Okullar açıldığından beri, sistem yavaş yavaş oturmaya başlamıştır diye umut ediyorum. Tabi ki okullar açıldıktan sonra yine şu üçlünün (anne-babalar, öğretmenler, çocuklar) en önemli sorunlarından biri olan ödev konusu bizi düşündürüyor. Çocukların neredeyse: “Şu ödevler olmasa okul ne güzel bir yer!” dediklerini duyar gibiyim.
Yazar Elaine K. McWan'ın kitabında da değindiği en önemli sorunlardan birisi ödev sorunu. Tabi ki bu sorun anne baba için mi, öğretmen için mi, çocuk için mi en önemli sorun haline geldi, bunu düşünmeden edemiyorum.
"Elektrikler kesildi, misafir geldi... Çalışamadım öğretmenim" mazeretlerinin yanında, yazar McWan de "Ödevimi köpekler kaptı" diye ironi yapmış. Eğitimin içinde olan herkesin okumasını tavsiye ederim. Çocukların da neredeyse "Ödevimi köpek kapsın!", "Olmaz olsun şu ödevler!", "Ödevlerden nefret ediyorum!" hatta ve hatta "Ödev veren okuldan da öğretmenlerden de nefret ediyorum!" nidalarıyla bağırdığını duyar gibiyim. Ne acı değil mi?
Aslında günümüzde bu konuda; PDR servisleri, psikologlar, anne babalar ve eğitimciler üçgeni var. Bu üçgenin tam ortasında durması gereken çocukta sorun var gibi görünüyor. Öğretmenler ve anne babalar; ödev konusunda daha katı ve gergin bir tutum sergilerken, uzmanlar ise daha esnek, relax bir pozisyondalar hatta bazı şehir efsaneleri ve "Avrupa ülkelerinde ödev diye bir şey yokmuş." cümleleri de ortada geziniyor. İşte tam da burada bir pedagog ve aile danışmanı olarak ortada durmak zorundayım.
Öncelikle öğretmen ve anne babanın ödev algısı ile çocukların ödev algısı çatışıyor. Neden ödev yaptığını bilmeyen, algılamayan ve hissetmeyen çocuklara ödev yaptırmak adeta bir işkence... Bunu anne babalar çok iyi bilir! Tabi ki ödevin temel amacı ülkemizde: "Bilgilerin pekişmesi, tam öğrenmenin gerçekleşmesi, çocuğun eğitime katılması ve sorumluluk duygusunun gelişmesi" olarak tanımlanabilir. Fakat gerçekte bu böyle mi? Tam bir zorunluluk ve angarya olarak görülüyor ödev. Ben ise bir danışman ve anne olarak en çok sorumluluk duygusunun gelişmesi konusuyla ilgileniyorum. Değilse; ödev yoluyla öğrenme ve pekiştirme fonksiyonu zayıf kalıyor. Çünkü verilen ödevlerin; "Yaşayarak öğrenme - eğlenerek öğrenme — merakla öğrenme" fonksiyonunu yerine getirmediği ortada. Bu konuyu da eğitim politikaları ve eğitimciler açısından yeniden tartışmak ve sağlıklı sonuçlara varmak dileğiyle erteliyorum.
Gelelim en önemli meselelerden biri olan ödev ve sorumluluk bilinci konusuna. Bir defa bir çocuğun, öğrencinin ödev bilinci geliştirebilmesi için, en önemli basamak gelişimsel ödevlerini yapabileceği olgunluğa gelmesidir. Bu ne demek; yani, bir çocukta temel gelişim basamakları, sorumluluk duygusu, zaman algısı, günlük rutinler gelişmeden "ödev yapma" isteği de gelişmez.
Böyle bakarsak; ömür boyu bitmeyecek yaşam ödevlerimiz olduğuna göre, anaokuluna bile yerleşmiş (adeta çakılmış) ödev konusu en büyük yükümüz. Anasınıfına başlayan çocuklara dahi: "Boyama ödevi, testler, matematik ödevleri" veren öğretmenlere de selam olsun. Böylece "performans takıntısı" olan anne babalara da gün doğuyor ve sonra gelsin "hadi ödevini yap" baskıları... Okuldan soğumaya ramak kalmış çocuk isyanları...
Bir çocukta önce zaman kavramı iyi oturmalı ve zamanı planlama gelişmeli ayrıca sorumluluk duygusu olmalı. Anne babalar bize soruyor, peki bu nasıl olacak? Sorumluluk duygusu; üç yaşlarından itibaren çocuğun yapabileceği her beceriyi kendisine yaptırarak gelişen bir duygudur.
 
Ödevin, evde ne bir ceza ne de bir ödül konusu olmadan; rutin bir sorumluluk olarak devam etmesi gerekiyor. Evde, anne babalarımızın en çok söylediği sözler var ya? İşte onları da biraz azaltmak gerekiyor. "Oğlum/Kızım ödevin yok mu senin! Ödevini yapmazsan... Ödevini yap! Dersine çalış..." bir günde çocuğa kaç kez "Ödevini yap" diyoruz acaba?
Evet burada anne babaların ve öğretmenlerin de, yanlışlarını görmeleri için ellerini taşın altına koymaları gerekiyor. Bu konu daha çok su götürür. inşallah "Ödev ve nitelikli ders çalışma" konularının ayrıntılarını diğer yazılarımda dile getireceğim. Şimdilik şöyle özetlemek isterim: 1, anne babalar kaygı, endişe ve baskı ile sürekli aynı cümleleri söylemeyecek, 2, öğretmenler makul ve mantıklı ödevler verecek, 3, çocuklar da belli bir düzen ve disiplin içinde ödevlerini günlük yapma alışkanlığı geliştirecek.
Bu arada çocuğumla aramızda geçen küçük bir anekdotu da sizlerle paylaşmak istedim. Oğlumu okula yolcu ederken ona dedim ki: "Bak benim de ödevim var, şimdi sen okula gidince ödev konusunda bir yazı yazacağım." "Hmm (gözleri parladı)... İsim vermeden benden bahsedebilirsin." dedi. ‘Peki ben anne olarak çocuğumla ödev konusunda zorluklar yaşarken danışanlarıma nasıl önerilerde bulunacağım?’ dedim. "Peki senin önerin nedir bu konuda?", deyince, "Bence öğretmenler bir saatte bitecek ödevler vermeli" dedi. "Anne babalar ne yapsın?" deyince, "Sen onları zaten biliyorsun" dedi. "Peki çocuklar ne yapacak?" deyince, "Hmm, onu bilmiyorum" dedi (topu yine bana attı!).
Evet, ben de bu ödevimi bitiremezsem, öğretmenim "150 kere ödevini yap diye yazdıracak!" Ödevini yapmayan çocuklara eskiden öğretmenlerin verdiği kabus gibi cezalardı bunlar. Kim bilir, hala böyle cezalar veren öğretmenler vardır değil mi? Ne dersiniz? Tüm ödevlerini yapmış, gönlü ve kafası rahat bireyler olmak dileğiyle...
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.