“Mezheb; gidilen yol, takip edilen ekol, görüş”  anlamına gelmektedir. Fırka kelimesi de çoğu zaman benzer anlamlarda kullanılmıştır. Her dinde, her ideolojide farklı yorumlar, fırkalar ve mezhebler vardır.
Dinimizin en önemli kaynağı Kuran-ı Kerim ve İkinci kaynağı sünnet ile ilgili yorumlar her ne kadar metinlerin doğru anlaşılmasını sağlamak amacıyla yapılmış olsa da; maalesef itikadi, siyasi ve ameli  görüş farklılıklarının temelini oluşturmuştur. İslam Tarihinde cereyan eden  olayların farklı yorumlanması da böyledir….  Ama bu farklı bakış açıları sadece dinle ilgili konularda  değil; insanın etken olduğu her konuda ortaya çıkar.   Ortaya çıkan yorum farklılıklarının dinlerle ilgili olanlarına  “mezhep” denilmiştir.
Bütün din ve ideolojilerde mevcut olan farklı yorumlar, İslam ülkelerinde yok edilmeye çalışılmış, bu çalışmaya da “Mezhepleri Birleştirme” veya “Mezhebsizlik” denilmiştir. Kuran-ı Kerimi yok etmeyi veya yıpratmayı kendilerine görev sayan Hristiyan ve Siyonist mihraklar, direk Kuranı hedef aldıklarında başarılı olamayacaklarını defalarca tecrübe ettikleri için, bu kez daha kapsamlı ve zamana yayılan bir mühendislik çalışmasını devreye sokmuşlardır. Müsteşrikler ve İslam dünyasındaki âlim kılıklı sempatizanları aracılığı ile “Mezhebsizlik”  veya “Mezhebleri Birleştirme” çalışmaları ile âlimlere olan güveni yok etmişler, Sünneti yıpratmanın da zeminini hazırlamışlardır. Ama asıl hedefleri Kuran- Kerim olduğunu açık etmemişlerdir.
İslam Dünyası’ndaki tefrikaya son vereceği düşüncesinden hareketle bazı Müslümanlarda bu akıma kapılmış, mensubu oldukları sosyal çevrelerde bunun savunuculuğunu yapmışlardır.
 Oysa İslam Dünyasında ’ki tefrikanın esas sebebi yorum farklılıkları değil, daha çok siyasi etkenler olmuştur. Peygamberimiz (SAV)’in sağlığında Müslümanlar, anlayamadıkları şeyleri veya ihtilafa düştükleri konuları peygamberimize soruyor, problemlerini çözme yoluna gidiyorlardı. Ancak peygamberimizin ömrünün son günlerinden itibaren bu etken ortadan kalkmış, siyasi ihtilaflarla birlikte sorunlarda başlamıştır:
Peygamberimiz (SAV)  vefatından birkaç gün önce  ağır hasta ve bitkin bir şekilde yatağında yatarken,  kalem ve kağıt isteyerek bir şeyler yazdırmak ister. Ama huzurunda bulunan kişilerden bazıları, Hz. Ömer (RA)’de dâhil olmak üzere, Peygamberimizin çok hasta ve bitkin olması, sebebiyle, kağıt kalem getirilmesine sıcak bakmazlar. Diğer bazıları da “Belli ki önemli şeyler yazdıracak” diyerek, kâğıt kalemin getirilmesini isterler. Siyasi ihtilafların ilklerinden sayılan bu olay İslam Tarihinde “Kırtas Vakası” diye isimlendirilmiştir. Hz Ebubekir’in Halife seçildiği  “Beni Saide Gölgeliği” diye isimlendirilen olay da,  Peygamberimiz(SAV)’in vefatı ile birlikte siyasi ihtilafların devam edeceğinin önemli örneklerinden birini oluşturmuştur.
“Kırtas Vakası”nda, Eğer kâğıt kalem getirilseydi Peygamberimiz (SAV) Hz Ali’yi Halife tayin edecekti, “Beni Saide Gölgeliği” olayında da yine aynı şekilde “Hz. Ali’den habersiz seçim yapıldı, oysa Halifelik Ehl-i Beytten olan Hz. Alinin hakkıydı” iddiasında bulunanlar ile buna katılmayanlar arasında çıkan ihtilaflar, daha sonraki ayrışmaların temelini oluşturmuştur.  Peygamberimizden sonra karşılaşılan İtikat, ibadet ve muamelat ile ilgili problemler de bu siyasi ayrışmaların etkisinde kalmış, Müslümanlar, siyaseten kendi gibi düşünen âlimlerin görüşlerini benimseyerek sorunlarını çözme yolunu benimsemişlerdir.  Böylece siyasi fırkalardan sonra, itikadi ve ameli (hukuki) mezhebler ortaya çıkmıştır.
