Sungur Bey, iki binli yılların başında Türk Cumhuriyetlerinden Kazakistan’ın Başkenti Astana’ya Eğitim Müşaviri olarak atanır. Eğitim Müşaviri olarak diplomatik statüde görev yapan Sungur, eğitimle ilgili konularda Büyükelçinin danışmanıdır aynı zamanda.  Bu yönüyle Kazakistan’a giden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının eğitimle ilgili tüm iş ve işlemlerini yürütmekle görevlidir. Bununla birlikte Kazakistan’dan Türkiye’ye gelen ve gelecek olan öğrencileri Türk Eğitim Sistemi ile ilgili konularda bilgilendirir. Özellikle lisans ve lisansüstü eğitim amacıyla Kazakistan dışında eğitim almayı düşünen (ABD ve AB ülkeleri) Kazakistanlı öğrencileri Türkiye’deki üniversitelere yönlendirir. Diğer taraftan, Türkiye-Kazakistan Eğitim İşbirliği Protokolü’nde belirtilen hususları takip eder ve gelişmelerden T.C. Milli Eğitim Bakanlığını bilgilendirir. Ayrıca, Kazakistan’da Eğitim Müşavirliğine bağlı olarak hizmet veren Türkçe Öğretim Merkezi ile genel olarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının eğitimle ilgili sorunlarını, Kazakistan makamları nezdinde çözülmesine yardımcı olur yol yöntem gösterir.
 
            Sungur Bey; Eğitim, sonuç itibariyle öğrencilerin gizil güçlerini ortaya çıkarma, geliştirmeleri konusunda eldeki imkanlarla onlara destek olma eylemi olduğunu düşünmektedir. Elbette, gelecekte bedenen, zihnen ve ruhen gelişen öğrenciler, öncelikle bireysel olarak kendilerine, ailelerine ve içinde yaşadıkları toplumlarına karşı sorumluluklarını yerine getirmeye gayret edeceklerdir. Ona göre, eğitimden beklenen bu sonuca ulaşmak, öğrencilerin zihnen gelişimlerini sağlayarak geleceğe hazırlamak için okullarda-kurumlarda her bir branş öğretmeni, farklı yol, yöntem ve araç geliştirmeli ve kullanmalıdır. Allah’ın işine bakın ki Sungur Bey’in düşüncesini teyit eden bir olay gelişir.
Müşavirliğe bağlı olarak hizmet veren Türkçe Öğretim Merkezinde Kazak vatandaşlarına A, B, C seviyesinde Türkçe öğretilmektedir. Merkezde  Türkçe öğreten edebiyat öğretmeni Filiz Hanım, kursiyerlerin hayal güçlerini geliştirmeleri ve yazı yazma becerilerini kazanmaları için “Anadolu ve Türkler” konulu bir kompozisyon yarışması düzenler.
            Türkçe öğretim merkezinde, Kazak kursiyerlerin yanında 7-8 tane Rus kökenli kursiyer vardır. Bunlardan biri de Maria’dır. Maria zeki bir kursiyer olup Türkçeyi çok güzel konuşmakta ve yazmaktadır. Bu yönüyle hem kursiyerlerin hem de Merkezde görev yapan diğer öğretmenlerinin dikkatini çekmektedir.
            Filiz Hanım, konusu belirlenen kompozisyon yarışmasının şartlarını ilan eder ve kursiyerlere bir hafta süre verir. Amacı, yarışmanın sonucunu 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’na yetiştirip bayram vesilesi ile dereceye giren kursiyerleri, bayram töreninde öğretmen ve kursiyerlerin huzurunda ödüllendirip onurlandırmaktır.
Kursiyerler büyük bir hevesle kompozisyon yarışmasına hazırlık yaparlar. Kimisi Anadolu’yu coğrafi yönden öne çıkararak dağlarını, yaylalarını, ovalarını, florasını işlerken, kimisi Anadolu’da yetişen şairleri-yazarları, kimisi Anadolu’nun Türk yurduna dönüşmesinde yaşanan destansı mücadeleyi işlerler yazılarında. Kursyerlerin çalışmaları gerçekten çok başarılıdır ve her birisi kendi penceresinden Anadolu’ya bakmış ve pencereden gördüklerinin eksiksiz bir fotoğrafını çekmiştir adeta.
