"İman et ve dosdoğru ol." Bu kadar değil miydi tüm mevzu. Allah'tan gayrını rab kabul etmemek ve sözünde, fiilinde, niyetinde doğru olanı tercihlemek.
Özü hain olan, bir tanrı uydurur kendine ve ona Allah ismini koyarak kendini ve civarını kandırabilir, lakin hain her söz, fiil ve niyetinde doğru olanı tutturmayı beceremez. Bu sebeple bendenizin dostları iman ettiğini söyleyenler değil, doğruyu tercih edenlerdir. Doğru nedir denilirse, vicdan ne diyorsa odur.
--
Üç harflileri kullananlar, insanları hipnotize edenler, dini kullananlar, yabancı güçlerin maşalığını yapanlar iktidarı ele geçirmek istemişler de, bunlara bedava cennet, dünya iktidarı için zemin ve fırsat ayarlayanlar pirüpak imişler. İşte Türk İslamı ve siyasetinin derin muhakeme neticesi bundan ibarettir.
--
Kainatın işlerini görmeye Allah'ın Kudreti kafidir. O dilediğinde, ol demesi kafi olandır. Benim gavsım kainatın işlerini çekip çevirir gibi sapkın bir şirke bulaşarak cennet ummak ahmaklıktır. Bunu ifade edene düşmanlık beslemek ve efendisinin esasen sadece bir insan olduğunu, insanın da nefis sahibi olduğunu söyleyeni itibarsızlaştırma hamakatına girmek de şapşallıktır.
--
Benim atalarım, kardaş toprağı, öz yurdu diye 93 harbinde sürgünde Anadolu'ya sığınmışlar. Bugün Çin zulmünden dolayı Anadolu'ya sığınan Uygurları iade etme meyli o günlerde olsaydı, biz Allahu a'lem yoktuk. Suriye'den gelenlere öz kardaş muhacir, Çin'den gelenlere üvey evlat muamelesi kimin politikası ise bu ancak halt yemektir, başka da değil.
--
Ülkeler üzerindeki vesayet mekanizması öyle antlaşmalarla filan tesis edilesi değildir, tamamen psikopolitik bir mevzudur. Lozan mesela ki o devirde daha iyisi mümkün olmayan bir antlaşmadır ve siz bir gün hakikaten güçlenir, ayaklarınızın üstünde durabilir bir hale gelirseniz hükmü bitecektir, yani yok öyle 2023'te hükmü bitecek safsataları.
--
Belki eskiden de vardı; ama bu aralar çok fark etmeye başladım: Bir topluluğu hayatta inandıramayacağın, o topluluğa asla yaptıramayacağın bir şeyi, o topluluğun sözünü dinlediğine söylet, mevzu tamamdır.
Bu sebeple liderliğe değil, ilkelere itimat asıl olmalı. Zamane liderlerine ulaşmak niye mümkün değil, neden civarları kat kat onlar ne talim ediyorsa lider onu söylüyor tarzı insan dolu?
Niye bu liderler her ağızlarını açtıklarında milletin hayrına, menfaatine çalıştıklarını söylerler de attıkları imzalar belli bazı kişilere yarar?
Menfaati olanlarca halka halka sarmalanmış liderin ağzının içine bakanlar, biraz da buradan baksın.
--
Vaiz Tanrılar
Bir ayet okur, başlar: 'Bu ayet şunu demek istedi, bunu demek istedi.' Sonra kaptırır kendini 'Şu bu demek, bu şu demek' ve ardından da tehdit ya da müjde faslına geçer. Eser her sözünde...
Din artık mülkiyete alınmış, cemaat uyuşmuş, gözler ve kalpler mahmurlaşmış, beyin ölmüştür... Cennetine dilediğini koyar, hoşuna gitmeyeni cehennemine postalar ve artık tanrı odur kürsüsünde. Olmasa zaten cemaat iplemezdi onu ve o iplenmek istemezdi. İki cümlenin sündürülmesine bir mana verir ve 'değmez köyün delisi' der geçer giderlerdi.
