İslam, insanların dünya ve ahiret mutluluğu için Allah tarafından, Hz. Muhammed’e (S.A.V.)  gönderilen en son ve en mükemmel dinin ismidir. Arapça “Silm” (Barış, esenlik) kelimesinden gelmektedir.
İnsanların gönüllerine hitabeden, kalpleri fethedip akıllara nüfuz eden bir dinden söz ediyoruz. Müslümanların hem dünya hem de ahiret mutluluğunu esas aldığı gibi, Müslüman olmayanlarında dünyada güven ve huzur içinde yaşamalarını temin için hükümler koymuştur.
İslam dininin insanlığa lütfedilmesinden sonra, orijinalliklerini kaybetmiş olan Musevilik ve Hıristiyanlığa mensup fanatik dindarlar, kendi tahrif edilmiş dinlerini koruyabilmek, inananlarının dünya ve ahiret mutluluğunu sağlayan İslam dininden etkilenmelerine engel olmak için sürekli algı operasyonları yapmışlar, İslam dininin ve ona ait temel unsurların yıpratılması için çok özel provokasyonlar tertip etmişlerdir.
Son din olan İslam’ın, Hristiyanlık ve Museviliğin sonunu getireceğini düşünenler, peygamberimiz zamanında başlattıkları algı operasyonları ve provokatör tutumları ile İslam’a saldırmışlar yada Müslümanları bir birlerine düşürmek suretiyle İslam’ın nurunu söndürmeyi hedeflemişlerdir. Müslümanlar ile iç içe yaşayan Yahudi Abdullah İbni Sebe ve onun yolundan giden provokatörleri örnek olarak zikredebiliriz.
Daha sonraki dönemlerde, bu tür algı operasyonları ve provokatif eylemlerle birlikte, İslam’ı tamamen yok etmek, yeryüzünden silmek için asırlar suren haçlı seferleri düzenlemişler, top yekûn imha planları yapmışlardır.
Söz konusu algı operasyonlarının ve provokatif  eylemlerin  en etkili ve en tehlikeli versiyonları günümüzde cereyan etmektedir. Kitle iletişim araçları ve dijital haberleşme araçlarının gelişmesi ile İslam dininden kolaylıkla haberdar olan insanların bu dine meylederek Müslüman olmalarından korkan Hıristiyan ve Yahudi dünyası, onları İslam adına etkileyecek bütün örnekleri olumsuzlaştırarak korku dünyası oluşturmaktadır. Çok büyük masraflarla yazılan senaryolar, başrollerini kendi özel yetiştirdikleri görevliler, figüranlığını ise İslami şuurunu kaybetmiş satılık zümreler tarafından Müslüman ülkelerde  icra edilmektedir.
Bunların başında terör algısı gelmektedir. Herkes bilir ki, İslam bırakın terörü, insanlara en küçük bir şekilde zarar verilmesine bile müsaade etmez. İşkence  ve hayat hakkını yok etme  en büyük haramlar içindedir. Savaşta bile düşmanı öldürmenin  şartları vardır. Hayatın korunması, İslam dininin koruma altına aldığı beş unsurdan birisidir.
Böyle iken “İslami Terör” ve benzeri ifadeler, dinimize atılmış en büyük iftiradır. Tamamen bir algı operasyonudur. Bu senaryoları yazıp, İslam dünyasında oynamayı başaranlar, bir taşla iki kuş değil, bir taşla elli kuş vurmanın hesabındalar.
Birinci olarak, “İslam dini terör dinidir(!)” algısı ile,   Hıristiyan ve Museviliğe inananların İslam’a meyillerini engellemeye çalışmaktadırlar.
İkinci olarak, İslam Dünyasındaki güven ortamını bozarak, düşünce zafiyetinde olan Müslümanların kendi din ve kültürlerine olan sempatisini artırmayı amaçlamaktadırlar.
Üçüncü olarak, İslam dünyasını kan gölüne çevirerek, sinerjinin önüne geçip Müslümanların bir birleri ile uğraşmasını sağlamak. Böylece egemen güç olmak isteyen Hıristiyan ve Yahudi devletlere  engel olacak İslam ülkelerini zayıflatmaya çalışmak.
Dördüncü olarak, terörle mücadele adı altında  Müslüman ülkelere silah satarak, onları sömürüp fakirleştirmek.
Beşinci olarak, “Terörle mücadele için size yardıma geliyoruz” diyerek, Haçlı seferleri ile işgal edemedikleri İslam topraklarına ellerini kollarını salla sallaya gelip konmak ve yeraltı-yerüstü zenginliklerinin sahibi olmak.
Altıncı olarak, Müslümanların bir birlerini yok etmesini sağlayarak, dünyada azaltmak istedikleri insan nüfusunun istedikleri boyuta gelmesini kolaylaştırmak….
Bunları çoğaltmak mümkün...  Ancak söylemeye çalıştıklarımız, elbette bu senaryoları yazanlar için değil. Zira onların görevi Müslümanlara verebilecekleri bütün zararları vermek…  Asıl amacımız bu oyunlara gelen Müslümanların aklını başına alıp, terör ile ilişkilendirilebilecek her hangi bir eylemin parçası olmamaları gerektiğini hatırlatmak. Çünkü Müslüman için hiçbir şey terörün mazereti olamaz. “Fakat, ancak, ama…”  gibi ifadelerle teröre mazeret sayılabilecek cümleler kurmaya kalkmak, üzerimize oyun oynamak isteyen şeytanın kardeşlerini heveslendirmek, hatta teşvik etmek  olacaktır.
“Alemlere rahmet olarak gönderildiği” ayetle bildirilen Peygamberimiz (SAV) "Müslüman, elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği, insanların kendisinden emin oldukları kimsedir."  buyurarak, bırakın terörü, en küçük kötülükten bile Müslümanın uzak durmasını emretmiştir.
İsmi bile “Barış ve esenlik” anlamına gelen yüce dinimizi devletin savaş kararı hariç olmak üzere, terörle ve şiddetle yan yana getirmeye, bu yolla “İslami terör(!)” yaftası ile yüce dinimize zarar verdirmeye kimsenin hakkı yoktur…
Selam ve dua ile…..

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.