Ben çocukken “kovboy filmlerini” ve “savaş filmlerini” hiç sevmezdim. Kadın olduğum için midir bilmem o filmlerde neredeyse hiç kadının olmaması beni rahatsız ederdi. Sadece erkeklerden ve onların mücadelelerinden oluşan bir dünyayı zihnim reddederdi. Kovboy filmlerinde kadın olsa bile ya çiftliğin bir köşesinde ya bir barda ya da uygunsuz bir ortamda olurdu. Oysa ben bugün de kadınların, toplumun her alanında saygın ve güçlü olması gerektiğini düşünüyorum.
                Dünyada ve günümüzde birçok kadın hareketi tarih boyunca yer bulmuştur, çeşitli etkileri olmuştur. Günümüzde de birçok kadın fikir akımı ya da protesto alanı oluşmuştur. Bunların en önemlileri; feminizm, kadına şiddet, kadın istismarı ve kadın hakları şeklinde özetlenebilir. Kadın erkek eşitliği, kadının siyasette ve iş hayatındaki yeri, statüsü ile ilgili birçok kurum hem fiilen, hem de fikren eylem göstermektedir. Bu konular ve ülkemizde de son yıllarda yaşanan vahim olaylar çerçevesinde pek çok kanun, uygulama ve yaptırım gündeme geliyor.
                Ülkemizde de artık yoğun bir şekilde gündeme gelen ve “Kadınlar Günü” olarak “kutlanmaya çalışılan” günün aslında “DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ” olduğunu sonunda idrak ettik. Bugün de diğer önemli günler gibi; bir takım grup ve fikirlerin tekeline girmekte, asıl anlamını yitirmektedir. Bazen satış kampanyalarını hızlandıran, “Kadınlar Gününe özel %20 indirim” boyutuna indirgenmekte; bazen de siyasilerin açılış yapmak için “denk getirdikleri” hanımlara bir günlük moral, avuntu, hediye gününe döndürülmekte.
                Kadının çalışması, statüsü, rolleri, duruşu, hakları, mağduriyetleri, aslında hem “siyasetin” hem “dinin” hem “hukukun” hem de “psikolojinin” alanına girer. Burada kadınların yaşadığı toplumsal sorunlardan bahsetmek istemiyorum, bu ayrı bir yazı konusu. Toplumumuzun en hassas ve bir türlü iyileşmeyen yaralarından birisi… Ben daha içeriden, daha aileden, daha kadının kalbinden ve duygularından bakmak istiyorum konuya…
                Kadın, çalışıp çalışmayacağına; nerede durup nerede bulunmayacağına; ahlaki ve fikri gelişimine; eğitim düzeyine önce kendisi karar verebilmelidir. Daha sonra da evliyse eşi, ailesi, yakınları tarafından çalışma hayatı ve saydığım konulardaki değerlendirmelerini beraber yönetebilmelidir. Bu anlamda özgür olabilmelidir. Baskı altında olmamalıdır. Hangi çalışma ortamında rahat edebileceğine karar verebilmelidir. Kadın çalışmak isterse; bu onun ve ailesinin meselesidir öncelikle… Kadının ekonomik açıdan belli bir seviyeye gelebilmesi, maddi ihtiyaçlarını “onuru kırılmadan” giderebilmesi bizim kültürümüzde de öncelikle eşinin ve ailesinin sorumluluğudur. Fakat ekonomik politikalar, ailenin ekonomik sorunları ya da kadınların mesleğini, kariyerini yönetme çabaları yüzünden çalışmak istemesi tüm ülkenin de sorunudur. Kadının kadınlığını ve anneliğini tahrif etmeden, yıpratmadan çalışabileceği şartları ve ortamı sunmak aynı zamanda siyasetçilerin de görevidir.
                Kadın dışarıda, iş sahalarında çalıştığı zaman mobbing (baskı ve sindirme) uygulanan bir varlık haline geliyorsa; bu derin yaralar açar. Maddi sorunlar yüzünden çalışmak ve en alt kademeli işleri yapmak zorunda kalan danışanlarımın yaşadığı mobbing’i yıllarca dinledim. Kadın “çarpık erkek bakış açısının” kurbanı olmamalıdır iş ortamında. Fakat kadının da “çalışmak” konusundaki istek, arzu ve düşüncelerini çok sağlam bir düzleme oturtmuş olması gerekir. Bir takım kişisel, hırs ve ego durumlarıyla kendisini zorlayan kadın yıpranır, yıpratır. Bu çalışma hayatının stresleri; kadını ve aileyi çok etkiler, huzur kaçar.
                Kadının dışarıda çalışması meselesi; “kadının dışarıda ne işi var”, “kırsın bacağını otursun evinde!” bakışı ile “kariyer de yaparım, çocuk da yaparım” zorlaması arasında bir yerlerde gidip gelmekte. Çok “modern” - “çağdaş” – “vizyoner” bir imaj oluşturmaya çalışan bazı siyasilerin ve “patronların” da dört duvar arasında kendilerini çalışan kadınlara hakaret ederken bulduğunu biliyoruz! Bu alan; sağlıklı fikir ve kişilik gelişimi ister, ayrıca kadının çalışması ve iş hayatında emek sarf etmesi; “ev kadını” – “çalışan kadın” gibi ikilemler oluşturup kadınları da ayrıştıran bir durum haline geliyor bazen. İki kesim de birbirini aşağılamaya çalışırken; erkek bakış açısı da her ikisini baskılamaya çalışıyor. Bütün bu durumların hepsi de psikolojik açıdan sağlıksız durumlar ve zihinsel çarpıtmalar içeriyor.
                Kadın önce evinde çalışır, didinir, emek verir, yorulur. Evini, yuvasını, ilmek ilmek örer. Evini, eşini, çocuklarını gönendirmek, güçlendirmek için kendisi yıpranır. Hayatı imar eder evinde, yuvasında. Kadının çalışma hayatını, emeğini sadece kazandığı maaşla değerlendirirsek; ev kadını dediğimiz annelerimizin mesleğine ihanet etmiş oluruz. Biz eğer klasik “Anadolu annelerinin” çocuklarıysak annenin emeğini inkâr edersek; “annemizden emdiğimiz süt” helal olmaz. Kadına bakış açımızdaki çarpıklıkta iflah olmaz, fikir hastalığına dönüşür.
Şair Mehmet Çobanoğlu’nun dizelerinde dediği gibi:
O öpülesi hünerli ellerin
El tarlasında nasırlar tuttu
O eller, o nazik eller
Yorgun argın, nasır nasır
Kavramış orak, tırmık, tırpan
O eller, o nazik bilekler yılgın
Ah çeken bir yürek var sende
Kavruk tenin, benzin kararmış
Paramparça o dudakları
O taze beden sende harap, yıkık
Emektar kadın…
Emektar kadın, emektar kadınlar, emektar anneler, ellerinizden öpüyorum.
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hatice sedefci 2 ay önce

Elinize gönlünüze sağlık