5 Nisan kupkuru avukatlar günü idi.
Mesleği itibarsızlaştırma adına bir çok kişi gayret içinde iken, ne adına, niçin anıldı o gün?
Avukatın hangi sorununa, nasıl çözüm geliştireceğini bilmeyen bir taifenin ikbal oyunlarına kurban edilen koca meslek...
Yerine ikame edilen ne idiğü belli olmayan kurgularla yok edilmek istenen hak arayıcılığı mesleğinin günü imiş 5 Nisan.
Bir hak müdafii avukat olarak bir gün değil, her gün hizmetinizdeyiz sayın izleyiciler...
Oysa Hak Müdafiiliği yok edilirse adalet çökmeye mahkumdur.
Sağlıklı bir toplumda ağız tadı yerinde bireylerin varlığı hukuk iledir. Hukukun varlığı da güçlü bir savunmanın sayesindedir.
Avukatı yıpratmak sadece zulmün işine gelir.
--
Bu memlekette birisi 30 yıl bir şeyde uzmanlaşır, pişer, leb demeden leblebinin yedi ecdadını sayabilme becerisini kazanır ve sonra bir bankta güvercin yemleme vazifesine postalanır.
Eski belediye başkanlarından bir yüksek müşavere heyeti teşkil etmek, teknik belediyecilikte kimsenin ne işine gelir ne zihnine...
Balta girmemiş sorun ormanı ile boğuşmak her mesleğe yeni başlayan hukukçunun alın yazısıdır sanki.
Emekli hakim, avukat, savcı, noterleri hukuk fakültelerine kurulacak atölyelerde mevzilendirmek sanki abesle iştigaldir.
E tamam endüstri için bu yapı böyle devam etmeli, sonuçta ekmek meselesi mesele de, olmuyor ki, tecrübe para ile satın alınıp kuru kafaya monte edilebilen bir aygıt değil ki...
Her defasında boğaz köprüsü varken boğazın akıntılı sularına atlayan ve karşıya geçene kadar yorulup, küsüp, bezip, öteye mecali kalmayangillerin tahribatını emip içine hapsedecek alanlar azalıyor, dikkat edile...
--
Acil bir şekilde Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile şu sıkıntı sonlanana kadar boşanma da yasaklanmalı ve bu öneri, kesinlikle şaka içermemektedir. Düşünsenize 20 yaş altı ve 60 yaş üstü evde. O evde neler neler yaşanacak bu süreçte.
--
Yunanistan başkasına gönderilen yardım malzemelerine el koyuyor. Almanya başkasına gönderilen yardım malzemesine el koyuyor. Türkiye ise Avrupanın sayılı devletlerine yardım malzemesi gönderiyor. Osmanlı Irlandalılara kıtlıkta buğday göndermişti. Norveçe salgın hastalıkta yardım göndermişti. Medeniyet nedir Batıya öğretmek gerekir. Biz Osmanlının torunlarıyız. Devletimiz bize yakışanı yaptı. Mustafa Bayram
--
Bu virüs faraza labaratuvar ürünü olmasa da, bundan sonra onlarca virüs, labaratuvarlarda üretilecektir, bu net. Virüse karşı en büyük savunma, bağışıklık sistemimizin güçlü olmasıdır. Bu minvalde ülkemin, coğrafya imkanlarını kullanarak, immü sisteme yönelik ürünler geliştirmesi ve tüm dünyada, bu konuda merkez olması gerektiğini düşünüyorum.
--
Kampanyada bir milyar çok düşük bir rakam fikrimce. Biz de eşimle katıldık, ama her birinden bir milyar beklediğimiz ihale zenginlerimiz 20 30 milyon verince bu iş olmadı demek zorunda kaldım. Reis i Cumhurun bizzat öncülük ettiği böyle bir kampanyada beklentim, en az 20 milyar idi.
--
Her elini sıkanla dost, her canını sıkanla düşman olma.
Recai Akçiçek
--
Şarkta her zıt görünümlü fraksiyon, muktedir olduğunda baskı ve kısıtlama uygulamalarında ana baba bir kardeştir.

"İnsan haklarına saygılı devlet" tanımı kadar pespaye ve aşağılık bir laf üretilmiş midir? Devlet, insan haklarına saygılı olmaz, kim ki devlet? İnsanlardan oluşan bir organizma! Öyle ise devletin sistematiği sadece "insan haklarına dayalı" olur.

Sizi ancak ben kurtarabilirim diyenlerden kurtulmak için anasının ağladığı bir tarihi var insan evladının. Mailis Nalars Sarpust Yazıtları

Bizi bizden sıyıranlar, kendilerini giydirdiler bize.

Bir kısım inanır mesaisini, inancı ile kurtulmaya değil, insanları kurtarmaya hasreder; bu hal, psikoloji ilminde inancını yaşayamamasının yansıtma mekanizması olarak tanımlanır.
Bir çocuk bir yerlerde babasının verdiği soğan cücüğü ile mutlu olurken başka bir yerde alınan son model arabaya burun büker. Mutluluk paranoyadır.

Suç yollarına parke taşı döşeyen bir devletin suçluyu cezalandırma temayülü tam anlamıyla münafıklıktır.

Oraya gelene kadar 'adalet'; varınca 'adavet' (düşmanca tavır, kin söylemi). Nice böyleler öldüler ve binlerce yıldır küfür yiyorlar...

İlkokullarda zırt dersi vırt dersi koyarsın da insan hak ve özgürlükleri, hukuk, adalet dersi koymaz, sürü güdüsünü geliştirirsen olay ta oradan başlar.

Başa çıkamadığın sürü, elbette başını ezecektir.

Elhasıl Şark'ın işi gücü birdirbirden ibarettir...
Şarkta her zıt görünümlü fraksiyon, muktedir olduğunda baskı ve kısıtlama uygulamalarında ana baba bir kardeştir.

'Arkasında biri var, bir şey var' Şarkta, tanrı inancından sonra en yaygın olan, bu sözdür..
Sevgilisi ile sokakta öpüşme özgürlüğü isteyen şark insanı, kız kardeşi ile sokakta el ele gördüğü genci komaya sokar.

Şarkta küpe taktığı için kendisine rahatsız edici bakışlardan yakınan genç adam, çarşaflı birini görünce onu rahatsız edici bakışlarla süzer.
"İnsan haklarına saygılı devlet" tanımı kadar pespaye ve aşağılık bir laf üretilmiş midir? Devlet, insan haklarına saygılı olmaz, kim ki devlet? İnsanlardan oluşan bir organizma! Öyle ise devletin sistematiği sadece "insan haklarına dayalı" olur.

Kişinin kendine edilen küfürlere sabır etmesinden daha erdemli tavrı, kendine küfür ettirmemesidir.

Hukuku, adalet gözetmez yasalar ile felç eden devletlerde, adalet şovalyelerine saraylar bahşedilip cübbeler giydirilir ve onlar şöhret, servet ve riyaset büyüsü ile efsunlanır. Bu yazılmamış tarihlerden beri böylece devam etmektedir.







 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.