İYİ Kİ VARSIN TAŞ PLAK!
Kafe kültürü ve dayatmalara karşı duruş!

Sadece ülkemizde değil, dünyamızda da her geçen gün kaybolan evrensel değerlerin, okumanın ve kitapların anısına…
 Kapitalizm ve emperyalizmin esir edemediği dimağlar için…
 İyi ki varsın Taş Plak!


GÜZEL ZAMANLARA GÖTÜREN EŞİK
Saat ikiye doğru… Ceketimi aldım ve çıktım evden… Sokak yine hareketli, yine gürültülü… Ayaklarımda ise yetişme telaşı…  Bir eşik… Adımımı attığım anda ruhumu güzel zamanlara alıp götüren bir eşik… Fonda Zeki Müren, karşımda plaklar, tatlı bir muhallebi kokusu ki içinde kitabın muazzam esansı olan… Evet, nihayet Taş Plak’tayım!
Güler yüzü, samimiyeti, mücadelesi, birikimi, emeği ve gururlu duruşuyla sıcak bir “Hoş geldiniz!”  duyuyorum… Bu güzel mekanın fikir babası Muammer Kutluğ beyefendi…
Gülmesi bol, hicvi yerinde, kültür akan ve kitap kokan röportajımıza başlıyoruz.

Efendim merhabalar, hoş bulduk, hoşça bulduk… Bizi kırmadığınız için teşekkür ediyorum.
Biz teşekkür ederiz, konuk olarak davet ettiğiniz için.
DAYATILANA “KARŞI DURUŞ”
Estağfurullah. Kayseri’de bu tarz mekânlara rastlamak neredeyse imkânsız, biliyorsunuz. Gerek ismiyle gerek politikasıyla neden Taş Plak? Sizi bu güzel işi yapmaya heyecanlandıran olay neydi?
2014 yılı Temmuz ayında hayata geçirdik Taş Plak’ı. Daha öncesinde plaza hayatında çalışırken, tamamen dayatılana “karşı duruş” olarak açılmıştır. Klasik “kafe “ mantığından uzak “pastane” kültürünü benimsemiştir.  Dediğiniz gibi ismi ile müsemma. Günümüzde var olan kültürel ve sosyal yozlaşmayı bertaraf edecek bir mekan hayaliyle yola çıktık. Üniversite yıllarımda koleksiyonunu yaptığım plaklar, dergiler, kitaplar ve birçok antika değerindeki parçayı hem sergilemek hem de bunu diğer insanlarla paylaşma gereksinimi hissettim.
Paylaşım ve dostluk ana fikriyle yola çıkan Taş Plak 4. yılında da aynı minval de çalışmalarına devam etmektedir.



Normalde mesleğiniz neydi?
Normalde biyoloğum. Bir ilaç firmasında çalışıyordum. Bir gün karar verdim ve istifa ettim.
Ben karşımda sanatçı ruhlu bir insan görüyorum. Genelde bir işletme sahibi olmak isteyen insanlarda ticari kaygı görülür. Sizde bunu göremiyorum. Konuşurken de ‘’paylaşma ihtiyacı’’ hissettiğinizi söylediniz. Neydi size bu ihtiyacı hissettiren? Çünkü sanatçı ruhlu insan hassastır. Plaza hayatının boğacağı bir ruh yani.
Estağfurullah. Ben burayı açarken dediğiniz gibi bir ticari kaygım olmadı. Çünkü Taş Plak öncelikle bu kaygılara karşı tepkidir. Toplumda kaybolan değerlerimizi gördükçe güzellikleri, dostluk ve samimiyeti paylaşma ihtiyacı duyuyorsunuz. Plaza hayatı insanı makineye çevirmeye çalışan ruhunu sömüren bir sistemdir. Sadece rakamlardan oluşur.
Eminim sık sık kaçmayı düşündünüz.
Çok oldu. Paylaşma isteği… O zamanlarda çok sevdiğim bir ağabeyim beyin kanserinden vefat etti. Bize ve Kayseri’ye ebruyu öğreten kişidir. Mehmet Hoca, Mehmet Selim Saygılı.



