‘’1976’da Lübnan’ı terk edip Fransa’ya yerleştiğimden beri son derece iyi niyetli olarak kendimi ‘daha çok Fransız mı, yoksa Lübnanlı mı hissettiğim ne kadar çok sorulmuştur bana. Cevabım hiç değişmez; her ikisi de.” der Ölümcül Kimlikler kitabının yazarı Amin Maalouf.

Sürgüne kendi içinde başlayanlara kimsin, nerelisin, nereden geldin, nereye aitsin soruları sorulduğunda net, karışık olmayan bir cevap beklenir.  Çünkü soru soran, karşısındakini zamana, mekâna karşı konumlandırmak ister.  Bu konum eğer zemin bulamazsa kimliksiz, yeri yurdu belli olmayan insan olarak tanımlanır. Şüphesiz her insanın kafa kâğıdı vardır, bir ülkeye, bir köye, bir mahalleye adım atmışlığı, yalınayak iz bırakmışlığı… Peki, ruh kâğıdı? Yaratıcının ruhundan üflenerek eşreflenen mahlûkatın ruh kâğıdı nereye aittir; hangi memleket, ülke, köy, nehir, dere, orman, toprak…  Kafası rahat eden, ruhu daralan insanın kâğıda ilk yazdığı harf nedir?  His.. Bunalımı bunaltan bir sancım var; İnsan hissiyatı ve bu hissin oluşturduğu aidiyet kafa kâğıdına göre mi yoksa ruh kâğıdına göre mi şekillenir?  Kafa kâğıdı insanın duyularına, ruh kâğıdı ise duyuların ötesine seslenir diyebilir miyiz? İnsan hangi vesileyle seslenirse seslensin yurdunu bulabilecek midir? İnsanın yurdu doğduğu yer midir? Ya da öldüğü? İnsan düşledikçe düşer, düştükçe düşünür ve sonra düşünüp taşınır. Nereye? Ait olduğu yere mi?  İnsanın ait olduğu yer toprak üstü müdür, bizatihi toprak mıdır? İnsanoğlunun cevap verme telaşından toprak kurudu, ağlıyor.

Bir yere ait olup olmama durumu belgeler üzerinden kanıt taşır gözükse de gerçekliğin bu olmadığını düşünüyorum. İnsanın bedensel nakliyesinin-göçün- yoğun yaşandığı yüzyılda kimlik, kimliği oluşturan aidiyetler nakliye sonrasında daha da karmaşık hale gelebiliyor. İnsan, insan iken insan göçmen, mülteci, sığınmacı oluyor. Bu durumun yerinde örneklerinden bir tanesi 2018 Dünya Kupasını kazanan Fransa Milli Takımı denilebilir. Fransa Milli Takımının 23 kişilik kadrosunun 17 tanesini göçmenler veya göçmen çocukları oluşturuyor.

Kimisi toprağında doğmuş Fransa’ya gelmiş, kimisi toprağının kokusunu gece uyurken dinlediği masallardan duymuş. Raphael Varane(Martinik), Samuel Umtiti(Kamerun), Paul Pogba(Gine),N’Golo Kante(Mali),Blaise Matuidi(Angola-Demokratik Kongo C.),Kylian Mbappe(Kamerun-Cezayir),Steve Mandanda(Demokratik Kongo C.),Alphonse Areola(Filipinler),Presnel Kimpembe(Demokratik Kongo C.-Haiti),Adil Rami(Fas),Djibril Sidibe(Mali),Benjamin Mendy(Fildişi Sahilleri),Thomas Lemar(Gudalapu),Corentin Tolisso(Togo),Steven N’Zonzi(Demokratik Kongo C.),Ousmane Dembele(Moritanya-Senegal-Mali),Nebil Fekir(Cezayir) toprağın kesik damarları.

Bu insanların toprakları neresi? Kafa kâğıdında yazdığı gibi Fransa mı? Ruh kâğıdında yazdığı gibi atalarının ülkeleri mi? Ya da ait olup olmama durumları pek de önemli değil mi? Önemli değilse eğer 2010 Dünya Kupası’ndaki başarısız sonuçların ardından, dönemin spor bakanı Roselyne Bachelot banliyölerden gelen futbolcuları neden ‘serseri’ olarak nitelendirsin?
Başarıya endeksli kimlik arayışı ve yerleşimi sportif başarıların ardından göçmenlerin topluma kabul sürecini hızlandırdı. Bu durumun başarı endeksli değil de gönül endeksli olmasını isterdim. Bunun için bir süre daha beklememiz gerek. En başa dönersek; Amin Maalouf’un Lübnan’da kök bulup Fransa’da yeşerme durumu sonrasında, her iki ülkeye kendini ait hissetmesi Fransa Milli Takımı’ndaki futbolcuların aidiyetlerine örnektir.

Göçmenlerin veya kendi içinde sürgün yaşayanların kimliklerini, varlıklarını tek bir yere indirgeme durumu pek iç açıcı olmayabilir. İnsan kafa kâğıdını kaybettiğinde yenisini çıkarabilir ya ruh kâğıdını kaybederse?
 
 
 
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.