Birisini ikna etmek için hile kullanıldığında, olmayan vasıflar var imiş gibi sunumlandığında, pas tutmuş yüzeyler, şatafatlı süslemeler ile örtüldüğünde vicdanlar neden rahatsız oluyor?

Zira hayat devam ediyor ve bir şekilde, asıl olan her ne ise onunla yüzleşildiğinde, aldatılmışlık hissi vicdanı köseleleştiriyor.

Doğrusu tüm sosyal dokuda hile söz konusu.

İnsan hileyi en sık kullanan canlı. Bir hile uzmanı diğer hile uzmanına hile yaptığında hilenin hacmi genişliyor ve dürüstlük ister istemez, daralıyor.

Tarihte zaman zaman hile patlamaları söz konusu olmuştur.

Özgürlük vaad edenin asılda kul çoğaltma gayretinde olduğunu fark ettiğinde birileri, dünya kana bulanmıştır.

Eskiden insan azdı. Şimdi ise azanlar çoğaldı.

Yeni patlamalar bu neden ile milyon milyon götürüyor ve aralıklar sıklaştı.

Çareyi yenerek, yenilenmede bulmak hiç çözüm olmadı.

Az, daima arttı.

Başka bir şey denemek lazım.

Mesela, kutsalı bir irdelesek hep beraber...

İnsanın değil, değer yargılarının köküne kibrit suyu denesek...

Bu, değeri değersizleştirmek için değil; bin kat badana ile aslı içine kaçmışı gün ışığına kavuşturma adına çok elzem...

Mesela dini, emeli için kullananların, din diye inanırlara dayattıkları bir sorgulanmaya başlanılsa, öz için, değer için önemli bir adım olmaz mıydı?
Mesela dinin esasta tek bir misyonu olmuştur. Tevhidi önceleyen iyi insan olma yönelimi. Buna mugayir ne varsa, uydurma ve sokuşturmadır ile bir başlangıç yapılamaz mı?
--
Kim Kimdir?

Mehmet, Sabri'nin can dostu, Davut'un azılı düşmanıdır. Annesinin biricik kuzusu, babasının baş belası... Esra'nın soğuk ve ilgisiz eşi, Gülçin'in pamuk yumağı babası, Rana'nın eski varyemez kocası... Ramazan'ın sevmediği amiri, Semra Hanım’ın beğenmediği memurudur... Yılmaz'ı tanımaz, Cihan ile arada selam sabah.

Mehmet, Bakkal Rıza'nın ayaküstü muhabbet ettiği, Kerem’in ayda yılda bir buluştuğudur. Engin onu hiç sevmez, Kazım ise bayılır. Mustafa'ya borcu var, Yunus'tan alacağı... Nedim onu yanlış tanımış, Kemal ise her sözünü ferman bilmiştir. Yahya'ya haksızlık etmiş, Berna'nın kalbini kırmış, Yusuf'un büyük bir derdini halletmiştir.

Roller ve kişiler değişse de sen, ne görüntü yakalamış ise başkası için osun. Muhatap seni, sen olarak değil, sunduğun kadar, gördüğü ve algıladığınca bilir.

Olmadığı kişiyi oynayan bunu gayrına izletebilir; ama kendi o izletiden zevk almaz.

Başkası yönünden ne görünürse görünsün; kişi, sonuçta her bir haliyle kendincedir.

Zamanın bir dank sesi ve anı vardır. Hayatı an an yaşarız... Bazı an uzun sürer yaşamı kapsar, bazısı ise andan kısa zamandadır. Muhatap o an ne gördü ise sen onun için o kadarsındır. Esasında ne görünen sensin, ne de muhatabın gördüğü senden başkasıdır.

İnsan ister ki dediği olsun, bildiğince olsun. Bilmez bilmediğini… Birini bildiğince olmaya zorlamak, onu istemeyeceği biri haline getirir. Mesela: Namazda gözü olmayan birini birisi, parayı, işi, aşı, bursu, kursu koz ederek namaza zorlar ve o da Allah için değil, birinin rızası için o namazı kılar ise kimi, kime kul etmiş oldu bilmek lazım.

‘Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol’ zor dava... Sen, sen olmak istersin de mahallen seni sana bırakmayabilir. Sen, başkası için fotoğrafını çektiği andaki kişisin. Gülümsedi isen o an, artık ağlaman vaki olamaz.
Seni sen olarak yaşamaya bırakmayanlar civarında çoğaldıkça ‘ya huyundan ya suyundan misali’ bir bakmışsın sen de öylelerden olmuşsun. Artık ferdi medeniyet algın terakki edene kadar bir ezer bir ezilirsin; terakki etmeden ölmek de cabası…

İnsan, birilerince birilerinin hayatına atanan yetkin özne olacağına, kıymeti kendinden menkul birilerinin keyfi için kavrayamadığı yaşamlar yaşayacağına; fukara yaşamında esir yüklem olsa daha yeğdir.

Kimsenin mezurası kendinden başka kimseyi ölçmeye yetmez; aksi sanılsa da, böylece...
--
"Ci, çi, cü, çü" meslek, kazanç, çıkar aracı bağlamında daha bir oturuyor. "Li, lu, li" aidiyet, mensubiyet, bağlılık açısından böylece... Yani; "işçi, işini satan, işi ile kazanan; işli, işi olan, iş sahibi", "simitçi, simit satan, simitli, simiti olan", "dinci, dinden çıkarı olan, dinli, dini olan", "örgütçü, profesyonel, geçimi bundan, örgütlü, örgüte mensup, örgütü olan", "ahlakçı, ahlakın alayına giydirme hakkını kendinde bulan, ahlaklı, ahlak sahibi olan", "Nurcu, nur esnafı, nurlu, nuru olan", "tıpçı, bilgi ve maharetini satıyor, geçimi bu, tıplı, tıp ilmine sahip", "hukukçu, hukuktan kazanan, hukuklu hukuk nosyonu sahibi"... Uzatabiliriz. Fakat kavramlar böyle daha bir yerini buldu gibi. Bazen iç içe geçse de, aslı faslı bu.
--
Birlik, ayrılık ve aykırılığı kabullenmek ve dahası engellememek ile mümkün olur. Kendini Allah'ın lütfu bilip, üstelik buna inandığı ile kalmayarak herkesi de inanmaya mecbur kılanların yeryüzünde çıkardıkları fitne ateşi her yeni nesilde abararak çoğalıyor. Bir de derler insanda genetik hafıza yoktur. Ne alakası var, insan şer ve fitneyi D.N.A.'sına iman niyetine kazımış bir canlıdır. Öyle ki, din gibi bir mübarek mevzuyu dahi emelinin öküzü edip, kağnısını çektirmede kullanabilir.



 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.