İSTİFÇİLİKTEN PAYLAŞIMA GEÇİŞ
Mekânı cennet olsun.
Onun ani ve genç ölümü her şeyin fani olduğunu gösterdi. Bu da böyle bir paylaşıma itti bizi. Evde duran plağın, kitabın hiçbir anlamı yoktu istifçilikten başka bir şey değildi. Okuduğum kitabı, dergiyi, dinlediğim plakları burada insanlarla, arkadaşlarla ve dostlarla paylaştık. Burada oturan, çay-kahve içen yemek yiyen, sohbet eden herkes müşteri değil, dostlarımızdır her zaman. Ben de buranın sahibi değil çalışanıyım.

Burada işveren yok, herkes işçi.
Aynen öyle.
Hemen hemen her kurumda olması gereken bir anlayış. Peki burayı açarken sıkıntı yaşadınız mı? Alışılageldik bir yer değil. Özellikle Kayseri’nin yabancısı olduğu… Belki de Kayseri için ilk olan…
Hem açarken hem de işletme sırasında farklı kurum ve kuruluşlarla muhatap oluyorsunuz. Karşılıklı sorumluluklarınız oluyor. Sizin düşüncelerinizi ve yapmak istediklerinizi doğru şekilde algılamalarını bekliyorsunuz. Kendi adımıza iyi şeyler yapmayı düşünürken aynı fikirde olmadığınızı görüyorsunuz. Tabii ki geçen zaman bizi ve iyi niyetimizi haklı çıkarıyor. Bu konuda özelikle yerel yönetimlerin ve yöneticilerin bize daha çok katkı sağlaması gerektiğini düşünüyorum. Ortak projeler yapılarak daha geniş kitlelere ulaşılabilir ve fayda sağlanabilir.



Bu tarzda faaliyet gösterecek işletmelerin Kültür Bakanlığı’nca denetlenmesi ya da desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü burada yapılan ticari bir iş değil kültürel. Yerel yönetimlerin işi ticari boyutta görmesi ruhsat vb işlemlerde zorluk verir. Keşke böyle bir uygulama olsa…
Kesinlikle. Burada biz kültürel ve sosyal bir destek sağladığımız için Kültür Bakanlığı’ndan yetkili kişilerce denetlenip desteklenmesini veya yerel yönetimlerde Kültür Daire Başkanlarının bu konuda görevlendirilmelerini savunur ve isteriz. Çünkü gençlerin ve ailelerin sıklıkla bulunduğu ve vakit geçirdiği yerler… Bu yüzden Belediyeler, Emniyet, İl Kültür ve Milli Eğitim Müdürlükleriyle ortak çalışmalar ve projeler düzenlenmelidir.  Geçen yıl düzenlediğimiz kitap kampanyasında belediyenin de bir katkısı olması bizi açıkçası sevindirirdi. Şimdi yine bir kitap kampanyası yapıyoruz. Desteğin devamını bekleriz.



Evet. Tam da ona değinecektim. Yaş grubu ayırmadan herkes için eğitim anlayışınız var. Kampanya detaylarını alabilir miyim?
Geçen sene köy okullarında kitaba ulaşmakta zorluk çeken çocuklarımız için  ‘’Kitap Kurtları Kitapla Buluşuyor’’ adı altında bir proje düzenledik. Prestij Kitabevi sahibi Nur hanımla organize ettiğimiz bu projede her yerden çok destek gördük. Sağ olsunlar. Onlarca koli kitap gönderdik. Kangal’a, Van’a, Mardin’e, Tokat’a, Rize’ye… Yeni açılan bir köy okulunun kütüphanesine yüzlerce kitap gönderdik. Yüzlerce kitap çocuklarımızla buluştu. Çünkü kitapla büyüyen çocuklar bizim yeni neslimiz. Biz bunlar için taşın altına elimizi koyuyoruz ve gönüllü oluyoruz.

