Akması gerekir, akması doğasında olanın.  Zaman akar, su akar, kan akar, hayat, ölüme akar; ölüm ölümsüzlüğe..
 Akanlar içinde biri var ki o, varoluşun mayası. İslamda temel olarak iki çeşit su tanımlaması bulunmakta: Pis su, temiz su. Pis su, durağan, kalıcı, necisin bulaşmışlığına karşı korunmasız ve temizleyici özelliği olmayan. Temiz su, akıcı, saf, berrak, necisten korunmalı, temizleyici.
 Kainata nizam verenin kaidelerince: İslam su, insan balık mesabesindedir.
 Balık sudan ayrılınca çırpınmaya başlar ve ivedilikle suya dönmeye çalışır.
 Susuz yaşayamaz! Ancak balık, akıcı, berrak ve yaşamasına elverişli suda hayat bulur.
İslam su derken, oksijensiz, devr-i daimsiz, kuyu suyu kastedilmemiştir.
 Hayatın içinde, sevap da günah da akıcıdır. Zaman aktıkça, ne varsa beraber akar gider menziline ve üstelik yükünden gocunmayan enderlerdendir zaman. Bahse mevzu suyun mecrası, havzası, yatağı vardır. Allah Teala, saf, berrak ve gürül gürül çağlayan İslam suyunun akması için  Kendi takdiri ile sınırlar – yataklar, havzalar-  belirlemiştir. Bu su, taşmaya gelmez , engellemeye de.. Akmaması ise asla mümkün değildir yatağınca. Akamamak, durağanlık, zayıflık onu bozar! Esasında bilinen, anlatılan ve olması gereken İslam böylecedir. Yaşanılan, yaşandığı zannedilen İslam ise, temiz su tanımından reel hayatta son derece uzaktır maalesef.
 İnsan en şerefli varlıktır.
 Varlığı O’ndan celle özel bir hediyedir. İnsan balıktır derken de, canlılığını sürdüren, kıpır kıpır, bizzat varlığının muhtaçlığının farkında ve vazifesinde olan kastedilmiştir. Su ve balık benzetmelerini İslam ve insan odaklı açalım: Bazımızın hayatında İslam, durağan, akıcılığı kabul etmeyen, derin çukurlarda birikmiş su misalincedir  Hayatı zorlaş özelliğe tıran problemler, zamanın ona çizilmiş rotası ve akış havzasında, kuvvetli akıntıların temizleyici özelliği ile yok olup giderken, kuyu suyunda bu hassa maalesef yoktur. Faraza on kova su kapasiteli ömre sahip insan, tertemiz teslim edilmiş emaneti derin bir kuyuya boşaltır. Bir müddet saflığını korur o su.
Ancak su akmaya meyyaldir, akıntı ister; orjinal yapısının bozulmaması için devr-i daim halinde olması, kimyasal terkibinin bozulmaması içinse oksijen takviyesi gerekir.
Kuyuya boşaltılan sermaye idrak mesabesindeki su, akıcı olmadığı ve koruma tertibatının zayıflığı sebebiyle, bir küçük damla pis olan şey ona bulaştığında, vasfı değişir; bütün temizleyicilik özelliğini kaybeder ve saflığı bozulur. Artık o bir sudur ama istenilen, beğenilen, varlık gayesince kullanılabilen değildir. Bozulmuş ve bozmaya kabiliyetlidir. Akıcı olmadığı ve korunmasız olduğu için pis olan ona musallat oldukça o da bozulur ve son son mide bulandıran, sıkıntı veren, iştah kapatan bir görünüme bürünür. Bu halden suyu tutan kuyu da nasibini alır. Pis suya ev sahipliği yapan, pis kuyu derler ona. Lakin kuyu, sıfatından kurtulabilir, içindeki suyu boşaltarak; ama su kurtulamaz. O görüntü devam ettikçe, pis ve tiksinti vericidir.
 Su ile yıkanan temizlenir; ama suyu neyle yıkayıp temizlemek mümkündür?
Küçük bir bakış acısı darlığı suyu kirlenmeye terk etmiş ve saflığının bozulmasına sebep olmuştur.