Üç kişiden oluşan “Kompozisyon Değerlendirme Komisyonu” özellikle ilk üçe kalan kursiyerler arasında birinciyi belirlemede güçlük çekmektedirler…
Filiz Öğretmen;
-Maria benim değerlendirmeme göre konuyu çok güzel işlemiş. Kompozisyon açısından mükemmel bir eser ortaya koymuş.
Murat Öğretmen;
-Ama öğretmenim şimdi Maria’yı birinci ilan edersek burası Kazakistan, Kazaklar kıskançlık gösterirler. Bir Kazak kursiyeri ilan etmemiz Kazakların gönlünü almamıza vesile olur. Onların gururunu okşamamız bizim burada geleceğimiz açısından önemli. Ağırlıklı kursiyer potansiyelimiz de Kazak, malum.
Hasan öğretmen;
-Evet, Maria konuyu çok güzel işlemiş. Onun kompozisyonu, belirlediğimiz değerlendirme kriterlerine göre öne çıkıyor. Fakat Murat Bey’in dediği gibi burası Kazakistan. Bir Kazak kursiyeri birinci belirlemezsek bundan alınırlar Kazak kursiyerler.
Filiz öğretmen;
-O zaman konuyu bu haliyle Müdür Bey’e iletelim. Onun bu konudaki görüşünü alalım. Ne dersiniz?
            Filiz öğretmenin bu teklifi, Murat ve Hasan öğretmen tarafından olumlu karşılanır. Bunun üzerine Filiz öğretmen, Merkez Müdürü Hüseyin Bey’e konuyu detaylı olarak anlatır. Hüseyin Bey de o gün Eğitim Müşaviri Sungur Bey’i ziyarete gidecektir. Hüseyin Bey Eğitim Müşaviri ile görüşeceği konuların arasına Komisyonun bu konusunu da ilave eder. Bir yandan da Sungur Bey’le görüşeceği konuların bu konu ile zenginleşmesine sevinmiştir.
            …….
            Sungur Bey sekretere seslenerek,
-Kızım çayları tazeleyin. Hüseyin Bey çayı sever. Bugün Hüseyin Bey oldukça yüklü de gelmiş. Görüşeceğimiz çok konu var anlaşılan.
Hüseyin Bey,
-Teşekkür ederim efendim. Sizin çaylar da güzel oluyor. Rize Çayı sanırım.
Sungur Bey,
-Evet… Ben bu güney Asya’nın çaylarına pek alışamadım. Rize Çayı iyi geliyor bana.
Hüseyin Bey,
-Bir konu daha var efendim. Onu da size arz etmek isterim.
Sungur Bey,
-Buyurun…
Hüseyin Bey, kompozisyon konusunu açar. Öğretmenlerinin yarışmada ilk üçe giren kursiyerlerle ilgili kanaatlerini de söyler. Kendisinin de kanaati Kazak kursiyerlerden Marat’ı birinci ilan etmeye meyillidir. Ama Sungur Bey’in eğitimle ilgili görüş ve düşüncelerine son derece kıymet verdiği için bu konudaki kanaatini merak etmektedir.
Sungur Bey,
-Bak Hüseyin Bey, bu konu çok önemli benim açımdan. Adalet her şeyin üstünde tutulmalıdır. Hak kavramı kutsaldır. Eğer yarışma için belirlediğiniz kriterlere uygun olarak Maria önde ise hiç tereddüt etmeden, onun kimliğine, dinine, uyruğuna, cinsiyetine takılmayın. Kim hak etmişse onu birinci ilan edin. Bu haktır, hem de kul hakkı. Allah ne buyuyor kutsal Kitabımızda. Mealen “Kul hakkı ile gelmeyin...” Reyinizi her zaman ve zeminde adaletten yana, ahlaki olandan yana kullanın. Bu konuda Peygamberimizin, ondan sonra gelen halifelerden Hz.Ömer’in hassasiyetini bilirsiniz. 
“Allah Kuran’ın farklı surelerinde ölçü ve tartıyı tam yapın, insanlar arasında hükmederken adaletle hükmedin mealinde ayetlerle bizleri ve de bütün insanları uyarmaktadır.” der ve çekmecesinden çıkardığı Kuran mealinden iki ayrı surede geçen aşağıdaki iki ayeti okur.
