Toplumun malum ki sadece yarısı erkek. Mecliste mesela, milletvekillerinin yarısının nüfus oranının tabii neticesi kadın olması gerekirken, devlet dairelerinde, özel kurum ve kuruluşlarda, sivil toplum kuruluşlarında kısaca her yerde yönetim erkinde çok ciddi bir erkek egemenliğini fark ediyoruz.

Nutuk zamanları kadın hakları daima dilimizdedir; fakat bu realiteyi örtmeye dair, dilimiz de oldukça mahirleşmiştir.

Gerekçelerimiz, sosyolojik tahlillerimiz, dini sebeplerimiz derken, bu adaletsizliğin vebalini bile kadına attığımız olur. Onları 'haklarına sahip çıkmamak'; ya da 'daha ne istiyorsunuz' ile ayıplarız.

Kadınlar, partilerde yok denecek kadar az; ya da etkisiz elamandırlar...
Kulüplerde, derneklerde esameleri dahi okunmaz...
Valilik, kaymakamlık, başkanlık vb. yöneticilikler söz konusu ise 'şekil bir a' biçiminde ancak sergilik birkaç isim söz konusudur.

Uzatmadan, kadınlar idari maslahatta 'yoklar' kısaca... Kadını toplumda yönetici olarak göremiyoruz. Bu milletin yarısı kadın ise, millet bunu istemiyor demek doğru olmaz. Erkeklerin, veya sinmiş, ezilmiş, silinmiş, baskılanmış, pusmuş kadınların, kadını başta görmeyi istemiyor olmaları tespiti daha gerçekçi olur.
Kanaatini beğendiklerimizce dini argümanlar yorumlanırken bakarız, kadın zayıflatılır; siyasi ve felsefi mülahazalarda kadına 'beceremez, yapamaz, gücü yetmez' damgası basılır. Hani bir kişiye kırk gün deli deseniz deli olur hesabı, bir mazlum portreyi erkek egemen ellerde inşa' etmiş olmanın vebalinden de asla rahatsızlık duymayız.

Kadından ne olur ne olmaz tarzı bir soru insana yakışıyor mu?

Kadını sahiplenen erkeklerin kültürlerinin keyfine onu bazen öldürmeleri, bazen evlerde hapsetmeleri, bazen ağır işçilik ile muhatap kılmaları bilinmese, ona çok kıymet verildiğinden, yere göğe sığdırılmadığından söz edeceğim de böylesi bir yalana ahmaklıkta zirve yapmış biri bile inanmaz.

Kadına itaatten başka yol yoktur...
O, kocasının telkininin kahyasıdır...
Akşam yemeğini bir yapmaya görsün mesela...
Çocuklar, bulaşık, çamaşır kadından sorulur...
Bir program yapıldığında onlara teberrüken yer ayrılır; erkekler o programın asli muhatabıdır zaten...

Abisi, kız arkadaşı ile gezer tozar, kız kardeşini bir erkek ile görünce de sopayı basar; olmadı öldürür...

Kadın yaptığı zaman fahişe, erkek yaptığında hovarda olur sıfatı...

Kadından milletvekili mi olurmuş?
Hem kadın kim, fabrika yönetmek kim?

Bu coğrafyada binlerce yıl önce anaerkil aile yapılanması hakimdi. Sonra ataerkil yapı ipi aldı eline, güdüyor tebasını keyfince... Kavramda bile erkek egemenliğini fark edersiniz. (Bakınız ataerkil erkeğe nispet edilmiştir)

Güdülmek, güdücülerin varlığının eseri değildir; güdülmeye talipler güdücüleri ortaya çıkarıyor.

Şu topraklarda bu kadar dernek var. Kaçının başkanı kadın?
Okul müdürü kaç kadın tanıyorsunuz?
Kaç gazetenin yazı işleri müdürü, yöneticisi kadın?
Ya televizyonların?

Bir ilde kaç İl Meclis Üyesi kadın var? Belediye encümeni kaç kadın biliyorsunuz? Kaç daire başkanı, müdür var?
Kaç hakim var? Kaç hastane yöneticisi, kaç vakıf sahibi?
'Bu işler birden olmuyor, zaman içinde kadına hakkı veriliyor. Bu bir süreçtir' denildiğinde bakıyorsunuz bu cümleleri sarf edenler yine erkekler...

Kadın hakkını yazanlar da erkekler...
Kadına hak dağıtanlar da erkekler...
Şimdi bunları böyle yazdım ya; vardır altında bir Çapanoğlu değil mi?
Yaranıyor, şirinlik yapıyorumdur.
Laf olsun torba dolsundur hesabım!
Suratın buruştu ise, özür dilerim sevgili okuyucu...
Dişlerini sıktın, canın sıkıldı ise de özür dilerim...
Yazmak, sadece nalına vurma işi değildir; bazen mıhına da vurmak gerekir...
Kadın değil esasında mesele; bir insan tanımı meselesi
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.