Hayat büyük düşünen, uyguladıkları stratejilerle düşündüklerini gerçekleştiren insanları öne çıkarır. Tarih de, gerçekleştirilen bu stratejileri yazar.  1441 yıldır Tarih; Hicreti, Hicretin büyük stratejisini, Hicretin Büyük Kahramanı Hazreti Muhammed (S.A.V.)’ i yazmış, yazmaya da devam etmektedir.
Hicret kelime olarak; Terk etmek, ayrılmak, ilgisini kesmek anlamına gelmektedir. Terim olarak ise; İslam Peygamberi Hz. Muhammed (S.A.V.)’in ve diğer Müslümanların Mekke’den ayrılarak Medine’ye yerleşmelerini ifade eder. Hicretin; Dini, siyasi, askeri, hukuki ve sosyal yönden tüm dünyayı etkileyecek önemli sonuçları olmuştur.
 Hazreti Muhammed (S.A.V.)’e, M. 610 yılı Ramazan Ayında peygamberlik görevi verilmiş, Müddesir Suresinin “ Ey örtüsüne bürünen!  Kalk ve uyar! Sadece Rabbinin büyüklüğünü dile getir.  Elbiseni tertemiz tut.  Her türlü pislikten uzak dur. Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma. Rabbinin rızasına ermek için sabret.” Mealindeki  1-7. Ayetleri indikten sonra da fiili olarak tebliğ görevine başlamıştır.  Ayetlerin vahy edilmesinden hemen sonra  Muhterem  Eşi Hz. Hatice Peygamberimize “Ya Ebe’l-Kasım niçin kalktınız?” diye sordu; “Ya Hatice! Artık uyumak bana göre değildir. Hz. Cebrail geldi, Allah’ın emirlerini insanlara tebliğ etmemi söyledi. Fakat şimdi bana kim inanır?”  dedi. Hz. Hatice “ Ya Rasulallah! Ben inanırım. Herkesten önce dinini bana telkin et!” dedi. Çok memnun olan peygamberimiz, ona yeni dini telkin etti. İslami tebliğ allahın emri üzerine başlamış olur.
İlk Müslüman Hz. Hatice Annemizden sonra sırasıyla; Hz. Ali, Zeyd b. Harise, Hz. Ebu Bekir, Ebu Zerri Ğıfari, Saad b. Ebi Vakkas gibi peygamberimize yakın kimseler ile, Hz. Ebu Bekire yakın bazı kimseler, hakikate önem veren bazı Mekkeliler, kendilerine “Hanifler” denilen İbrahim Peygamberin dinine mensup olanlar  ve genellikle de, fakir ve eşraftan olmayan, ama fazilet sahibi kimseler peygamberimizin ilk tebliğlerinde Müslüman oldular.
Ancak zaman geçtikçe, Müslüman olanlarla alay edilmesi, onların küçümsenmesi ve  İslamı kabul edenlere uygulanan insanlık dışı işkenceler, peygamberimizin tebliğ görevini zorlaştırıyor, insanların Yeni Dine Bakışını olumsuzlaştırıyordu. Yeni Dinin kabul görmesine destek verecek veya Mekke toplumunun baskı ve işkence gibi aşırılıklarını engelleyecek  sosyal ve ekonomik bir otoritenin olmaması İslam’ın  yayılmasını zorlaştırıyor, peygamberimizin ve diğer Müslümanların çabalarını zayıflatıyordu. Hele hele Peygamberimize her zaman destek olmuş olan amcası Ebu Talib’in vefatından sonra bu durum daha da belirgin hale gelmiştir.
İslam’ın kabulündeki bu yavaşlığın, tüm insanlığı kucaklamaya, insanlığın kurtuluşuna vesile olmaya  yetmeyeceğini gören Peygamberimiz (SAV) farklı stratejiler geliştiriyor. O stratejilerin uygulana bilirliğini araştırıyordu.  İslamın yayılması, insanlar tarafından kabul görmesi için geliştirdiği stratejilerin başında hicret geliyor, ama hicret edilecek yerin ve orada yaşayan insanların İslam’ın kabulüne ve yayılmasına müsait bir konumda olması gerekiyordu.
Önce Peygamberimiz (SAV) Taif’in şartları haiz olup olmadığını araştırmak, şartlar İslam’ın, Cihan Dini olmasına elverişli ise oraya hicret etmek amacı ile  M. 620 yılında Taif ziyaretinde bulundu. Ancak Taif’in düşündüğü gibi bir yer olmadığını görünce,  farklı yerler araştırmaya başladı.
