Türkiye’nin gündemi yine yoğun.
İçeride ve dışarıda birçok mesele gündemimizi meşgul etmekte.
Bunlardan bir tanesi Barzani’nin önderliğinde  Kuzey Irak’ta gerçekleştirilmeye çalışılan sözde  referandum ve özerk Kürt Devleti kurma gayreti. Elbette bunun yakın vadede gerçekleşmesi imkansız. Uzun vadede ise Irak mevcut yönetiminin ve Irak’a komşu ülkelerin gerekli tedbirleri almaları ve gerek Barzani yönetimine gerekse arkasında duran devletlere karşı sağlam şekilde sergilenen duruşlar buna müsaade etmeyecektir.

Irak’ta Türkmen nüfusunun yoğun olduğu ve Türk varlığının bulunduğu Kerkük, Musul, Telafer gibi bölgelere ise Türkiye’nin sahiplenici politikalar uygulaması elzemdir. Yüzyıllardır Türkmen varlığının devam ettiği bu bölgeler hiçbir şekilde gözden çıkarılmamalı, gereken  mücadele gerçekleştirilmelidir. Bu konuda sn. Devlet Bahçeli’nin duruşu yararlı ve yerindedir. Her ne kadar MTV zamları gibi suni konularla Irak meselesi gündemden düşürülmeye çalışılsa da, kamuoyunun bu konudaki hassasiyetini sürdürmesi ve yöneticilerin kamuoyunun hassasiyetine kulak vermesi gerekmektedir. Bu mesele göz ardı edilebilecek basit bir mesele değildir.

Cumbul, Kaplanoğlu meselesi
Yine kamuoyunu çokça meşgul eden meselelerden biri de Meltem Cumbul’un ,Adana Film Festivali’nde  muhafazakar çizgiye sahip olan, gerçekten önemli işler yapmış, sanat camiasında son yıllarda adını çokça andığımız Semih Kaplanoğlu’nun elini sıkmamış olması. Tabi bu meseleyi gündemde tutan muhafazakar kesime ait medya organları. Akşam programlarına bile taşınan bu meseleyi  tartışmanın yersiz olduğunu düşünüyorum. Aslına bakarsanız muhafazakar kesimden beklentimiz Cumbul’un, Kaplanoğlu’nun elini  neden sıkmadığını sorgulamak yerine, Kaplanoğlu’nun neden Cumbul’a el uzattığı olmalı idi.

Maalesef sağ kesimde uzun yıllar devam eden sanattan uzak durma,  tek geçim kaynağını devlete sırtını dayamakta arama hastalığı, görsel ve işitsel alanların sol kesimin tekeline geçmesine fırsat tanıdı. Son zamanlar muhafazakar kesime göz kırpan yapımların artması, sol cenahı ciddi bir endişeye dahası bir çirkefliğe büründürdü. Malumunuz geçen yıl da ‘Diriliş Ertuğrul’ dizisi buna benzer bir muameleye maruz kalmıştı.  Türk toplumu söz de sanatçılardan bir şey beklememeli, muhatap almamalı, gerçekleştirdikleri organizasyonlara katılmamalı, daha milli, yerli ve kapsayıcı programlar gerçekleştirmelidir. Umarım ülkemizdeki “sanat ve sanatçı” algısı bir an önce değişir, esas kimliğine bürünür.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.