiz olan Osmanlı Revaklarının gölgesinde serinlerken;  Yemenli, Ürdünlü, Bangladeşli ve Pakistanlının yer aldığı küçük bir sohbet grubunda diğer ülkeler gibi Türkiye’de konuşuldu.  Ülkemizle ilgili sorular soruldu, onların Türkiye hakkındaki düşünceleri paylaşıldı. Ama sohbet ilerledikçe konuya “Diriliş Ertuğrul” dizisi hâkim oldu. (O zaman “Kuruluş Osman” başlamamıştı.)
Hac için çeşitli Müslüman ülkelerden gelmiş insanların bir Türk dizisi üzerinden ortak bir kültürel payda oluşturmuş olması ülkem ve milletim adına beni onurlandırdı. Onların çizdiği resmi, ben şöyle okudum; “Türkiye bizim için çok önemli, Türkiye’nin varlığı, kültürü, tarihi çok önemli…”  Diriliş Ertuğrul dizisinden çeşitli sahneler anlatılırken yaşanan heyecan,  diziye gösterilen ilgi ve dizinin konularından aktarılan ana fikir bunları yansıtıyor…
Dizi hakkında bana yansıyan eleştiriler, gösterilen ilgiye oranla cılız kalıyor.  Elbette yapıcı eleştirilere herkesin ihtiyacı var. Kaliteyi artırmaya yönelik eleştirileri yapanlara teşekkür borçluyuz.  Ama birde hasedinden eleştiren veya “kaş yapayım derken göz çıkaran” eleştiriler var… Şunu bilelim ki, “Diriliş Ertuğrul/Kuruluş Osman”  çalınan kültürümüzün geri alınması, kültürümüze pervasızca açılan savaşa “dur!” denilmesi ve kültürel birliğimizin sağlanabilmesi için yapılacak yeni çalışmalar konusunda toplumumuza büyük cesaret kazandırdı. Diziyi pervasızca eleştirenler felsefe olarak kültür birliğimizin oluşmasını istemeyenler olabilir! Onlar dandik kültür ithali ürünlere gösterdikleri toleransı, maksatlı olarak yerli ve milli yapımlara göstermezler. Çünkü onların ev ödevi Türk-İslam Kültürüne sahip çıkmak üzerine değil, ithal ikameci kültür anlayışı üzerinedir.
Kâbe’nin gölgesine yansıyan Yahudi tasarımlı siyasi mülahazaların, İngiliz puntolu mezhep propagandalarının ve Amerikan korumalı jakoben sosyal hayat sohbetlerinin yerine;  Türk İslam Kültür ve Tarihinin yansıtıldığı konuların gündeme getirilmesine vesile olan, başta Senarist ve Yapımcı Mehmet BOZDAĞ olmak üzere “Diriliş Ertuğrul/Kuruluş Osman”  dizilerine emeği geçen, maddi manevi katkıda bulunan herkesi kalpten tebrik ediyor başarılarının devamını diliyorum.
İlgisi ve imkânı olanlara, Selahattin Eyyubi, Halit Bin Velid gibi yüce şahsiyetlerin tarihe kazandırdıkları başarıları sinema yoluyla insanlık kültürüne aktarmanın takdir-i şayan bir çalışma olacağını hatırlatmak istiyorum…
Selam ve dua ile…
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.