Hukukun alnının ortasına çakıldığında ellerine sağlık denilen bir memlekette adalet saraylarının görkemi, zulmü perdelemeye yetersiz kalır. 25li yaşlarda gençleri hüküm makamına yerleştirmenin adı, ama canım onun referesi sağlam oluyorsa, işte hukukun alnının ortasına çakmak bu olmuş oluyor. En az 5 yıl avukatlık tecrübesi olmayanı ne hakim ne de savcı olarak atamamak ve refereyi değil liyakatı esas almak mümkün olmadıkça da kürsülerden adaletin tecellisini beklemek ancak ardniyetlilik ile şerh olunur. Yargı tez antitez sentez saç ayakları üzerine kuruludur. Avukatı yargıdan sıyırma temayülü de iyiniyet taşımamaktadır.
-- 
Hukuku, endüstrisi kafası ile yorumlayan girişimciler, temeli sağlam, maaş karşılığı çalışan borçlusunun borcunu sıfırlamasını asla arzu etmezler.
Dünyada 10.000 TL (alacağın) yatırımın, 10 yıl sonra 100.000 TL olmasının garanti olduğu tek türedi endüstri hukuk endüstrisidir.
Bundan işte kandil simidi gibi caddede kart dağıtmaları ve dahi arabulucu uzlaştırıcı ocu bucu sektöre ha bire yeni ünvanlarla oyuncular sokmaları.
--
Yargı, elcağızının eseri. Eserin adaleti tesis edecek ise, yüreciğin pişman olmayacak, gam etme. Etmeyecek ve "ah vahın fayda vermediği o gün, elbet gelecek" inancın var ise, ellerini yıka ve geç bu sevdadan. Mailis Nalars Sarpust Yazıtları
--
"Gelen, gideni aratır" 

Ataların bu sözü, haklılığı noktasında her sınamadan alnının akı ile çıkmış bir saptama olmasına rağmen, tarihin en uzun süreli haklı; fakat itibar edilmeyen ata sözü olarak, belleklerde yerini almıştır.
--
Kitle adamı kükretir ve kütürdetir!

Birinin arkasında bir kitle, ondan insanüstü söz ve haller bekleşiyor iseler ve o, bu beklentiyi gidermez ise anında tahtından edileceğinden haberdar ise, o, bunu yapıyor diye ayıplayanların, kitlenin kütürdetme ve kükretme fonksiyonunu görmemelerini ayıplarım.

Az bir kenara itin bu abartanı ki aradan sızan ışıktan o kitleyi göreceksiniz.
--
İtelenmiş Ötekilerin Ötelenmiş Hayatları

'Ötekiler'imiz var; bizim de onlarca 'ötekiler' olarak vasıflandığımız... Algı ve anlayışlarımıza uygun zeminlerdeyiz ki, bu karakteristik bir tavır.
Algılara müdahaleler ben merkezli olunca -hep banacılık- anlaşmazlıklar büyüyor. Egoist eğilim, ötekine varlığınca varlık hakkı vermeme ve onu aidiyete alma, sahiplenme ile biliniyor.

Farklı olanı, kabullendiği daireden -uymadığınca- dışa 'itelemek'... 'İteleme' sonucu, itelenen, haliyle 'iteleyenin' yanında olamıyor.

Ötekini itelememek!

Bu bir feraset, arifanelik ve olgunluk işi...

İnsanın dibinin değil, tepesinin vasfı...

Birinde bu tahammülü görmediğinizde kendinize eziyet etmenize gerek yok. Beri durun ve dayayın bacağınızı bizzat siz varlığınızı ondan iteleyin.

Kendi gibi düşünmeyen ve yaşamayanları, yaşam sahası dışına iteleyenlerin azgınlığı yeryüzünde kan akıtıyor. Tüm kan bundan akıyor diyemem; ama en çok bundandır.

Farklı farklıyız. Müştereklerimiz de var. Müştereklerde genişlikler varken, diğerinin alanına zıplamak hangi kelime ile ifade edilmeli karar veremedim; ama yakışmıyor.

Hırs oluşuyor, haset körükleniyor ve nifak başlıyor...

İtelendikçe kinlenmek, ötelendikçe nefret duymak, iğrenmek, ötekileştikçe yabancı düşmek hep bundan...

İtelenen, kakılan, eziyet gören insanlar başkalarının onların varlıklarını hoş görmemelerinin onlarda oluşturduğu baskıya yönelik çaresizlik ve tepkiyi, o baskının kaynağına kin tutarak ve fırsat bulduğunda öç alarak gösterirler.

Bazen bu kendilerine yönelik şiddete ve bazen de kişi bazlı ve daha çok topluluk halinde yok edişlere kadar işi götürür.

Kızıl ile yeşil, fahişe ile rahibe, dinsiz ile dindar, fakir ile zengin, çirkin ile güzel v.s v.s...

Biri birine öteki ve yabancı ya, dünya döndükçe anarşi bitmez.

Üç vakitlik ömür bin eziyet.

Esasen Cami müdavimi ile meyhaneci aynı hayatın tüketicisidir.

Birbirini tüketmek ile geçen ömür ziyandır.

Jorge Luis Borges, seksen beş yaşında bir şeyler karalamış. Şimdi ne yapılabilir ise yapılmalı... Yaşam an an kısalıyor hepimize. Yarınlara ertelediğimiz nice şeyler adına:

Eğer yeniden başlayabilseydim yaşama,

İkincisinde daha çok hata yapardım

Yeniden başlayabilseydim

İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım

Ve sonbahar bitene kadar

Yürürdüm çıplak ayaklarla

Bilinmeyen yollar keşfeder,

Güneşin tadına varır,

Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.

Ama işte seksen beşindeyim

Ve biliyorum ölüyorum..
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.