Koronadan sonra ne olacağı Mart ayından bu yana en çok konuşulan mevzulardan biri.
Bu konuda tüm dünyada sokağa çıkamayan vatandaşından ünlü filozoflara göre çok sayıda insan görüş beyan etti.
Koronadan sonra ne olacağından önce korona sürecini çözümleyenler de vardı elbette kendince. Bu çözümlemelerden en bariz olanı da, ‘koronavirüsün empatiyi artırdığı’na dair görüştü.
Özellikle sosyal medyadan yapılan canlı yayınlarda ve artık iyice sürrealist modda yayın yapan televizyonlarda oldukça romantik açıklamalar duyduk bununla ilgili. Ünlüler camiası dünyanın her yerinde bu açıklamalarıyla dikkat çekti.
Romantik cümleler dinlemek güzeldir ama gerçeği perdeler. Nasıl ki romantizmle samanlık seyran olmuyor ise, bilmem kaç metre kare havuzlu villalarından evlerinin ıncığını cıncığını göstererek canlı yayın yapanlarla, 85 metrekarede 5 kişi yaşayanların gerçeği de başka haliyle…
Eve kapanmanın da verdiği anlık duygusal dalgalanmalardan dolayı ‘koronadan sonra’ dünyanın artık daha güzel ve yaşanabilir olacağına inandı çok sayıda insan, -belki de inanmak istedik-. Hatta şiddet üzerine çalışmalarıyla tanınan Slovak filozof Zizek’in Türkçe’ye de çevrilen açıklamaları da yanlış anlaşıldı - belki de öyle anlaşılmak istendi-.
Kendisiyle bu sürece dair yapılan bir röportajda karantinayı; “Bazıları, ‘Hepimiz tecritte, karantinadayız’ dediğinde öfkeleniyorum. Hayır, değiliz. Karantinada olanlar bir azınlık.” diye tanımlayan Zizek’in azınlıktan kastı işte o 85 metrekarede 5 kişi yaşayan –bu bazen en iyi ihtimal bile olabilir- ya da orada bile yaşama ihtimali olmayanlardı. Zizek’in koronadan sonra ya dayanışmanın hakim olduğu bir dünya düzeninin seçilmesi ya da kapitalist ve faşist düzenin daha baskıcı hale gelebileceğine dair ihtimaller zinciri üzerine kaleme aldığı yazısından sadece birinci ihtimale odaklanıldı. Halbuki o, bir filozof tavrı ile neden sonuç ilişkileri bağlamında bazı çıkarsamalarda bulundu.
Zizek dışında ‘Homo Sapiens’ kitabıyla dünyada çok tanınan Harari’nin de koronavirüsten sonrasına dair çözümlemeleri dikkat çekiciydi. Harari de Zizek gibi, iki ihtimalli bir sonuçtan söz etti: “Bu kriz anında oldukça önemli iki seçimde bulunacağız. İlk seçim totaliter gözetleme mekanizması ile yurttaşların güçlendirilmesi arasında, ikinci seçim ise milliyetçi izolasyonizm ile küresel dayanışma arasında olacak.”
İtalyan filozof Agamben’in salgının bu derece büyük olduğuna inanmadığına dair görüşleri ise çokça tartışıldı. Agamben, “Geçmişte daha ciddi salgınlar oldu ama hiç kimse bu nedenle şimdiki gibi acil bir durum ilan etmeyi düşünmedi.” dedi.