Mezhepleri ret edenler  “Peygamberimiz zamanında mezhep diye bir şeyin olmadığı” tezinden ve İslam Dünyasındaki tefrikadan hareket ediyorlar. “Mezheb” demek “gidilen yol” diye tarif edilmişti...  Hayat devam ediyorsa, yol da devam ediyor. İnsanın olduğu yerde yorum farkı, görüş ayrılığı da olacaktır. Müslümana düşen görüş ayrılıklarını “Ümmetimin ihtilafında rahmet vardır” anlayışı içinde çözmek olmalıdır… Peygamberimizin sağlığında, Onun karar ve görüşlerine sonsuz itaat vardı… Aynı itaat yukarıda söylediğimiz etkenlerden dolayı alimlere gösterilmemiştir. Herkesin her âlime aynı itaati göstermesi de gerekmiyor. Yeter ki, bu farklılıklar düşmanlık sebebi sayılmasın.  Sorun görüş ayrılığında değil, Müslümanların  kafasındaki düşman algısındadır. Gerçek düşmanla uğraşmak yerine,  birbirimizi yok etmek için sebep arar durumda olmamalıyız.
İslam Hukukunda birinci ve esas kabul edilen kaynak, Kuran-ı Kerimdir. Kuran’dan sonra Sünnet, Sünnetten sonra da günlük hayatı kolaylaştırmak için alimlerin bu kaynakları esas alarak verdikleri ortak hükümleri ifade eden  icma ve kıyas  vardır. Günümüz batı hukukunda ise birinci kaynak anayasalardır. İkinci kaynak olarak anayasanın altında günlük hayatı kolaylaştırmak için kanunlar, tüzükler ve genelgeler yer alır. Âlimlerin görüşlerinin toplamı demek olan mezhepler yok edildiğinde tüzük ve genelgelerle çözülen sorunlar, nasıl çözülecek? Bir kişi, “Kuran bana yeter” diyecek kadar âlim olabilir. Eyvallah!.. Ama herkesin kanun, tüzük ve genelge niteliğinde hüküm çıkarması ne kadar mümkün olur? Mezheplerin doğurduğu farklılıklara razı olmazken, doğacak ihtilaflar daha büyük sorunlara sebep olmaz mı?
Mezheblerin birleştirilmesini sağlamaya çalışmak, “kuyuya taş atmak” kadar sorun doğuracak bir düşünce olup, mezheplerin zuhur ettiği zamanlardaki problemleri büyüterek tekrar etmek olacaktır.
İslam üzerine oynanan oyunları planlayanlar, Mezhepleri reddetme aşamasından, Sünneti yok sayma aşamasına geçtiklerine göre,  emellerine ulaşmak için etkin bir noktadan başlamış gözüküyorlar. Ama Allah’ın nuru bakidir. İnşallah Akl-ı selim bu oyuna gelmeyecektir!
Konu ile ilgili ikinci yazımız (Allah izin verirse) Sünnet üzerinde oynanan oyunlarla ilgili olacaktır. Selam ve Dua ile….
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ahmet Ziya İbrahimoğlu 1 ay önce

İbrahim Uyar Beyin sade ve güzel üslubu ile yazdığı yazılar fevkalade isabetli ve önemli uyarılar ihtiva ediyor. Kendisinden aşağıdaki konularda da incelemeye dayanan yazılar bekliyoruz:
1- İslâmî ve demokratik sistemde seçme ve seçilme sistemi şartları, farklılıkları...
2- İslami ölçülerle muhalefet nasıl yapılmalıdır..?
3- Demokrasinin İslami sistemle çelişen yönleri...
4- Müslümanların birleşmesini zorlaştıran, engelleyen faktörler...
5- İslâm dünyasının gündemini oluşturan, yönlendiren güçleri tanımamızı engelleyen faktörler...?
6- Kendi gündemimizi belirlemeyi niçin beceremiyoruz..?

Misafir Avatar
ibrahim uyar 1 ay önce @Ahmet Ziya İbrahimoğlu

değerli ahmet ziya bey, yazılarıma olan nazik değerlendirmeniz için çok teşekkür ederim. belirttiğiniz konularla ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşmak için zaman içinde yamaya çalışırım inşAllah, sağlık ve iki cihan saadetleri dilerim, selamlar...

Beğenmedim! (0)