Halbuki on kova su kapasiteli ömür sahibi, emanetini şelaleleri ile, derin yatakları ile meşhur, debisi kuvvetli İslam ırmağına boşaltsa idi, okyanusa ulaşmaya yolu olacak ve pislik tutmayan, tertemiz ve temizleyici vasfı ile akması gereken yere akacaktı. Ne kadar menfi tesir onu bulursa bulsun, akıcı haldeki su, pislik barındırmayacak ve bilakis o haliyle dahi temizleyici haiz olacaktı! Irmak ta, kuyu da varoluşunda su ile  mana bulur.  İslam kuyu suyu değildir, durağanlığı, necisliği kabul etmez, bünyesinde pislik barındırmaz. Pisliğin, anında kimyasını değiştirir, öz varlığına adapte eder. Kuyu, atıllığın, bulanıklığın, kirlenmişligin, korunmasızlığın ve azlığın simgesidir bu minvalde. Müslüman olmasına rağmen pis su ile dolu kuyulara kendini hapseden ne kadar çok insan vardır ne yazık ki!  Çevresi ile barışık olmayan, başkalarının hataları ile meşgulken, öz varlığının kirlenmesine sebep fiillere kapısını açmış, günahı da sevabı da abartıp, yaşadığı anın gerisinde hayali bir hayatı kabullenmiş, Allah'ın sınırlarını, dininin mecrasını beğenmeyip, kendini sığlığınca bir hazneye kapatmış o kadar çok Müslüman var ki!
 Temiz olmayan onları boğmuş!
 Kuyu, yutuyor hayatını yudum yudum onun. Küçük küçük milyonlarca kuyuda onar kova su!  Bekleşip dururlar bozulmak için ve ne acı ki fayda verme gayesindedirler. Beklentileri  birisi kova atacak, suyu çekecek ve ondan faydalanacak!
 Halbuki kuyu içindeki kendi kirlenmişliğinin farkında değil; ama dışardakiler kuyunun mahisinden haberdarlar. Yanaşmıyorlar! İslam ırmaktaki su gibidir derken, günah ta sevap ta insan içindir ve hiçbiri biçilen ömür sermayesinin içinde gereksiz değildir; lakin hepsi akıp gitmeli, durmayan ömür içinde, bitmeyen fiil yoktur demek istenildi. Günahla kirlenmiş su, tevbe kovası ile ırmağa dökülür dökülmez, günahın kimyası değişir.
 Sevapla neşve bulmuş bir hayattan çalınan bir kova saf su, bir kuyuya hapsedildiğinde ise, yuvasından ayrılmış, korunmasız küçük bir yavru kuşun, kış vakti don ve ayazın ortasına atılmışlığı gibidir. Kuyuya hapsedilmesiyle, hayatına kıyılmıştır! Madem İslam sudur, akıcı ırmak yatağının refikidir ve vazifesi menziline vasfınca vasıflananı taşımaktır ırmağın: O halde sevabı ve hatayı abartmadan, ulaşması gerekilene ulaşma adına, akıcı özelliği bütün hassalarının önüne geçmiş ve bu sıfatı gereği üstün bir fazilete sahip ırmağa tabi olmak, ırmakta varlık bulmak lazımdır.  Onun bunun şunun olumsuzluklarını, hatalarını, ırmağın, ırmak yatağının ve okyanusun sahibi temizliyor, terkibini değiştiriyor ve saflaştırıyor da, kendini O’nun yerine koyma gafletine giren insana mı kalmış, bağırsaklarında taşıdığını bile bile varlığı ile böbürlenmek, başkaya tahammül edememek, affedici olmamak, tevbe kovasının içindekini dar kör koyu bulanık kuyuya hapis etmek!
 Ve hatasında ısrar ettikçe etmek gibi havsalanın almadığı bir çılgınlığa kanaat etmek!
Hayat akıyor, feza akıyor, zaman akıyor, Irmak akıyor, İslam hedefine akıyor!
Kuyu suyunda, hayat sınırlıdır. Balığın yaşamasına elverişli değildir.  Öyleyse kuyunun altını delmeli ve ondaki emaneti ırmağa ulaştırmalıyız biiznillah! Akmaması tabiatına aykırı olanın, kendini dar haznelerde tutması akıl ile bağdaşmaz.! İslamı kuyu suyu gibi görüp, kaideleri olması gereken sınırlar ötesinde değerlendirmeye birkaç misal verelim:
 Adam çok kötü, iğrenç birisiydi. Tevbe kovasına bir can çırpınışı ile attı kendini, bekliyor biri onu ırmağa ulaştırsın! - yani Müslümanlar ona sahip çıksın, aralarına alsınlar, cemiyete karışsın! - Olmaz! Herkes onu kendi kuyusuna almaya veya almamaya çalışıyor! Irmak kimin umurunda!
 Mecrası, yönü Kabe olan ırmağa su taşıyan her dere son son gücüne, taşıma kapasitesine göre, oraya emanetini Allah'ın izni ile ulaştıracaktır. Bu hakikate burun kıvıran her anlayış, kuyusuna, başka kuyulardan  su taşıyan bedbaht ve kibir hastası varlıkların beyinlerinin ürünüdür.
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.