Bu ülkenin askerine, siviline kurşun sıkan, bomba patlatan, insanları ölduren, ormanlarını yakan terör ile anılırken varlıklarınız, bu ülkede değil iktidar olmanız, siyaset yapmanız bile terörle aranıza net çizgiler çekmeden asla mümkün olamaz. Bunu bile göre yolunuzda sizi cesaretlendirenlerin emellerine hizmet etmek yerine çok az da olsa insan onuruna sahip çıkmanız belki yaşamanıza vesile olabilir.
--
Cennet hayali kuranların, insanların hayatını cehenneme çevirdiği bir zaman dilimine denk geldi ömrümüz.
Din kisvesi altında her inanışın fanatikleri tüm zamanların en rezil dünyasını el birliği ile inşa ediyorlar ve her biri tüm bu rezilliği dini gayeler ile tefsir ediyorlar.
--
Gençler arasında yayılan deizm belasından kurtulma reçetesi çok basittir.
Din taliminde hurafe, masal aktarımlarına kesin şekilde son vermek. Emir ve nehiyleri maksatlari yönünde işlemek. Ahlakın dinin ana misyonu olduğunu izah ile, tevhidi öncelemek.
--
Kafası kitleye kitlenmişlerin kilidini kırmak farz ı ayndır.
İnsan, kurtarıcılarından kurtulması için kurtarıcılara icbar eden geninden kurtulduğunda, sair tüm canlılar alemi kutlama için zil takıp oynayacak.
Toplum mühendisleri 987.435. projede de tutturamadılar. Yok, olmayacak... İnsan, dantel değil, ilmek tutmaz!
Canı çektiği için can verenler ve can alanlar sarmalı çözülmedikçe çan sesleri önce Arş'ı sonra sinir uçlarımızı titretmeye devam edecek.
--
Değerli Yargılar
Kim olduğunun anlamı yok; ne gördüğüne bak...
Bir insanın kafası ve kalbi aynı programa bağlı değilse, ya kalp ya da kafa zamanla vitesten atar.
Kalbi merhameti kafası zulmü öngören birinin fiili hem kendini hem civarını sıkıntıya sokacaktır.
Vermeyi seven biri, verdiğinin tanrısı neden olur diye sorulursa; bundandır...
Kalbinde semavî iman olanın kafasında beşerî felsefe varsa bu da onu zora sokacaktır.
Kafa ve kalp uyumu önemli...
Referans noktalarının uyumu önemli...
Ağız tadı önemli...
Mutsuzluk bulaşıcıdır ve kanserden daha tehlikelidir.
Zayıf/güçlü, değerli/değersiz kainatta yoktur. bu kavramlar dimağlarımızın uydurması... Var vardır; yok da yok... Değerler değişmez, yargılar ise değişir...
Değer yargıları insana mahsustur, değişir, orada şöyle burada böyledir. değerler değişmez, sapmaz, oynamaz, her zaman ve yerde hep aynılardır... Değer ve değer yargısı arasındaki farka örnek: Yer üstündekini çeker; bu değerdir. insan ise göğe doğru zıplar, bu değer yargısıdır...
Töre, din, ideoloji, şeref, namus v.s için ölümler, ölümler...
Bin biriktirenlerin coğrafyasında bire bile sahip olamayanlar...
Çelimsiz, sağlıksız ilişkiler... Politikalar, ritüeller...
Değer yargıları yok demiyorum, neye yol açıyorlar, onu ifade ediyorum...
Değer ve değer yargıları farklılığı konusunu irdelemek tehlikeli bir patikada yürümek gibidir yaşadığımız kültürde.
--
Hakları bir beldede haltperestler tayin ediyor ise o beldede halt yemek en tabii haktır. Mailis Nalars Sarpust Yazıtları mö 34261
--
Can Yücel ve Saraçoğlu hoca aynı temennide buluşuyor: Ata tohumlarını koruyun ve ülkeye ata tohumu harici oradan buradan genetiği bozulmuş tohum sokmayın.
Lakin daha verimli olduğu iddiası ile daha çok kazanma saiki ile gdolu tohum cehennemi haline getirilen yurdumuzda, ne acı ki ithal tohumun yasak olması bir yana, ithalatı büyük bir hızla devam etmekte ve kanser şeker kalp rahatsızlıkları da aynı oranda artmakta.
Kanımca Türk ırkını ortadan kaldırmak için bu bereketli topraklara atom bombası atmak yerine içimizdeki beyinsizlere bu tohumları ektirmeyi tercih etti o muhteşem zeki dış güçler ki ardından kendileri gelip bu toprakların tohumunu bu topraklara ekecekler.
--
TMO bu yıl da 250000 ton buğday alımı için uluslararası ihale açmış, buna kızıp, biz tarım ülkesi değil miyiz, ne iş bu iş diyenler var da meseleyi bendeniz izah edeyim:
İhraç edilen buğday ürünleri için belli bir kalitede ham madde kullanmak lazım ve Türkiye'nin dışarıya ihracı oldukça fazla ve iç piyasa karşılayamıyor ham maddeyi. Burada sorun yok, sorun bu topraklarda ne ekseniz ilaç kıvamındadır, lakin buraların tohumu olması kaydı ile ve ata tohumu verimsiz diye teşvik edilmiyor, millet kanser, diabet, tansiyon ile yüz göz yıllardır. Sorun asıl bu. Kimyasaldan arındırılmıs ata tohumu ve tabi gübre ile desteklenmiş ürün para kazandırmaz çiftçiye. Bu böyle olmadıkça da ilaç firmalarının taşeronu devlet olmaktan başka vasfımız olmaz.
--
Ata tohumu ile bu topraklarda ilaç kıvamında olur ürünler ki dışarıya işlenmeden ham bile satılsa dehşet getirisi olur ama kim buna izin verecek ve üstüne düşecek.
--
 
İdlip'teki radikalleri de Türkiye'ye kakaladıktan sonra, Suriye'yi Esed Putin Ruhani yıksın, Türkiye kredi bulsun Suriye içerisinde yeni yaşam alanları imar etsin kafası sakattır. Kim yıktı ise bulsun parayı ve o yapsın, ya da yaptırsın. Aksi halde imar olayına girecek bazı götürücüleri kollayacağız diye bu sefer kesinlikle ülkeyi batırırsınız.
--
Bendeniz eksik, aksak, yanlış bulduğum mesleğim ile ilgisiz sahalarda da görüş beyan etme hakkına, en azından hiç bir vasfı, çalışması olmamasına rağmen, bir partiye ve liderliğine taparcasına meyli olanların, onları övme ve önceleme, yıkayıp paklama hakları nisbetinde, devletini, kültürünü seven bir avukat olarak sahibim ve nihayetinde halta halt diyemeyenler mi, bendenizin yaptığınca haktan yana duruş sergileyenler mi haklı, bugün olmasa da hesap günü elbette ortaya çıkacaktır kanaatindeyim.
--
Ne kadar olağanüstü bir yönlendiriş hazreti Ali'den: Ahlakta o denli emsal, dirençli ve sabit ol ki, düşmanın bile seninle düşman olduğundan utansın.
Bu dünyada elde edilecek en üstün makam, iyi insan olma makamıdır.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.