Ben küçük bir çocukken; yağmurlu havalarda şemsiye ile dolaşmaktan çok mutlu olurdum. Sanki şemsiye beni sadece yağmurdan değil, tüm kötülüklerden koruyan bir şeymiş gibi hayal edip oyun oynardım. İşin komik tarafı şuydu ki; şemsiye sadece kafamı örttüğü halde sanki şeffaf duvarları da olan, evim gibi gelirdi bana. Şemsiyenin altında yürürken sanki evimin penceresinden bakar gibi insanlara bakardım. Sanki onlar beni görmüyor da ben onları izliyor gibi… Çocukların oyunlarını izlerken görürsünüz ki hep ev yaparlar, yastıklardan kendilerine sınırları olan odalar yaparlar. ya da bir masanın altını eve dönüştürür, çarşaflarla çatı yapar, oyun evlerinin içine girer ya da çadırları eve dönüştürürler. Ev bizim doğal barınma ve sığınma ihtiyacımızın sembolüdür aynı zamanda. çocuklar resimlerinde ev figürünü de hep aynı şekilde yaparlar: Çatılı, bahçeli, çiçeklerle bezeli şirin bir yolu olan, bacasından duman tüten evler. Biz pedagoglar çocuk resmini analiz ederken bütün bu detaylara bakıp yorumlarız. Çünkü bu evler çocuğun bilinçaltındaki olumlu ya da olumsuz durumlar hakkında da fikir verir. Çocuklar oyunda evlere girer, evlerin kapısını çalar, “evcilik” oynarlar.
 
EVİN PSİKOLOJİDEKİ ANLAMI:
Ev psikolojide ruhumuzun yuvasıdır adeta. Ev iç ile dış dünyanın uyumunu anlatır (ev:sınırlar; dış dünya: gerçekler). Ev aile mahremiyetinin de sembolüdür. İzinsiz eve girilmez; izinsiz insanın özel hayatına da girilmez. Yabancı ile aileden olanın sınırlarıdır evin duvarları. Ancak güvendiğimiz kişileri eve alırız. Yabancıları eve almak istemeyiz. Psikanalistlere göre de evin bölümleri yorumlanır: evin bodrumu (mahzen); ürkütücü,saklanan gerçekler,geçmişten kalan izler… Çatı katı; çocukluğun bastırılmış ve ihmal edilmiş depoları (eski oyuncaklar, albümler, travmalar). mutfak; doyuran. Banyo; yıkayan,temizleyen. Tuvalet; atıklar ,atmak, rahatlamak. Odalar; rahatlık, sükunet. Yatak odası; mahremiyet (anne-baba odası), kara kutu, kapalı kutu. Psikolojide evin böyle değişik anlamları olmakla birlikte herkes için ortak anlamları da vardır. Ev aidiyet demektir, samimiyet demektir, rahatlık demektir. Evlenince “dünya evine” gireriz. eve kapanınca hemen “ev kuşu” oldun derler. kafamız atınca evi terk ederiz. Karı-kocalar kavga edince birbirlerini evden kovarlar. En sevdiğimiz insanları eve çağırırız. Ancak evimizde rahat ederiz. başımıza çok acı olaylar gelince evimiz başımıza yıkılır. Annelerimiz “ev kadını”dır. En sevdiğimiz yemekler ev yemekleridir. En rahat ettiğimiz yerler ev gibi mekanlardır. Ama burada en önemli ve yalın gerçek şudur ki; evleri ev yapan içindeki ailelerdir. Boş evler ıssız, viranedir. içinde insan yaşamayan ev klübedir, barakadır.
 
DOĞDUĞUMUZ EV KADERİMİZ Mİ?
Herkes için doğduğu ev önemlidir. İnsanlık tarihinde önemli olan kişilerin doğdukları eve daha da özel bir anlam atfedilir. evleri müzeye çevrilir. o evler o kişinin yaşantısını, aile hayatını, refahını ya da sefaletini, çevresini, imkanlarını gösteren bir tarih gibidir. herkes doğduğu eve gitmek, onu korumak ya da yeniden sahip olmak ister. bazen de bu muhafaza tutkusu yüzünden evler asla bırakılmak, satılmak istenmez. Bazen de yokluk ve sefaleti hatırlattığı için terkedilir. Aile apartmanları, konaklar, köy evleri, bağ evleri, yazlık evler; aileler için anılarla doludur. Doğduğumuz ev çocukluğumuzun geçtiği, gençliğimizin şekillendiği aile ortamı demektir. Evlenince  ayrı eve çıkarız da yine de “baba evi” önemlidir. Anne ocağı, anne kucağıdır bizim için. O yüzden de doğduğumuz ev; içine doğduğumuz aile ve ortam açısından bakıldığında da kaderimizin başlangıcıdır aslında.
 