SAHİPLENMEK ESARETTİR
İyi ki varsınız.
Sahiplenmek esarettir. Eşyayı sahiplenmek sadece istifçilik bence…
Eşyayı sahiplenirseniz paylaşmayı unutursunuz.
Aynen öyle. O yüzden tozlu raflarda duran kitapların hiçbirimize faydası yok. Okuduysak paylaşmamız gerekir. Yüzlerce kitabım vardı. Paylaştım, dağıttım. Öğrenci arkadaşlarla okuduk, tartışmasını yaptık, irdeledik, paylaştık. Kitap takas köşesi oluşturduk. Herkes kitap takası yapabiliyor.
Biriktirmek ve bununla övünmenin eleştirildiği ayetler geldi aklıma… Bu misyonunuzun, çalışmalarınızın dönüşleri nelerdir? Bildiğim kadarıyla kitap okuma günleri de düzenliyorsunuz.



Açıldığımız günden beri amaçlarımızdan biri de buydu. Farklı gruplarla kitap okumaları yapıyoruz. İki yıldır Kayseri Kitap Topluluğu’yla birlikte kitap değerlendirme toplantıları yapıyoruz. Aramızda belirlediğimiz kitapları belirlediğimiz sürelerde okuyup izlenimlerimizi, her birimizde ne anlam ifade ettiklerini konuşuyoruz. Çünkü bir cümle benim için aşkı ifade ederken sizin için nefreti ifade edebiliyor. İnsanlarda nasıl tezahür ediyor, neyi açığa çıkarıyor görüyoruz.

MEKANLARIN ENERJİSİ VARDIR
Terapi, tedavi. Plaklar, eski eşyalar… Görsel olarak da zevk veren bir mekan.
Evet. Mesela masalarımız kapılardan oluşur. Bunun amacı şudur: Kapılar, odalar içinde söylenen her şeyin şahididir. Şu oturduğumuz masa yaklaşık 50 yıllık bir kapı. Bekçisi olduğu odanın heyecanını, acısını her şeyini duymuştur. Her şeyi almıştır içine. Burada da yine alacaktır yaşanan her şeyi. Yaşanmışlıktır. Bir de mekânların enerjisi vardır. Bu enerjiyi alır ve sizden sonrakilere aktarır.



Matematiğin açıklayamayacağı şeyler… Kapıları açmak… Derinlik ve ruh…
Evet. Her evin kendine has kokusu vardır. Orada yapılan yemeğin, çiçeğin kokusu. Hepsini içine hapsediyor. Her evin bir sırrı var. Şurada oturuyoruz, röportaj yapıyoruz. Bizden başka bir de masa var. Sır doludur kapılar, masalar…

Edip Cansever’in o şiiri geldi aklıma… “Masa da masaymış ha!”
Aynen. Yani özellikle kapı çok derindir.
Hayat gibi… Bir kapıdan giriyorsunuz. Sonra bir kapıdan çıkıyorsunuz. Sonsuzluğa… Bir edebiyatçı olarak özellikle değinmek istediğim bir konu var. Yan dalımdan dolayı da muzdaribim tabii. Ötekileştirme ve kalıplaştırma… Burada her şair ve yazardan şiirler, sözler yazıyorsunuz duvarınıza. Tepki aldığınız da oluyor mu? Ölüsevicilik - dirisevicilik olayı yani. Misal iki şair var göz önünde Nazım ve Necip.
Evet. Şimdi tabii ki bizim burada şiir duvarımız var. Her gün güzel bir dize yazıyoruz farklı şairlerden. Okumak ve okutmak istediğimiz için tabii. Burada Nazım Hikmet’in de oluyor, Necip Fazıl’ın da, Attila İlhan’ın da oluyor, Cemal Süreya’nın da, Cahit Zarifoğlu’nun da… Dolayısıyla güzel olan her şey bizim için güzeldir.

Duygular ortaktır oysa. Sirayeti aynı olmasa da.
Aynen öyle. Bir gül güzel kokuyorsa güzel kokuyordur. Bunun sarısı, beyazı fark etmiyor. Bu konuda insanların ayrıştırıcı ve kalıplaştırıcı tutumu bizi çoğu zaman üzmüştür. Yani Necip Fazıl’dan bir dörtlük yazdığımızda bunun şiirsel tarafını alırız. Siyasi, politik vs. şahsına aittir. Bu tüm şairler ve yazarlar için geçerli.