Yesrib (Medine), hem Peygamberimizin Annesi Amine’nin akarabalarının bulunduğu, hem de Dedesi Abdulmuttalibin annesi Selma binti Lebid’in memleketi olmasından dolayı Hicret için ilgi duyduğu yerlerden birisi idi.  M. 621 yılında Mekke yakınlarında Akabe denilen yerde peygamberimiz Mekke’yi ziyarete gelen, Yesrib (Medine)’lilerle görüştü (I. Akabe Biatı). Onların İslam’a ve peygamberimize çok sıcak olduklarını müşahede etti.  Yaklaşık bir yıl sonra aynı yerde  Peygamberimiz daha kalabalık Yesrib’li bir gurpla tekra buluştu (II. Akabe Biati).  Burada  bulunan Yesrib’li gurup Peygamberimize; her şart altında itaat edeceklerine, İslam’ın emirlerini yerine getirirken ayıplanmaktan ve baskılardan korkmayacaklarına, Peygambere muhalif olmayacaklarına, iftira, hırsızlık ve zina yapmayacaklarına, çocuklarını öldürmeyeceklerine, Yesrib’e göç edecek Müslümanları koruyacaklarına dair söz verdiler ve Peygamberimizi Yesrib (Medine)’ye davet ettiler.
Hicret stratejisi meyvelerini vermeye başlamış, Akabe Biatlerinden sonra Yesrib halkının İslam’a ilgisi zirve yapmıştı. Bu sıralar, İsra suresinin 80. Ayeti ile de hicrete Rabbimiz tarafından izin verilmişti.
Mekkeli müşrikler; Mekke’de baskı ve zulüm ile  yayılmasını engelledikleri İslam’ın, Mekke dışında, büyük bir güç haline gelmesinden korktukları için; Peygamberimizin Yesrib (Medine) gibi bir yere göç etmesine müsamaha göstermiyorlar, gerekirse onu öldürmeyi planlıyorlardı. Fakat İslam Peygamberi stratejisini belirlemiş, Hicrete karar vermişti… Hicretin;  putperestliğin ve Mekke otoritesinin sonunu getireceği düşüncesi, Mekkeli  müşriklerin uykularını kaçırmaya başlamış, plan üstüne plan yapmaya başlamışlardı. Ama hiçbir plan tutmayacak, M.  9 Eylül (26 Safer) 622 tarihinde; sadece Mekke’yi, hatta Arap Yarımadasını değil; tüm dünyayı, tüm insanlığı aydınlatan ışığın bu kez Medine’den doğmasına neden olacak Kutsal Yolculuk başlamıştı…
Hicret ile, Mekkeli müşriklerin korktukları başlarına gelmiş, her türlü önleme rağmen engelleyemedikleri hicret, kendileri için büyük bir belaya dönüşmüştü. Müslüman olanların sayısı hızla artıyor, islamla gelen sosyal mutluluk, dalga dalga yayılıyordu…
Mekke’de M.610 yılından, M. 622 yılına kadar – yaklaşık on iki  yıl- İslam’ın nurundan  aydınlanarak Müslüman olanların sayısı bir avucu geçmemiş, Peygamberimizin ve diğer Müslümanların  çektikleri onca sıkıntı ve verdikleri emek karşılık bulmamıştır. Ama  Peygamberimizin geliştirdiği “Büyük strateji; Hicret” ile tarihi değiştirecek gelişmeler olmuş,  İslam, hızla yayılmaya başlamış;  Müslüman olanların sayısı katlanarak artmaya başlamıştır.
  İslam’ın insanlar arasındaki yayılış hızını tam olarak tespit etmek mümkün olmasa da, bazı tarihi belgeler Hicretle birlikte İslam’ın kabulündeki hızlı gelişmeler konusunda, bizi aydınlatan ve durumun tespitine yardımcı olan  bilgiler vermektedir. Hicretten iki yıl sonra müşriklere karşı  yapılan Bedir savaşı (H. 17 Ramazan 02)     bunun en açıklayıcı örneklerinden birini teşkil etmektedir;