Ve en son, Fransız filozof ve sosyolog Edgar Morin bir açıklama yaptı ki, bana göre bu açıklamalara son nokta koyan cinstendi. Morin, koronavirüsten yola çıkarak küreselleşmeye dair düşüncelerini şöyle özetledi: “Küreselleşme tabi ki tekno-ekonomik bir birleşme üretti ama insanlar arasındaki anlayış kavramında bir ilerleme sağlamadı.” Morin de, koronadan sonra beklendiği üzere empatinin tavan yapacağına inanmıyor belli ki…
Bütün bu açıklamalar yapılırken güçlü ekonomisiyle Amerika’nın 1919 ekonomik buhranını geçecek derecede ekonomik krize girdiğini öğrendik. Amerika, o tarihten bu yana ilk kez vatandaşlarına ekonomik destekte bulunmak durumunda kaldı, çünkü 30 bin civarında Amerikalı işsiz ve sağlık sigortasından yoksun kaldı. Bu ay ilk kez ihtiyaç sahibi Amerikalıların evlerine bin 200 Dolar yardım gönderildi. Bu durum yine bazıları tarafından, dünyada sosyalizm benzeri bir düzene geçilebileceğinin sinyali olarak değerlendirildi. Bu esnada, Silikon Vadisi’ndeki teknoloji liderlerinin koronavirüs salgınından birkaç ay önce, dijital devrime geçilmesiyle Amerika’da 40 bin civarından kişinin işsiz kalacağı, bu nedenle hükûmeti bu tür sosyal destek paketlerinin devreye sokulması gerektiği konusunda uyardığını da öğrenmiş bulunduk.
Bu iki durum, iki şeyin göstergesiydi bana göre: ilki sosyalizm benzeri seçenek olduğu ileri sürülen ve ancak ölmemeye yetecek –bu yaşamak mıdır?- kadar desteğin kapitalizmin devam etmesi –kitlelerin harekete geçmemesi için sus payı niteliğinde- için kullanılabileceği seçeneği. İkincisi ise, Agamben’in inanmadığı şeyin gerçek olması ihtimali. Bilindiği üzere başka bazı sosyal bilimciler ve komplo teorisyenlerince de, bu sürecin oluşturulmak istenen yeni dünya düzenine geçişi hızlandırdığı iddia edilmişti. Bu görüşler, ihtimalli konuşan filozoflarınki kadar akılcı gelmese de, -hem sosyal bilimlerde net konuşmak söz konusu olamayacağı için hem de söz konusu güçlü ekonomilerin bilerek kendilerini ateşe atması mantıklı olmadığı için- bazı sonuçları desteklemiyor da değil.
Çin’in kapalı kapılar ardında sürdürdüğü gözetlemeci faaliyetler ise koronadan sonra baskıcı ve faşist rejimlerin yükseleceği iddiasını güçlendirecek nitelikte.
Ancak dünyanın geneline bakıldığında, her dünya ülkesi kendi rejimi doğrultusunda önlemler aldı. Çin zaten baskıcı idi, bu tutumunu bu süreçte de sürdürdü. İtalya zaten baskıcı değildi, neredeyse önlem almadı. Dünyada siyasi rejimler var olalıdan beri görülen iki bloklu ve bir de Türkiye gibi arada kalanlar aslında aynı yapılarını koronavirüs tedbirleri sürecinde de devam ettirdi. Dolayısıyla aynı yapı koronadan sonra da belki ufak nüanslarla sürecek gibi bir izlenim ortaya çıkıyor.
Burada sorulması gereken soru belki de şu olmalı; ortada bir dizayn var ise dijital devrim kendi içinde zaten kendinin panzehirini üretmiyor mu? Evet, dijital devrim sayesinde izlenmemiz kolaylaşıyor ama bir yandan da dijital devrimin kitleleri olağanüstü hızlı biçimde harekete geçirmesi kabiliyeti de söz konusu olduğuna göre burada ortaya çıkacak sonucun son derece faşizan olacağını iddia etmek ne oranda mümkün? Öte yandan, ‘insan hakları’ gibi bir takım kazanımlarla tanışmış insanlık bu denli geri dönüşü sağlık için bile olsa kabul eder mi? Bunları yaşayıp göreceğiz diyemiyorum, çünkü tanık olabileceğimiz kadar kısa zamanda sonuç doğuracak durumlar olduğuna ihtimal vermiyorum.
Ancak şunu söylemek mümkün; keşke bizim ülkemizde de bu konuları biz gazeteciler ya da bazı şarlatanlar değil de, sosyal bilimciler konuşsa…
Mutlu bayramlar…
 

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Deniz 4 ay önce

sonunda gerçek bir yazı okudum. yerel gazetelerde böyle güçlü kalemler görmek şehri̇mi̇z adina gurur veri̇ci̇. eli̇ni̇ze sağlik.