“Allah, size emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (Nisa, 58)
 “Ey kavmim! Ölçerken ve tartarken adaleti yerine getirin. Halkın malına densizlik etmeyin ve yeryüzünde fesatçılık yaparak fenalık etmeyin.” (11/85)
-Bunun daha ötesi yok, her şey ortada. Maria hak etmişse bunda tereddüde mahal yok. Diğer türlü Allah’ın dediğini yapmayarak fesat çıkarmış olursunuz. Allah korusun… Bunun hikmet boyutunu da düşünmek gerekir.
Hüseyin Bey,
-Çok teşekkür ederim Sayın Müşavirim. Beni büyük bir müşkülattan kurtardınız. Aynen bu anlattığınız hususları öğretmen arkadaşlarımla paylaşacağım. Dahası bu benim için büyük bir ders oldu. Hayatım boyunca bu hususta gerekli hassasiyeti göstereceğim. Size tekrar çok teşekkür ederim.
……..
Kursiyerler arasında yarışmanın sonucu büyük bir merak konusudur. Herkes gibi Maria da kimin dereceye gireceğini merakla beklemektedir. Ama o kendinin birinci olacağına pek ihtimal vermemektedir. Çünkü Kazak kursiyerlerin, öğretmenler tarafından özellikle korunup kollandığına, onlar lehine pozitif ayrımcılık yapıldığına zaman zaman şahit olmuştur. Onun için yarışmada belki üçüncülük olabilir diye içinden geçirmektedir. Kazak kursiyerler de bunun farkındadırlar.
…..
Hüseyin Bey Türkçe Öğretimi Merkezine döner ve hemen Kompozisyon Değerlendirme Komisyonu’ndaki öğretmenleri makamına davet eder. Eğitim Müşaviri Sungur Bey ile yaptığı görüşmeyi aldığı notlarla birlikte paylaşır. Hayatının dersini aldığını da ifade eder. Bunun üzerine öğretmenler de bu durumdan son derece etkilenmişlerdir. Bu değerlendirme bu güne kadar yaptıkları yanlışlarını da görme fırsatı sağlamıştır onlar için. Ve kendi kendilerine, bundan sonra bu tür konularda kesinlikle milliyet, dil, din ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin, adaleti gözeterek karar vermeleri gerektiği konusunda söz birliği yapmışlardır. 
Murat Bey bilgisayarın başına geçer ve yarışmanın değerlendirilmesine ilişkin tutanağı hazırlar. Maria kompozisyon yarışmasının birincisi olarak belirlenir. Öğretmenlerin de gönlü rahattır artık. Rus kökenli Kazak vatandaşı Maria yarışmanın birincisidir. İkincilik ve üçüncülük derecelerini ise Kazak kursiyerler paylaşır.
Murat Bey, tutanağı diğer öğretmen arkadaşlarına imzalatır ve ardından Müdür Bey’in imzasını da alarak sonucu ilan panosuna asar. Kursiyerler bir anda panonun başına üşüşürler ve merak ettikleri sonuçları görenler dereceye giren arkadaşlarını tebrik ederler. Yarışmanın sonucunun bu kadar merak uyandırmasının bir nedeni de birinci olana, yaz tatilinde iki haftalık Türkiye gezisi vardır.  Maria sevinçten uçmaktadır adeta. Hemen annesi Darya’yı arar ve müjdeli haberi verir. Anne Darya da kızının bu başarısından büyük bir sevinç duyar.
……
Anne Darya ve kızı Maria iki haftalık Türkiye tatilinden Kazakistan’a dönerken içlerinde büyük bir serinlik ve ferahlık vardır. Türkiye seyahati hayatlarını değiştirmiştir adeta. Dönüşlerinde bir karar vereceklerdir. Önce Merkez müdürü Hüseyin Bey’le görüşecekler ve durumu ona anlatacaklardır. Yani Ortodoks dinine mensup olan bir aileden gelen anne-kız, kendi aralarında uzun uzun konuşmuşlar, merak ettikleri İslam’la ilgili Türkçe bazı kitaplar almışlardır. Maria o kitapları okuyup annesi Darya’ya tercüme etmiş ve bu kaynaklardan anne-kız etkilenmişlerdir. Ayrıca Türkiye’de tanıştıkları Tekin ailesi de onları derinden etkilemiştir.
