Bir genç hanım sabah saatlerinde otobüs beklemektedir. Her zamanki durakta, her zamanki saatte aynı halk otobüsüne binmektedir. Aşağı yukarı o saatlerde yolculuk yapan yolcular ise aynıdır, her sabah görülen, artık tanıdık gibi hissedilen simalardır. Gencin, çoğu genç gibi kulağında kulaklık vardır ve saati gelen otobüs durağa yanaştığında, kaç yolcu varsa sırayla binmektedirler. Ardından otobüs hareket eder ve her gün ki güzergâhında yola koyulmaktadır.

“Tanıdık” simalarla birlikte yolculuk sürerken genç, otobüsün arka tarafında yolculuğunu sürdürmektedir. Çoğumuzun düşündüğü gibi düşünüp “arka taraf boş ilerleyin” seslenişine maruz kalmadan kendiliğinden arka tarafa geçmiş, ayakta durur vaziyette, kulaklığında muhtemelen müzikle, ineceği durağa kadar seyir devam etmektedir. Sözsüz iletişimin yoğunluğu içerisinde sanki otobüstekiler “gizli bir dille” iletişim kurup da hareket edermişçesine otobüs içinde hareketlilik, boşlukları doldurma çabası devam ederken o genç kızın sol tarafına düşecek şekilde yine arka koltuklardan, sağ kısımdaki en son koltuk, merdivenin başladığı noktada bir koltukta başka bir hanım oturmaktadır.

Ayakta yolcuğa devam eden kulaklıklı genç hanım, bir anda, oturmakta olan hanıma sesini yükselterek, yaptığının suç olduğunu, neden yaptığını sorgulamaya başlar. Oturarak yolculuk yapan hanımın yaptığı ise oturduğu yerden şoförün olduğu kısma kadar ki koridorda ayakta yolculuk yapanların fotoğrafını çekmek! Genç kızın itirazıyla birlikte fotoğrafı çeken kadının açıklama çabası arasında ilginç bir diyalog ortaya çıkar. Diyaloğu harfi harfine yazmak mümkün değil çünkü bir müddet sonrasında hakaretlere varan bir söz düellosu başlar!

Fotoğrafın çekildiğini fark eden genç hanım fotoğrafı çeken hanıma itiraz eder ve hatta bir ara eline telefonu alarak fotoğrafının çekildiği kalabalığa göstererek “bakın işte çektiniz” diyerek bunun suç olduğunu, çekmemesi gerektiğine yönelik “izahatta” bulunur! Ancak bu öylesine izahattır ki, silmesi gerektiğini yüksek sesle söyler, itiraz eder!

İlk başta bu “atışmaya” uzaktan kulak misafiri olunca haberlerden edinilen alışkanlıktan dolayı olası bir taciz olayı mı yaşandı diye bir tedirginlik hissediliyor. Tabii nihayetinde yapılan eylem, yani habersiz ve izin almadan yapılan fotoğraf çekmek, hak ihlalidir, yanlıştır, bir anlamda tacizdir. İtiraz eden gencin savundukları ve “yakaladığı” fotoğraf çekme anıyla birlikte söyledikleri yapılanın suç olduğuna yönelikti.
Oturanın, yani fotoğrafı çekeninse savunması şöyle gerçekleşir: Susarsan eğer izah ediyorum. O kadar insan, otobüste yer olmasına rağmen boşlukları doldurmamasına dikkat çekmek için paylaşacaktım. Nasıl yani! Otobüste, “toplumsal duyarlılık” adına habersiz fotoğraf çekerek ve fotoğrafa “konu” olan habersizlerin fotoğrafını tivit atarak bu “duyarsızlığa” dikkat çekmek istemiş! Olayın özeti bu!

