Devlet idaresini, falanın filanı yönetmesi olarak algılayan zihniyetin sakatlığı tüm insanlık tarihi boyunca sayısız kere test edilmiştir. İdare ilke bazlı olmalı ve insan hak ve özgürlükleri kökenli, hayatı ağız tadı ile yaşatma odaklı kurallar idareye hakim olmalı. İnsanın insanı köle bildiği, emel kağnısına öküz ettiği idari sistemlerden kurtulabilmek için, ilkelerin hakim olduğu nizamları kurgulamak, insani beceri ve zaafların sistem içinde etkilerini minimize etmek şarttır.
Ahlâk bir kişinin değil bir devletin en belirgin ve baskın vasfı olmalıdır. Adalet bir devletin dini olmalı ve insan hak ve özgürlükleri odaklı var olmak, devletin amacı olmalıdır ki şahıs refereli idari sistemler ile bu mümkün değildir. Zira kurtarıcılarından kurtulabilmek için anasının ağladığı bir tarihi vardır insan neslinin.
-- 
Belediye seçimlerine dair bakışım:
Siyasi kadrolar ile hiç teşrik i mesaim yoktur ve mevcuda rey vermeyecek olduğum gibi, mevcut belediye yöneticilik işinin parti pırtı aracılığı ile ayarlanması zihniyetine de bakışım müsbet değildir ve başkanlığa aday olanlara da olumlu bakmamaktayım. 
Şehirlerde o şehrin akillerinin, şu şu şartlar ile, hey sen geç işin başına demesi gerekir düzenini istiyorum.
--
Cömertliği dillere destan olan Hatim-i Tai'ye derler ki:

- Kendinden daha cömert birini gördün mü?

- Evet gördüm.

- Kimmiş o?

- Yetim bir gence misafir olmuştum. Bana bir koyun kesip ikram etti. Koyunun bir yeri çok hoşuma gitti. Yemin ederek (burası çok lezzetliymiş) dedim. Genç, dışarı çıktı. On koyunu varmış. Birisini daha önce kesmişti. Dokuzunu da şimdi kesmiş. Benim sevdiğim kısımları pişirip önüme getirdi. Ben olanların farkında değildim. Giderken kapının önündeki kanları görünce sitemle sordum:

- On koyunun onu da kesilir mi?

- Sübhanallah bunda şaşılacak ne var? Bir şey sizin hoşunuza gitmiş. Bunu yapmak da benim gücüm dahilindedir. Bunu sizden esirgemem hiç uygun olur mu?

Bunu dinleyen arkadaşları tekrar sorarlar:

- Yetim gencin ikramına karşılık siz de ona bir şey verdiniz mi?

Hatim-i Tai der ki:

- Verdim ama pek mühim sayılmaz.

- Ne verdiniz?

- Üç yüz deve ile beş yüz koyun.

- O halde sen ondan daha cömertsin.

- Hayır o genç benden daha cömerttir. Zira o malının tamamını verdi. Ben ise malımın çok azını verdim. Bir fakirin, yarım ekmeğinin tamamını misafire vermesi mi mühimdir, yoksa bir zenginin sürüsünden bir deveyi misafirine ikram etmesi mi?
Recai Akçiçekten İktibas
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.