….
Merkez Müdürü Hüseyin Bey,
-Hoş geldiniz Darya Hanım, Siz de hoş geldiniz Maria…
Maria,
-Hoş bulduk Hocam, sağolun.
Hüseyin Bey,
-Nasıl geçti Türkiye tatiliniz. Umarım bir sıkıntınız olmamıştır.
Maria, Türkiye tatilini uzun uzun anlatır, zaman zaman annesi Dayra’ya da tercümanlık yapar. Türkiye’de tanıştığı Tekin ailesinden de bahseder Maria. Ve birden,
-Hocam biz annemle birlikte karar verdik. Müslüman olmak istiyoruz. Bizim ne yapmamız gerekiyor, der.
Hüseyin Bey, bir an duraksar ve şok vaziyette… Ne söyleyeceğini bilemez…
-Aaa….Öyle mi? Sizi kutlarım… Bu çok güzel bir haber… Bizde bir söz var, Maria sen bilirsin. “İyi olacak hastanın doktoru ayağına gelirmiş.” derler. Müdür yardımcımız Ali Bey’in yanında şu an Din Müşavirimiz var. Buraya davet edeyim. Bununla ilgili ritüel neyse o yapsın, der ve Din Müşavirini odasına davet etmek için Ali Bey’in odasına gider. 
Ali Bey,
-Hoş geldiniz Müdürüm, derken ayağa kalkar ve koltuğuna oturmasını rica eder.
Hüseyin Bey, oturmayacağını ve odasındaki kursiyerleri Maria ile annesi Darya’nın Müslüman olmak istediklerini, bu konuda Gökmen (Din Müşaviri) Bey’den gerekli prosedürü yerine getirmesini istirham etmeye geldiğini söyler.
Herkes Maira ile Darya’nın Müslüman olmak istemelerinden son derece memnun olmuşlardır. Hemen küçük toplantı salonuna geçilir. Herkes yerini almıştır. Din müşaviri Gökmen Bey, Maria ve Darya ile tanıştırılır. Küçük bir ikram da yapılır salonda. Gökmen Bey İslam’ı seçen anne-kız ile kısa bir sohbet yapar. İslam’ın kelime anlamından başlayarak, imanın ve İslam’ın şartlarını anlatır. Aynı zamanda her zaman çantasında bulundurduğu ve İslam’ı öğrenmek isteyenler için Kazakça-Rusça dillerinde hazırlanmış olan Diyanetin kitabını takdim eder. Bu kararlarından dolayı Maria ve Darya’yı tebrik eder. Sözün burasında;
-Benim söylediklerimi tekrarlayın, der
Gökmen Bey kelimeyi şehadet getirir. Anne - kız zaten önceden bunu talim etmişlerdir onlarca defa. Onlar da kelimeyi şehadet getirirler. Adlarını da seçmişlerdir aslında. Maria, bundan sonra kendisine Meryem, anne Darya da Derya ismiyle çağırılmasını isterler.
Merkez Müdürü Hüseyin Bey ve Ali Bey bu durumdan oldukça etkilenmişlerdir. Hüseyin Bey duygusal bir konuşma da yapar. Bütün bu olan biteni yaşarken aklında hep Sungur Bey’in söyledikleri vardır. Ve hele en sonunda “…Bunun hikmet boyutunu da düşünmek gerekir.” cümlesi beyninde çınlamaktadır. Adil bir karar vermenin bu derece kısa zamanda sonuç vermesindeki hikmeti düşünerek Allah’a şükreder. Misafirleri yolcu ettikten sonra odasında göz yaşlarına karışan iki rekat şükür namazı kılar… Seccadenin başından kalkarken ellerini açar ve
-Sana sonsuz şükürler olsun ya Rab… cümlesini birkaç kez tekrarlar…
 
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Aydın Tepeli 1 hafta önce

Meryemlerin sayısının artmasını temenni ediyoruz, diliyoruz. Ancak, İslam dünyasının hali ne yazık ki böyle güzellikleri daha çok yaşamamızın önündeki en büyük engel gibi gözüküyor... Vesile olanlardan Allah razı olsun... Ne güzel bir son...