Gizli fotoğraf çekimini yakalayan genç, fotoğrafı çekene itiraz eder. Neden? Yaptığının suç olduğunu söyler. Silmesi gerektiğini söyler ve “herkesin içinde” yüksek tonda itiraz eder. İlk bakışta itiraz doğrudur, yerindedir.
  1. Fotoğraf çekenin izahatı ve yaptığı eyleme baktığımızda, hepimizin gündelik hayatta yaşadığımız o meşhur boşlukları doldurma işinin yapılmamasına yapılan itirazdır. Normal şartlarda her otobüste bu işten “vazifeli” büyüklerimiz vardır: “Arkadaşlar, arka taraf da aynı yöne gidiyor ilerleyin binemiyor insanlar”, “sıkışın biraz daha bak orada yer var.” Aslında fotoğrafı çekenin yapmak istediği ya da yapması gereken nazik bir şekilde yolcuları uyararak boş kısımlara gelmelerini rica etmektir. Ancak yapılan şudur: İnsanlarla iletişime geçmeden “demokratik” bir platformda, “demokratik hakkını kullanarak” fikrini, düşüncesini ve eleştirisini de ekleyerek, mevcut problemi toplumsal bir sorunun parçası olarak yansıtıp, “tüm dünyaya” servis etmektir. “Ah şu gençlerin hali. Otobüste o kadar yer varken kimse önemsemiyor oldukları yerde durup boşlukları doldurmuyor. #kayseri #otobüs” tarzında bir “süslemelerle” o anın fotoğrafını da tivite iliştirip paylaşım yapmak! Sorunun, sorunun gerçekleştiği ortamda çözülmesi beklenirken, sorunu uzaktan çözemeyecek profillere, kişilere paylaşmak tutarlı mıdır tutarsız mıdır? Ya da bu olay, toplumsal duyarlılığımızın dijitalleştiğine sanallaştığına ve sadece uzaktan, ekranla, klavyeyle sınırlandığının bir göstergesi midir? İtirazın pasifleşmesi midir?
  2. İkilinin arasında geçen ve olayın özü bu şekilde. Normalde beklenen sonuç nedir? Fotoğrafı çekenin nedenini açıklayıp özür dileyerek fotoğrafı silmesi, itiraz edenin de aynı nezakette ve sakinlikte uyarmasıyla olayın son bulması. Ama öyle bitmedi elbette!
  3. İtiraz eden hukuki olarak yaklaşmaktadır olaya, etik olarak da yanlış bulmaktadır ve “susmayıp” itiraz etmiştir. Fotoğrafı çekense toplumsal bir sorunun farkındadır, düzelmesini arzu etmektedir. İtiraz biçimi ise seslenip kibarca boş olan kısma davet etmek yerine, sosyal medyasından paylaşıp itiraz etmektedir (etmek istemiştir). İkilinin kesişim noktası; olması gerekenin olmayışı, kuralların, nezaket kurallarının ihlali vs.
  4. Olayın genel çerçevesi böyledir. Ancak hakaretle devam eden kısımları da eklersek, her iki taraf da sınıfta kalmıştır. Uyarmak, suç olduğunu ifade etmek ile paylaşım yapıp itiraz etmek, nasıl ki etik, hukuki, toplumsal hassasiyet gibi kabullerle açığa çıkan eylemlerse bir tartışmanın da iletişimin de üslubu nezaketi vardır. Toplumumuzda sanırım bu genel bir durumdur. Birinci vitesle başlar sakin görünür ama söz bitince vites yükselir, hakaretle karşı tarafı “alt etme”ye dönüşür!
Sahi bu çerçevede değerlendirildiğinde kim haklıdır? Gizli fotoğraf çekimini yakalayan gencin itirazı mı yoksa sosyal bir ortam da sayılabilecek bir ortam olan otobüs içerisindeki vaziyete itiraz etmek isteyen mi? Haklıyken haksız duruma düşme bu olayın nihai sonucudur aslında. İtirazı uyarıda bulunmayı da zaman zaman beceremiyoruz. Açıklama beklemeden “rezil” edercesine yüksek sesle ve bir süre sonra hakaretlerle devam eden itiraz… Öteki “duyarlı vatandaş” rolüyle hareket edip gizli fotoğraf çekimiyle, grupla iletişime geçip uyarmak yerine “paylaşmayı” tercih etmesi… Ardından hakaretler, ithamlar…

Bir şeyleri “az çok” bilmemizin de yansıması da diyebiliriz aslında bu olaya. Az çok hukuk bilmemiz, az çok nezaket bilmemiz ve az çok yolunda gitmeyen şeylere itiraz etmemizden de kaynaklanıyor. Bir halk otobüsünde çoğunlukla karşılaştığımız durumlar bunlar ama anlattığım olay durumu farklı bir şekilde değerlendirmeye yol açtı. Sizce kim haklıdır? Ne kadar haklıdır? Nasıl değerlendirilmelidir?
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.