Neden sözler havada ve neden etki yok sözlerde?
Herkesin ağzında ayetler hadisler, gözler pörtleyesiye anlatıp duruluyor da, niye 'tın etkisi' yapıyor? Bundan sadece...
Kafası kalbi çalışanlarca anlatıcının tanrısının sırtına binmesi ve 'dehlemesi' gözden kaçmıyor.
Ya da kulluğundakinin tanrısı olanın enayisi mi tanrısı onu süründürmesin kürsilerde...
Tanrınız Musa ve siz de tanrınızın Harun'u musunuz?
--
Anlatılır:
Ebrehe, ordusu ile Kabe'yi yıkmak için geldiğinde, Abdulmuttalib'i yıkmaması için ricacı gönderir tüccar Kabe fışfışçıları. o, Ebrehe'ye: 'Benim develerim var, dokunma onlara lütfen' der. Ebrehe: 'Kabe'nizi yıkacağım be adam! Bana yalvarmaya gelmedin mi sen?' Abdulmuttalib: 'bana ne Kabe'den! Onu sahibi korusun, sen bana develerime dokunmayacağına söz ver' der.
Sonra bilirsiniz fil suresini...
Tanrı Teala, Ebrehe'nin ordusunu perişan eder. Evini O korumuştur.
Şimdi bu din ile reyting tutan, baş bel bacak örtüsü ile gündem olan, Kuran kursu cami edebiyatı yapanları ben, fışfışçılara benzetsem komik ve hatta zındık olurum değil mi?
Kim şeyinin keyfine dini kullanıyorsa, o din onu bir şey yapmalı...
Ya da şöyle sormalı, kim cehenneme gidecek?
Tanrıyı ellerinde topaç gibi çevirenler mi, ürkek bakışlarla uzaktan seyredenler mi?
--
Önümüz nasipse kurban bayramı
Bulunduğu şehirde evinde eti sayılı günlerde görenler varken, kurbanlarını, Diyanet başta olmak üzere envai çeşit kurumlara, kendince mesuliyetten kurtulmak için verenlerin amellerine duyduğu öfkeden Arş eğer titremiyorsa, bu dini bendeniz yanlış öğrenmişim demektir.
Bırakın şehri, oturduğu apartmanında dahi nice fakru zarurette insan var iken ve en önce onları gözetmesi gerektiğini, adından emin olduğu kadar bilen müslüman, bunları ona söyleyene kinlenir maalesef, nefsinin aymazlığına değil.
Kanada'da ihtiyar bir adam ekmek çalmaktan tutuklanıp mahkemeye sevk edildi.
Yaşlı adam suçunu kabul edip itiraf etti.
Ve yaptığı hatayı şöyle açıkladı:
"Çok acıkmıştım neredeyse açlıktan ölecektim."
Hakim şöyle hükmetti:
"Sen hırsızlık yaptığını biliyorsun ve ben senin on dolar tazminat ödemene hükmediyorum.
Bu parayı ödeyemeyeceğini bildiğim için senin yerine ben ödeyeceğim. "
Duruşma salonunda herkes susmuştu, hakim cebinden on dolar çıkardı ve ihtiyar adamın tazminatı olarak hazineye götürülmesini istedi.
Ardından ayağa kalktı ve salondakilere hitaben: "Hepiniz suçlusunuz ve her biriniz on dolar ceza ödemelisiniz zira sizler öyle bir şehirde yaşıyorsunuz ki ihtiyar bir adam açlıktan hırsızlık yapmak zorunda kalıyor.
Duruşma salonunda 480 dolar toplandı ve toplanan parayı hakim ihtiyar adama verdi.
Ve sözlerine şunu ekledi.
"Eğer medeni insanların yaşadığı bir şehirde fakir görürseniz bilin ki o şehrin yöneticileri halkın malını çalıyorlar"
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.