Hayat telaşımız bir yerde başlıyor öyle değil mi? Yaşamak kisvesi altında bir oraya bir buraya sürüklenmeye devam ediyoruz. Yaşamayı sırtlandığımız andan itibaren kısır döngüye kapılıp gidiyoruz. Bu döngüde birçoklarımız farkında olmadan yaşıyor bazılarımız daha bilinçli dersler çıkararak yolculuğuna devam ediyor ama son dönemlerde etrafımıza bir dönüp baktığımızda kendisi için değil başkası için yaşayanlar o kadar çok ki bu şaşırtmıyor hatta sürecin böyle işlediğini böyle olması gerektiğini düşünüyoruz. Daha iyisini yaşamak için her anı kaygı ile geçiriyoruz. Ömürlerimizden giden her an için kaygı gütmeden, daha iyisini almak için hedefleniyoruz. Ev, araba, daha iyi iş, daha iyi yaşam standartları için mücadele veriyoruz. Ama bunu için o kadar çok şey kaybediyoruz. Yaşayacağımız, göreceğimiz, güleceğimiz zamanlardan o kadar çok şey götürüyor ki farkında bile olmuyoruz. Yaşamımız boyunca iyi bir araba ve ev sahibi olmak için ömrümüzden zamanlar götürüyoruz. Ev bizim için yatırım olmuyor ama ömrümüzü bir eve yatırıyoruz. Bunun böyle olması gerektiğine inanıyoruz hepimiz çünkü hep bunu gördük. Kimse bize kaybettiğimiz zamanın aslında bir daha asla geri gelmeyeceğini söylemedi. Hep ama hep daha çok olan için daha iyi olan için çalıştık. Ailelerimizden bunu gördük… Bizlerin hayat dersi burada başladı.

Zamanı geri getiremediğimizi dile getirdik hep bundan yakınanları duyduk ama ona rağmen üzülmekten, mutlu anları kaçırmaktan korkmadık. Bu kadar korkusuz insanlar olmamız ne kadar da cesaretli, gözü pek olduğumuzu gösteriyor değil mi? Korkusuz ama bir o kadar da kör insanlarız biz. Yani anlayacağınız ne cesur ne de gözü pekiz. Bizler sadece ne kaçırdığını görmeyecek kadar hayatın kısır döngüsünde kaybolmuşuz. Mutlu olmaktan o anları yakalamaktan korkuyoruz. Aslında her şeyi korkarak yapanlarız bizler. Mutlu olduğumuz yerden bile şüphe duyuyoruz.
Kuşku o kadar işlemiş ki içimize insanlardan korkuyoruz. Umarsızca korkuyoruz… Mutlu olduğumuz noktada bile zırhlarımızı indirmiyor hatta devamında gelecek olanları kendimizce hesaplayıp daha da tedbirli davranıyoruz. Tedbirli davranalım derken birçok şeyi yıkıp dağıtmaktan geri durmuyoruz. Bunu bir de karşıdaki insanların hak ettiğini düşünerek yapıyoruz. Üzmekten eğer üzülmek kadar korksaydık mutsuzluğumuzu başkalarına da bulaştırmazdık. Kırılmanın da üzülmenin de hayatın bir parçası olduğunu kabullenip amiyane tabirle “eyvallah” demeyi bilerek yaşamak gerekiyor. Anın tadını çıkmak gerektiğini, mutlu olduğumuzda mutlu etmekten de korkmamız gerektiğini dile getirmekte fayda var öyle değil mi?

Yaşamayı sırtlanıyorsak eğer iyi olana, kötü olana razı olmalı ve mutlu olduğumuz şeyi yapmalıyız. Yatırımlarımızı evlere, arabalara değil hayatımıza yapmalıyız. Tedbirli olmak istersek illâki insanlara karşı var olan davranışlarımızda tedbirli olmalıyız. “İyi yaşamak” adına boş uğraşlar vermek yerine kabul etmeyi, mutlu olmayı, üzmemeyi öğrenmeliyiz. Kıymeti gösterişte, maddiyatta aramak yerine insanda aramalıyız. Yorulmalı daha çok yorulmalıyız fakat bu yorgunluk hayatı ertelemeye sebep olmamalı. Yorulacaksak bile zamandan çalmamalı. O dengeyi iyi tutturmalıyız.
Zamanı hiçbir şey geri getirmeyecektir. Her şeye ‘eyvallah’ deyip yolumuza bakmalı ve mutlu olmaktan korkmamalıyız…
Mutlu olmak için sebebin bizde olduğunu unutmadan, zaman kaybetmeden “iyi bir yaşam” geçirmeniz dileğiyle…

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.