Bedir Savaşında Müşriklere karşı kahramanca mücadele verip, cihad eden İslam Ordusunun sayısı 313 idi. İslam Peygamberinin büyük stratejisi Hicret ile Müslümanların sayısı sadece  iki yıl  içinde o kadar bereketlendi ki, Müslüman olan halktan Medine’de kalan  yaşlılar, kadınlar, hastalar, çocuklar, mazereti ve vazifeleri olan Müslümanlar hariç, 313 mücahitten oluşan bir ordu teşekkül ettirilebilecek sayıya ulaşıldı.
O halde, Bedirde savaşanların sayısı göz önünde bulundurulduğunda; Müslümanların toplam sayısı bunun kat kat üstündedir. Mekke’den ayrılmak zorunda kalan bir avuç Müslüman,  “Anayasa ve ordu” oluştura bilecek sayısal çoğunluğa  ulaşmış ve yeni bir devletin sahibi olmuşlardır. İşte bu güç hicret sayesinde elde edilmiştir.
Hicretin katkısının bunlarla sınırlı kalmadığını; sonraki sefer ve savaşlara katılan Müslüman askerlerin sayılarından Müslümanların tamamının  sayısının ne kadar arttığını görmek mümkün olacaktır:
 H. 3. Yıl Rebiulevvel ayında yapılan Gatafan Gazvesi (Gazve-i Anmar)’ne katılan İslam Ordusu 450 askerden; H.3. Yıl Şevval ayında (M. 625) yapılan Uhud Savaşı’na katılan İslam Ordusu 700 askerden; H. 4. yılı Zikade ayında yapılan Bedr-i Mevud Gazvesine katılan İslam Ordusu 1500 askerden; H. 5. yılı Şevval ayında yapılan Hendek savaşına katılan İslam Ordusu 3000 askerden; H. 5. yılı Zilkade ayında yapılan Beni Kureyza savaşına katılan İslam Ordusu aynı şekilde 3000 askerden; H. 8. yılı Ramazan ayında yapılan Mekke’nin Fethinde savaşa katılan İslam Ordusu   10 000 askerden; H. 8. yılı Şevval  ayında yapılan Huneyn  savaşına katılan İslam Ordusu   12 000 askerden; H. 9. yılı Recep (M.630 Kasım) ayında yapılan Tebük Gazvesi savaşına katılan İslam Ordusu 30 000 askerden;   oluşuyordu.
12 yıllık Mekke dönemine rağmen, Hicretten sonra İslam’ın ne kadar büyük bir hızla yayıldığını H. 10. Yıl Zilkade ayında (25 Mart 632) Peygamberimizin yapmış olduğu Veda Haccında, Arafat vadisinde 100 000’den fazla Müslümana hutbe okudu. Bu sayı sadece hacca katılan ve Veda Hutbesini dinleyen Müslümanların sayısıdır. Müslümanların sayısı artık sayılamayacak kadar çoktur. Veda Haccından ve Rasulüllah’ın Allaha kavuşmasında sonra da  Hicretin bu bereketi duraksamamış, Arap Yarımadası  ardından, Suriye, İran, Kuzey Afrika ve Avrupa’nın Bir kısmı İslam’ı benimsemiş ve bu gün dünyanın bütün coğrafyalarına hicretin bereketiyle ulaşmıştır.
Hicretin 1441. Yılında Rasulüllah’ı, salat-ü selam ve dualarla anıyor, yeni hicri yılın Ümmet için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Hicretin feyzi  üzerinize olsun… selam ve dua ile…
   İbrahim UYAR
1 Muharrem 1441
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Taner Seken 2 hafta önce

Emeginize saglik hocam

Avatar
Hacı Sarı 2 hafta önce

Hayırlı olsun inşAllah
Geleneksel anlayışın dışında farklı ve güzel bir üslup.

Avatar
Ahmet subhi Altunel 2 hafta önce

Çok güzel. İyi araştırılmış ve iyi yazılmış.

Avatar
AHMET GÜLMEZ 2 hafta önce

Ellerinize sağlık güzel bir makale olmuş Allah razı olsun

Avatar
Ali İhsan TÜRK 2 hafta önce

Allah razı olsun güzel kardeşim

Avatar
Adil çavuş 2 hafta önce

Elinize sağlık çok güzel olmuş inşAllah yeni yazılarınızı bekliyor başarılar diliyorum

Avatar
Hayrettin Yeğenoğlu 2 hafta önce

Allah razı olsun İbrahim Uyar Hocam. Bilginize, kaleminize, ellerinize sağlık.

Avatar
YALÇIN 2 hafta önce

kalemi̇ne sağlik