EVİN HALLERİ:
Şair Behçet Necatigil’in şiiri ne güzel anlatır:
Evin yalın hali
İster cüce, ister dev
Camlarda perde yok
Bomboş, ev.
 
Evin -i hali, sabah,
Geciktiniz haydi!
Uykuların tatlandığı sularda
Bırakacaksınız evi.
 
Evin -e hali, gün boyu,
Ha gayret emektar deve!
Sırtınızda yılların yorgunluğu
 Akşam erkenden eve.
 
 Evin -de hali, saadet,
Isınmış ocaktaki alevde
 Sönmüş yıldızlara karşı
Işıklar varsa evde.
 
Evin -den hali, uzaksınız,
Hatta içinde yaşarken
Aşkların, ölümlerin omzunda
Ayrılmak varken evden.
 
Evlerden gelen sesleri dinleyelim: tıkırtılar, şıpırtılar, gürültüler, kıpırtılar, patırtılar, iniltiler, uğuntular, tıkırtılar, cıvıltılar,horultular, gurultular, bağırışlar, seslenişler, şarkılar, ninniler, Kur’anı-ı Kerim sesleri, elektronik alet sesleri, oflamalar, kapı çarpma sesleri, kapı tıkırdatmalar, fısıldaşmalar, çocuk bağırışları, kadın çığlıkları, sohbet sesleri, ya da sessizlik, derin bir sessizlik… Hangileri… Sizin evlerinizden yükselen sesler. Bu sesler aileyi ifade eden, aileyi aile yapan seslerdir. Evin halleridir, yaşanmışlıklarıdır.
 
YA EVDE YOKSAK?
Ev acaba tüm ev halkı için aynı şeyler mi ifade ediyor. Şimdi bazı sorular geldi aklıma. Acaba evimizde yeterince mutlu muyuz? Ev bizi basıyor mu yoksa ferahlık mı veriyor? Gösterişli ve dizilerde izlediğimiz evlerin hayaliyle yanıp tutuşuyor muyuz; yoksa kendi mütevazi evimiz bize daha mı şirin geliyor? Ev kadınlar için hep iş-güç, yorulmak anlamına mı geliyor. Erkekler için sadece dinlenme, eğlenme, sığınak anlamına mı geliyor? Çocuklar ve gençler için onlara ayrılan odalarda kurdukları, kapandıkları bir özgürlük alanına mı dönüşmüş. Eve gitmek için can atıyor muyuz? Yoksa evden kaçmak için bahaneler mi arıyoruz? Evdeki sorumluluklardan ve sorunlardan kaçmak için başka mekanlara mı sığınıyoruz? Avmler, kahvehaneler, lokaller, kafeler, başkalarının evleri, işyerleri, ofisler, bize evlerimizden daha mı sıcak geliyor? Soruları daha da çoğaltabilirim. Korkmayın; bu soruların cevaplarını hepimiz samimiyetle cevaplayabiliriz.
 
EVLERE DAVET
Boş evler, soğuktur, acı gelir insana… Terk edilmiş evler de acı verir insana. Yaşlıların, yalnızların evleri daha ıssızdır, daha acıklıdır. Hadi hepimiz güzel evlerimize gidelim. Evimizin mis gibi kokusunu içimize çekelim. Ailece hepimiz evi ev yapmak için, yuva yapmak için elimizden geleni yapalım. Evlerimizi misafirlerle, dostlarımızla, komşularımızla, akrabalarımızla, büyüklerimizle, çocuklarla şenlendirip bereketlendirelim. Kimsesiz evlere kimse olalım. Evsizlere ev gibi ortamlar oluşturalım. Şen şakrak evlerimizde, sabah kahvaltılarında, akşam yemeklerinde ailece toplaşalım. Halleşelim, dertleşelim, paylaşalım. Bazı insanların evleri aynen gönülleri gibi tüm dünyadan büyüktür. Evin içi; aynı insanın içi gibi derin ve geniştir. İçine her güzel şeyi alır. Yeter ki biz içimizi ferah, ruhumuzu ferah tutalım. Mutlu, huzurlu, neşeli ev halleriniz olsun inşallah.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Saadet 2 ay önce

gönül hanım bizi çok duygulandırdın, çok eskilere gittim. maalesef gittikçe evlerimizden uzaklaşıyoruz. ama yazıyı anlamlı bir davetle bitirmişsiniz: evlere davet...

Avatar
N. E. 2 ay önce

evin hallerini güzel anlatmışsınız, ah ah. evin halleri iyi olsa hepimiz iyi olacağız.

Avatar
Babacandır 1 ay önce

yazar hanım iyi yazıyon güzel yazıyonda gel bunları hanımlara anlat :)