Kaygılıyız öyle değil mi? Hayata karşı, istediğimiz hayata derin bir kaygı içerisindeyiz. Gelecek kaygısı, aş kaygısı, iş kaygısı, planlanan ile hayatın oynadığı oyunların kaygısı, çocuk kaygısı gibi gibi birçok kaygımız var. Peki bizleri var eden bu kaygılarımız mı? Biz bu kaygıların içine doğduk ama istemsiz bu kaygıları çekiyor muyuz ya da diğer özelliklerimiz gibi bu da mı bir genetik kod bizler için. Nesillerden nesillere aktarılan hani bir soyun devamı gibi. İstemsiz, bazen de kendimizden habersiz duyarız bu kaygıları.

Kaygılarımız bizi harekete geçirir mi? Yorulmak yanında bizde bir kazanım bırakmalı mı? Düşünsek bir en baştan beri, kendini bildiğin andan beri kaygı çeken insanlar görüyorsun seni de bu kaygılara sürüklüyorlar. Daha çok oku, en iyi lise de oku, en iyi üniversitede, en iyi bölümde eee bu kadar dayatmanın peşinde haliyle sende iyi bir iş ister iyi bir eş istersin, peşinden iyi çocuklar ister onları iyi yetiştirme telaşına düşersin.

Aslında hayatın gayesi dediğimiz, düzen böyle geldi böyle gider dediğimiz ne varsa kaygıdan ibaret değil mi?

Belki de bazı şeyleri akışına bırakmalıyız, kontrol her zaman bizde olmayacak elbette.

Sakin bir yerde bir bardak çay, kahve içerken kaygıları sırtından indirip bir mola verdiğinde nasıl rahatsız demi, hayat nasıl da güzel, insanların kahkahaları, sohbetleri bile insanı mola verdiği zaman etkiliyor, kaygın olmadığında, köşende dinlendiğinde onlar bile sana batmıyor.

Düşünüp, planlamaktan, çalışmaktan başka neler yapıyoruz? Hayata karşı plan yarışı içindeyken bizler hayat bambaşka kapılar açıyor sana. İstemesen de o kapıdan girdiğini görüyorsun. Bunu sen yaşıyorsun, o anlık heyecan ile düşünemediklerini içerde olup biteni gördükten sonra fark edip ben ne yaptım diyebiliyorsun.
Hep mutlu olmak için çalışıyoruz, bunun için yaşıyoruz. İşiniz bile mutlu olmak için çalışacaksın, karşılığını alacaksın, istediğin evde oturacak veya istediğin arabaya bineceksin. Peki sonra dediğinde kısır döngü de olduğu fark edeceksin. Daha iyi bir ev, araba derdine düşüp daha çok çalışacaksın. Hayat akıp gidecek sen birikim yapmak peşinde koşacaksın.
Biraz boşlasan toparlayamamaktan korkacaksın. Sonrasını düşüneceksin. Emanet yaşadığımız bu dünyada elindekilerin kıymetini bilmeyip, öğrenilmiş çaresizliği yaşayacaksın.

Hayatın kaidesi bu değil mi? Dedikleri gibi bazıları şanslı doğar mı? Şans o adamın parasında, ailesinde ya da yaşadığı yerde mi? Düşündüğün zaman verebileceğimiz çok cevap var öyle değil mi?

Kaygılarımıza her gün yeni kaygılar eklemekten başka bu hayata ne bırakıyoruz. “ Bu da böyle olsun” demek bu kadar kolay ya da zor mu?

Hırslı insanlarız, mutluluğu bile bir hırsla elde etmek istiyoruz. Hırslarımıza kurban gidiyoruz. Yoruluyoruz. Belki de bir bıraksak şu hesaplaşmaları, kaygıları nefes alıp, yolumuza bakacağız öyle değil mi?
Kaygılarımızın bile bir karşılığı var öyle değil mi? Bu kaygıların sebepleri var. Ama sonuçlarına baktığında nefes alamayacak kadar boğulduğunu, yorulduğunu fark ettiğinde geç olmasından korkmuyor muyuz bir şeyler için. Ya her şey için geç olursa…

Kaygı belki de öğrenilmiş çaresizlik diyebileceğimiz bir şey. Seni her zaman tetikte tutan, köşeye sıkıştıran ve yormaktan başka bir sonucu olmayandır belki de.

Boş boş oturan insanlar gördüğümüzde kızmıyor muyuz? Kaygıları yok mu bu insanların diye.. biz bu kadar kaygıyı çekerken, onların kaygısızlığı bize batar, rahatsız eder. Böyledir işte kaygıların bir an da hırsa ya da kızgınlığa dönüşebilir. Her duygun gibi kaygılarına da hükmetmeyi bilmelisin. Hakimiyetin sende olduğunu bildiğin zamanlarda kaygında tadında olur, zaferinde, üzüntünde…

Hayata dair her şey böyle değil midir? Bilmek istersin, kontrol sende olsun istersin ama kendini kontrol edemezsin.
Güçlü kaygılar yerine dik duran, kendini kontrol etmeyi bilen karakterlerimiz olsaydı eğer kaygılarımıza bu kadar kaygılanmazdık belki de….
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Merve 4 ay önce

Yazılarınızı merakla takip ediyorum fatma hanım bende edebiyatla ilgiliyim size nasıl ulaşabilirim ?

Avatar
Ezgi sığak 4 ay önce

emeğinize sağlık fatma hanım.