Ebebeynle ile çocuklar arasında uyum problemleri olduğu son yıllarda iyice fark ediliyor. Tarihin ilk çağlarından itibaren böyle bir uyumsuzluk her daim olmuştur. Ancak son 20 yılda iyice fark edilmeye ve geleceğimiz açısından tehlike arz etmeye başladı.
            Dedelerimiz ile babalarımız arasındaki uyumsuzluk nedeni “sözünden çıkmamak “
idi.  Dedemiz bir şey ister babamız eğer saygıda kusur eder ya da yerine getirmez ise nesil değişti diyerek şikayet edilir, hatta evli dahi olsa birkaç tokat veya azar ile ikaz edilirdi. Bu dönemde evde daima babanın sözü geçer, çocuklar babalarının kararlarını uygulayanlar olurlardı. Babalarımız düşünmez, fikir üretmez uygulayıcılardı. Ne zaman ki önlerinden büyükleri gider artık onlar aynı görevi üstlenirlerdi. Genelde köyde yaşandığı için yapılacak işler planlanır ve yerine getirilirdi. Babalarımızın kendi insiyatifi ile para harcaması dahi mümkün değildi. Hatta cebinde çoğu zaman para dahi olmazdı. Bu dönem bizim tarihimizde yüzlerce yıl sürmüştü. Bazı gençlerimiz bu durumu garip karşılayabilirler ancak gerçek bu idi. Kimsenin de bu günlerdeki kadar nesil şikayeti yoktu.
            Babalarımız para kazanmak için gurbete gitmeye başladığı 1960 lı yıllar sonrası bizimle babalarımız arasında uyumsuzluklar yaşanmaya başlandı. Babalarımız şehirlere yerleştikten sonra babalarına gösterdikleri saygıyı bizden beklemeye başlamışlardı. Bizler ise okuduklarımız, öğrendiklerimiz bilgiler ışığında babalarımızdan daha farklı davranmamız, düşünmemiz gerektiği düşüncesi ile onlara zaman zaman karşı gelmeye, tenkit etmeye başladık. Okullarda bize bilgi öğretiliyor ancak biz iyi bir insan olma konusunda eğitilmiyorduk. Yine de  dini duygularımız, ekonomik bağlılığımız nedenleri ile babalarımıza karşı kusur etmemeye saygılı olmaya özen gösterdik.  Bizim neslimiz babalarına körü körüne bağlı olmayan, sorgulayan , orta yol bulmaya çalışan bir nesildi. Biz nesil olarak kültürümüze bağlı kalarak ekonomik olarak babalarımızdan farklı olmayı başardık. Bu dönemde çok zorluklar çektik. Ülkemizin ekonomik olarak kalkınması için çalışırken kendi refah seviyemiz de aşama aşama  arttı.
            1990 lar sonrası ise bizimle çocuklarımız arasında çatışma had safhaya ulaştı. Bunun en önemli sebebi sosyal medya ve teknoloji. Dedelerimiz için teknoloji ısınmalı ya da evdeki Almanya’dan gurbetçilerin getirdiği pilli radyolardı. Babalarımız için ise televizyon evimize giren  en yeni teknoloji idi. Çocuklarımız için ise teknoloji o kadar gelişti ki internet ve bilgisayar evimize girdi. İşte bundan sonra çocuklarımız her duyduklarını, her okuduklarını süzgeçten geçiremeden kabullenmeye başladı. Evlerimizdeki uyum sorunu büyüdü.
            Çocuklarımız 28 şubat döneminde o dönemin hainlerinin bilerek ve isteyerek yasakladıkları için dini eğitimden de mahrum kaldılar. Bizlerde çocuklarımızı avucumuzun içinde tutamadık.  Diyanet işleri başkanlığı da özgürce davranamadı. Diyanet vakfının başına dahi emekli bir general getirilerek dini hayat dahi kontrol altına alınmaya çalışıldı. İmamlarımız, dini eğitim veren öğretmenlerimiz hala babalarımızın düşünce yapısında idiler ve tehlikenin farkında olmadılar. Deist, ateist, yahova şahidi, fetocu eğitimciler gençlerimize şefkatli davranıp onları kazanmaya çalışırken bizimkiler hala azarla, not kısarak terbiye etmeye çalıştık. Çocuklarımız adım adım bizden uzaklaştırıldılar. Bugün dahi hala yapılan oyunun farkında olmayanlar var. İmam hatip okullarını çoğalttık ancak öğrencileri orada tutacak şekilde bir eğitim öğretim yenilenmesi yapamadık.
            Bir yerden başlamak gerekiyor. Çocuklarımızın öncelikle ileriki aşamalarda deist ve ataistlerin saldırılarından korumak için küçük yaşlarda temel dini eğitim almaları gerekiyor. İkinci olarak iyi bir insan olmaları için gerekli eğitim öncelikli olarak tüm öğretim hayatı boyunca merhale merhale işlenmesi lazımdır. İyi bir insan hırsızda olmaz katil de. İyi bir insan olabilmek için neden iyi bir Müslüman olmak gerektiği hayatın her safhasında beyinlere işlemek lazım.   
            Önce teşhis gerekli. Sonra çözüm yolları tespit edilip uygulanmalı. Bizden görünüp de bize ihanet edenler teşhir edilip cezalandırılmalı. Bizim içimizdeki bize yakışmayan işler yapanlar gençlerimizin bizden uzaklaşmasının en büyük sebebi. Gençler dünü bilmiyorlar, insan bilmediğinin düşmanıdır. Değişimin, gelişimin nasıl ve kimler vasıtası ile geldiğini rakamlarla, belgelerle anlatmalı.  Gençleri sosyal medya yalanlarından korumak için sosyal medya cezaları artırılmalı.
             Yazacak çok şey var ancak tehlikeye dikkat çekmek istedim. Çözüm için önerileri ileriki yazılarımıza bırakalım.
            Allah yar ve yardımcımız olsun.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.