KAFE KÜLTÜRÜNE KARŞI DURUŞ
Taş Plak’a kalıpları yıkmaya, ön yargılardan arınmaya, huzura, sanata, kültüre doymaya gelinir diyelim.
Evet. Başta da söylediğimiz gibi biz kafe kültürüne karşı bir duruşuz. Eskinin pastanesi gibi... Kültürel yozlaşmayı bertaraf ederek, önyargılardan sıyrılarak, şekli değil özü alarak yaşama dair her şeyi paylaşıyoruz. Sohbet, uzlaşma, 70’ler ve 80’lerin ruhunu yaşatmaya çalışıyoruz. Bizim burada çalışan arkadaşlarımızın tek tip kıyafeti yoktur. Çünkü insan makine değildir. İnsandır. Kalıplar, şekilci kurallar değerlerimize aykırıdır.



Kapitalizm felsefesine karşı duruş, dik bir duruş! Tek tip giydirip sınıf ve had bildirmek isteği… Kurumsallık adı altında çalışanı makinalaştırmaktan başka bir şeye yaramayan zihniyet. Derin bakanların göreceği budur.
Tabii ki. Kurumsallık adına kırmızı sevmeyen birine neden kırmızı giydirelim ki. Bu bir kafese kapatılmadır. İnsanın kıyafet özgürlüğünü nasıl alırsınız? Renk özgürlüğünü nasıl alırsınız?

Zevklerimizi dahi alıyorlar elimizden. 80 dönemi pastane vs. dedik ya, zaten mekanı gördüğümde kendimi yakın tarihte kısa bir yolculuk yapıyor gibi hissediyorum. Bizim gibi birçok insanın özlemi geçmiş. Sizce geçmişi neden bu kadar özlüyoruz?
Geçmişte olan samimiyet, müzikteki, kitaptaki, sohbetteki, her şeydeki kalitedir özlemimiz. Biz bu değerlerin özlemindeyiz. İnsan ne kadar ilkel benlikte yaratılmış olsa da insanı insan yapan güzel hislerdir.

İnsanı hayvandan, diğer canlılardan ayıran en önemli özellik.
Aynen. Bir köpekte canlıdır, bir ağaç da, bir insan da. Bizi ayıran ilkel benliğimize ne kadar karşı durduğumuzdur.

Peki mekanınıza şair, yazar davet ediyor musunuz?
Tabi ki. Kitap okuma grubumuzda aldığımız ortak kararla yazar, şair davet ediyoruz.

En son kimi misafir ettiniz?
En son geçen yıl 1 Mayıs’ta Şükrü Erbaş’ı misafir ettik. Söyleşi ve şiir okuma toplantısı yaptık. Şiir dinleyerek, okuyarak buradan ayrıldık.

Düzenlediğiniz tarih ve çağırdığınız isim konusunda sıkıntı yaşadınız mı?
Maalesef. Kişi ve zamana olan ön yargıdan dolayı bir sıkıntı yaşadık. İnşallah bu bakış açısı kısa zamanda aşılır. Değerli şair ve yazar dostlarımızı ağırlarız.

Özgürlükse herkes için özgürlük.
Tabii ki. Cemal Süreya da ‘’Özgürlüğün geldiği gün, o gün ölmek yasak’’ der.

Son cümlelerinizle birlikte kampanyanıza dair bilgi rica edelim.
Çok teşekkür ederim. İstanbul Üsküdar’da Uysal Bakkal Kamber amcamız var. Kamber amcamız özellikle kitap okuyan çocuklara kitap armağan ederek destek oluyor, ücretsiz alışveriş yaptırıyor. Biz de Taş Plak olarak bu kampanyaya destek veriyoruz. Prestij kitapla birlikte Uysal Bakkal Kamber amcaya kitap topluyoruz. Bir ay gibi bir süreçte topluyoruz. Herkesten bu konuda destek bekliyoruz. Prestij kitap ve Taş Plak’a getirebilirler.

Çok teşekkür ediyorum. Taş Plak’ların artması dileğiyle.
Ben teşekkür ederim. Sağ olun.

Söyleşi: Mehtap Karakaya Yörük
Fotoğraflar: Ramazan Karakuş

Taş Plak
Adres. Talas TOKİ Makro Market Karşısı
Tel 0352 437 0 400   
Web adresi www.tasplakpastanesi.com
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.