Antik Yunan'dan girip şöyle bir tarihçe vererek anlatmayacağım konudur materyalizm. Justin Bieber'ın kaç adet sevgilisi olduğuna rahatça ulaşabilen değerli eller pekâlâ "Materyalizm nedir?" diye Google hazretlerine aynı rahatlıkta soruyu yöneltebilir ancak aynı istekle sorulur mu, bilemem..
"Günlük hayat" isimlendirmesini pek sevmesem de kullanacağım. Hayatı aylık ya da yılık olarak yaşayan varsa bildirsin! O zaman hayatı "günlük" olarak bölmekte-en azından vicdanen- sorun yaşamam.
Evet..
Çoğunluğun Müslüman olduğu bir ülkede mânâ değil de maddenin egemen güç oluşunu irdeleyelim. Tabii bunu yaparken "Her şey para!" deyip, bir Yeşilçam klasiği ile kapatmayacağım konuyu. Uzun zamandır rahatsızlık duyduğum "günlük" hayattan bir-iki konu ile bakalım:
İddialı bir tez: Hayatta her şey matematiktir!
Ne ara bu kadar maddeci olduk?
"Her şey"? Bu kelimeyi kullanırken çok çok dikkatli olmak gerekir diye düşünürüm hep. Çünkü kapsamadığı şey kalmaz efendim. Bunun yerine savunulan ya da anlatılan konu her ne ise "çoğu şey, genellikle vb" kelimelerinin tercih edilmesi gerekir.
Sosyal bilimci/Sözelci oluşumdan mı bilemem lâkin bu teze ziyadesiyle gıcığım! Bunu matematik düşmanlığı olarak algılamamak gerekir. Zira burada ergen kavgası yapmayacağım. Soruyorum:
-Bir masa.. Elbette bir masayı yapmak için matematiğe ihtiyaç vardır. Fakat.. Her şey matematikse bana masamın başına geçtiğim vakit orada yaşadığım duyguları, hissettirdiklerini, hatırlattıklarını neyle açıklayacaksınız? Veya gördüklerimi, anımsadıklarımı, yaşanmışlıklarımı, yüzümde beliren tebessüm ya da hüznümü hangi matematikçi hesaplayabilir?
-Başkası için şehrin gözde semtine konumlandırılmış bir bina olan okul.. Müteahhit gibi bakabilir mi bir eğitimci? O binada yankılanan öğrencinin sesinin desibeli midir beni hislendiren, yaşadıklarım mı? Anılar gözünüzde canlanırken hangi işlemi yapıyorsunuz? Bana o okulun mânâca değerinin karekökünü çıkartacak bir dahi daha yok!
Bu ne materyalistliktir? Ruhu çöpe atmaktır bu "her şey" ki diğer bilimleri de yok saymaktır. Hem yazmakta hem söylenmekte sıkıntısı çekilen "her şey" ne belalı başın varmış (!)
Ve bu görüş dayatılmaya devam ettikçe makinadan farksız olacak insan. Peki ya aşk? Beynin dumura uğradığı an? Kontrol edebilir mi insan kendini? İçte uçan kelebekler akciğerinize değmemek için çabalamıyor olsa gerek.. Ve ve ve.. Tanrı? O'na yönelirken samimiyetle? (Not: Cennet-Cehennem hesabıyla yönelenler bu gruba dahil değildirler. Neticede bu da bir materyalizmdir. O'nu incitmekten korkanlar için verilen örnektir.)
Bu örnekler uzar gider. Bedene hayat veren ruhtur efendim. Bunu iyi bilelim kâfi.
Diğer belamız:
Bu ülkede psikoloğa gitmek hâlâ angaryadır!
İhtisasımı yaparken ruh sağlığının ne denli önemli olduğunu yeniden görmüştüm. Zira genetik olmadığı müddetçe çoğu hastalığın sebebi ruhsal. Yani bizim insanımız kanser olup falanca hastaneye tonlarca para harcamayı ruh sağlığına tercih ediyor. Ruhuna her yaşta ve her safhada iyi bakmak yerine bedeni pışpışlamayı "sağlık"tan sayıyor. İkisine de iyi bakmak angarya. Othello sendromlusundan tut obsesif-kompulsifine..
Bu liste de az değil. Yüksek tansiyon, beyin kanaması, kalp krizi ve ölüm. Ama olsun, psikoloğa gidip kendinle yüzleşmektense ölmek iyidir.
Ee? Hani burada ruh? Psikolog meselesine "para" tepkisi verecekseniz hiç vermeyin. Taksitle İphone almaya benzemez.
Evlilik konusu? Dur ya da oraya girmeyeyim. Zaten "mayış" varsa tamam! Şahsiyet olmasa da olur! Ruhsal doyum, tensel uyum, fikri ve hayati yaklaşım? "Onlar karın doyurmuyor!" (Ne kadar açsak artık)
Dilim iyice babaanneme(rahmetle) dönmeden..
HESAPSIZCA ama pek HESAPSIZCA!..
Ruhlar şahlansın, vicdanlar haykırsın, tamah ölsün, tek hakikat hüküm sürsün!..
 
Halil Cibran:
"Güneşe arkanı dönersen ancak gölgeni görürsün. Ben onlara güneşi gösterdim. Aptallar parmağıma baktılar."
Füruğ Ferruhzad:
"Bir perdenin asılmasının benden aldığı, bir gökyüzüdür."
 
Bir de “Rindlerin Ölümü” var.. Ne şiirdir hakikaten...
 
Hafız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış;
Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle,
Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
Eski Şiraz’ı hayal ettiren âhengiyle.
 
Ölüm âsude bahar ülkesidir bir rinde;
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter.
                                  Yahya Kemal Beyatlı
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.