Yolculuğumuza nerede başlıyoruz tam olarak hala bilmiyorum aslında. Doğduğumuz andan itibaren mi yoksa kendimiz bulma çabalarına başladığımız andan itibaren mi? Bu soru sizlerin de kafasını kurcalamıyor mu? Bu yolda yürümek için geldin dünyaya seçenekler ve ihtimaller silsilesinde yaşamaya devam ediyorsun. Kendini her adımda her tanıdığın insanda tamamlamaya çalışıp, kendi benliğini bulmak için uğraşıyorsun. Koşuyorsun ama durmadan koşuyorsun. Bizler buna hayat yolunda yürümek desek de aslında nefes almadan koşuyoruz. Umutlar ederek bazen karanlıkta bazen de aydınlıkta koşuyoruz. Yoruluyoruz ama mola verme şansımız olmuyor. Acınız olsa bile durup dinlenme ihtimalini vermiyor bu yol size. Nefes alacak olsanız bile arkanızdan bir şeyler hep itiyor sizi, koşarken düşünürsün, üzülürsün diye… Yorgunluğunuza yorgunlukta katsa bu durum durup, hayatı askıya alıp düşünecek, dinlenecek ihtimaliniz olmuyor. Yorgunum diye bağırmak istediğin nokta da bağıracak halinde olmuyor, bağırmaya fırsatında…

Gördüklerin, yaşadıkların aslında kimsenin seninle yürümeyeceğini, yaşamayacağını gösteriyor sana… Tamam diyorsun koşmaya devam ederken bile düşünürken, planlarken bazı şeyler için tamam diyorsun, ama tamam dediklerin aslında ağzına acı biber sürenler oluveriyor… Yoruluyorsun… Rüzgara bıraktığında kendini, her topa gelişine vurduğunda aslında hayatın seni, sen istemesen de istesen de kendi bildiği yola ittiğini görüyorsun. Tercihler yapıyorsun, hatalar yapıyorsun belki de hiç bitmeyecek dediğin pişmanlıklar yaşıyorsun, acılar yaşıyorsun fakat hayatın seni bu koşturma telaşı öyle ki o acıları, pişmanlıkları bile unutuyorsun. Tüm olmaya çalışırken aslında her defasında parçalandığını görüyorsun. Her rüzgarda bir parçanı ayrı bir diyara savuruyorsun. Aslında olması gereken bu yolda ilerledikçe bütün olmak, tamamlanmak değil mi? Sen bunu istemiyor musun her yeni yaşında, her yolculuğunda ama öyle olmuyor görüyorsun… Bütün olayım derken paramparça oluyorsun. Her parçanda senden bir şeyler geri de kalıyor değil mi? 3 kere eksilten hayat sana bir kere ders veriyor ve bu giden üç parçadan sana başka yeni bir parça veriyor. Koşarken arkana bakmaya çalıştığında düşüyorsun haliyle sonra her düşüşünün giden parçalarının sayısı kadar büyük olduğunu görüyorsun. Sonra hayat seni zorla tekrar ayağa kaldırıyor. Sen istiyorsun ki bırak kalayım yerde, neden düştüm, ne oldu da gitti bu parçalarım bir hesaplayım ama buna bile fırsat vermiyor ve sana verdiği yeni parçayı puzzle da bir yerlere koymanı bekliyor. Sonra elbette koşmaya devam ediyorsun. Hayatın ve bu yolun adil olup olmadığını sorgulamaya başlıyorsun benden 3 parça eksilttin bana 1 parça verdin ne oldu diyorsun, bu hesapta bir yanlışlık yok mu? Hayata devam etme çaban ve kaygın ile ona da tamam diyorsun, kabul ediyorsun. Arkana bakmıyorsun… Bütün olma çaban ile uğraşırken eksiliyorsun, dağılıyorsun fakat hayatın sana verdiği dersler ile diyorsun ki o parçalar benden gitti ama iyi ki gitmiş asıl tamamlayacak olan bu yoldaki beni bulacak olan bu parçaymış diyorsun. Bir teslimiyet yahut kabulleniş olabilir bu adına ne dersek aslında o oluveriyor. Hayatın sizi kovaladığı noktada, koştuğunuz bu yolda parçalanıyor, eksiliyoruz gibi düşünüyor insan. Kanayan yaralarımız bile koşarken, bir telaşta iken kuruyuveriyor çünkü. Dinlenmek istediğini söylediğin noktada hayatın seni koşturması aslında takılı kalmaman için galiba. Ne geçmişte bıraktıklarına ne de gelecekte sana vereceği parçalara. Yoruldum dediğin her noktada aslında bunun bir ağız alışkanlığı olduğunu görüyorsun. Aslında yorulmuyoruz. Yoruldum deyip derin derin düşünmek istiyoruz. Düşünelim ki Parçalarımıza acıyalım, üzülelim, sevinelim ama hayat buna fırsat vermiyor akan giden bir şeyler olduğunu bildiği için. Tüm olmak kendini tamamlamak konusunda hayata minnettar olmalıyız aslında. Bu yolu dur-kalk yaparak devam ettiremeyeceğimizi gösteriyor bize. Kendini bulmak istiyorsan eğer diyor koşarken bul, sana verdiğim yeni parçalarda bul. Yorul ama koşmaktan asla vazgeçme. Hayat herkes için yaralı bereli de olsa sevinç çığlıkları ile de olsa devam ediyor. Bunca insan her şeye rağmen koşarken sen durup dinlenemezsin, bekleyemezsin… Buna gücün yok, kimsenin gücü yok. Parçalandıkça, ders aldıkça tamamlanıyoruz. Hayat zannettiğimiz gibi durakta beklemekle olmuyor. Sen daima ilerleyensin  –ki tabiri caiz ise otobüssün- ve bu yoldaki duraklarda sadece bazı parçaların sana uygun olmadığı için bırakmak zorunda kalıyorsun. İstesen de istemesen de. Kurulu düzen aslında layık olduğu herkesi layık olduğu yolda, parçalanıp, tamamlanmaya itiyor.

Pişman olmamak gerek ne koşmaktan, ne parçalanmaktan ne de haksızlık dediğimiz o şeylerden. Tamamlanmak için bu gerek bizlere. Bizler parçalanarak tamamlanabilenleriz ki her bıraktığımız parçadan sonra hayat bize tamamlayıcı başka bir parça veriyor…
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.