Anadolu’nun tozlu topraklı köylerinde, toprak damlı evlerinde nice büyük dehalarımız var. Bunlara ne kadar ulaşıyor ne kadar onların akıllarından, fikirlerinden ve kabiliyetlerinden istifade edebiliyoruz? Zor bir soru ancak, cevaplandırılması imkansız değil elbette. Bu konuda aşağıdaki hikayede olduğu gibi Selma öğretmenlere büyük görev düşüyor.
……………………………………………….
Röportajı yapan gazeteci, ses kayıt cihazının düğmesine bastı ve ardından o soruyu sordu ünlü ressama: “Resme nasıl başladığınızı, daha doğrusu hayat hikayenizi bizimle paylaşır mısınız?” Ressam Güler Hanım, hayata tutunmasını kısa cümlelerle anlatmaya başladı.
-Ben üç çocuklu Çağlar ailesinin ortanca çocuğuyum. Evde, babamın gözü hep ağabeyim Sedat ve küçük kardeşim Kemal’in üzerindeydi. Sedat ve Kemal evin ilgi odağıydı. Babama göre neslin devamı erkek üzerinden yürürdü. Onun için çocuk deyince evde hep Sedat ile Kemal akla geliyor, kız çocuğu olarak benim evde varlığım ile yokluğum pek fark edilmiyordu.  Bundan mütevellit okul çağı geldiğinde ağabeyim Sedat ve kardeşim Kemal okullarına başladı ama ben okula gönderilmiyordum. Bu durum beni çok üzüyor, okula gidememenin üzüntüsünü kimseyle paylaşamıyor ve hep içime atıyordum.
Günlerden bir gün, küçük kardeşim Kemal’in kitabının arasındaki kurşun kalemi aldım. Kalemle boş çimento torbasının üzerine bir şeyler karaladım. Daha sonra aklıma resim yapmak geldi.  Ağabeyim Sedat’ın boş defterini açtım ve deftere evdeki eşyalardan bazılarının resmini çizdim. Yaptığım ilk resim sobanın üzerindeki “ibrik” idi. Kendi kendime, “Ne kadar çok benzedi. Şuraya gölgesini de yapayım.” diyerek resmi tamamladım.
Ama yaptığım resmin bir riski vardı. Akşam ağabeyim Sedat defterine resim yaptığım için bana kızabilirdi. Yaptığım resmi anneme gösterdim. Annem resmi benim yaptığıma önce inanmadı. Çünkü ben okula gitmiyordum, onun için bu resmi benim yapma imkanım yok diye düşündü herhalde. Ama ben “İbrik” resminin yanına bir de su bardağının resmini yaptım. Annem şaşkın ancak, bir o kadar da mutlu oldu benim bu kabiliyetimi görmekten.
Yaptığım resimlerin annem tarafından beğenilmesi beni çok mutlu etmişti. O günden sonra vakit buldukça ve elime imkan geçtikçe resim yapıyor ve karşısına geçip onu seyrederek büyük keyif alıyordum. Benim için her yer tuval, her şey kalem ve fırça gibiydi. Kağıt bulamadığım zaman tozlu, topraklı yerleri düzeltip tesviye ediyor daha sonra parmaklarımla oraya resim yapıyordum.
…..
Köydeki okulun öğretmeni Selma Hanım, beni evimizin önünde resim yaparken gördü ve önce ismimi, ardından okul çağında olduğum halde okula niçin gelmediğimi sordu.
 Ben de babamın göndermediğini söyledim. Tabi bu arada kara kalemle yaptığım resmi de tamamlamıştım.
            Selma Öğretmen, resmi aldı ve inceledi. Daha sonra başka yaptığım resim olup olmadığını sordu. Ben de yaptığım bütün resimleri gösterdim. Hepsini tek tek inceledi. Selma Öğretmen resimlere bakıyor ve ağzından, “Müthiş bir yetenek… Olamaz…” kelimelerini mırıldanırken, “Güler, sen okuma yazma biliyor musun?” dedi. Ben de bilmediğimi söyledim. Yaptığım resimlerimin içinden birini çok beğendi. Aramızda şöyle bir diyalog geçti.
            Selma Öğretmen,
            -Bu resmi bana verir misin?
            -Tabi öğretmenim. Benden size hatıra olsun…
            Selma öğretmen bu resmi alırken resmi, benim ismimle iki gün önce okula duyurusu gelmiş olan, ilkokul öğrencileri arasında yapılan resim yarışmasına göndereceğini kurgulamış aklından.
            Selma Öğretmen,
-Ben bu resmi senin isminle (Güler ÇAĞLAR) yarışmaya göndermek istiyorum.
-Sen bilirsin öğretmenim, dedim.
Selma Öğretmen,
-Ailene selam söyle… Tekrar geleceğim, ailenle görüşmek istiyorum senin durumunu… diyerek ayrıldı.
 -Selma Öğretmen beni okula kaydetmek için ailemle birkaç kez görüştü ancak, babam bir türlü ikna olmadı benim okula gitmeme. Daha sonra, Selma Öğretmen’in yarışmaya gönderdiği “Kır Çiçekleri” konulu resmim yarışmada birinci seçilince her şey değişti. Ben artık köyün değil, bağlı olduğu ilçenin ve ilin gündemindeydim. Resim yarışmasının birincisi olunca, bana okul yolu açılmış ve birincilik ödülü de ailemin okula bakış açısını değiştirmişti.
-Sosyal sorumluluk bağlamında resim yarışmasını düzenleyen kurum yetkilileri, köye gelip babamla görüştü. Benim üniversite dahil bütün okul masraflarımı üstleneceklerini taahhüt ederek beni bir yatılı okula yerleştirdiler. İlkokul, ortaokul, lise ve üniversite hayatımı üstün başarı ile tamamladım. Daha sonra yurtdışında okuma fırsatını yakaladım.
-Ve bugün işte ben ben oldum… Onun için bugünkü hayatımı önce Allaha sonra Selma Öğretmene ve anneme borçluyum… derken, gazeteci not aldığı defterine şu iki cümleyi karaladı.
Ülkemizin kalkınmasında ve Anadolu insanının eğitilmesinde büyük pay sahibi olan, insanımızın hayatına dokunan idealist ve azimli Selma öğretmenlerin sayısının artmasını diliyoruz. Böylece, Cumhuriyetin ilk yıllarında Eğitim Bakanlığı yapmış olan H. Ali Yücel’in dediği gibi “Maarifte amacımız, Anadolu’da dalında açmadan kuruyan çiçek bırakmamak...” özdeyişinin gereği yapılmış olacaktır.
 
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Sevgi Sarı 10 ay önce

çok güzel bi̇r yazı. anadolu'da ulaşamadığımız çok çocuğumuz, gencimiz var... onların önünü açacak yol ve yöntemleri bulmalıyız. elbette eğitim ve eğitimin kaptanı öğretmen bu konuda çok önemli bir unsur...