Onun için de bugünkü gazetemizin manşeti YUH ARTIK. Harbiden de yuh artık yani. Koskoca 500 milyon avroluk Şehir Hastanesi’nin lazer ile göz tedavisi yapılan servisinde hastaları kabul eden, onları kontrol ve muayene eden hatta ameliyat eden kişi doktor falan değil bildiğiniz vasıfsız eleman. Vasıfsızlığı sağlıkla hiçbir ilgisi olmadığı manasında, yani sağlığın S’si ile ilgisi ve diploması, belgesi falan olmayan biri ama yüksek teknolojili lazer sistemiyle tedavi yapılan göz merkezinde doktorlara taş çıkartan bir delikanlı kardeşimiz.

Kendisi ile görüştük, kendisi hem yaptığı iş ile hem de kullandığı makine ile ilgili bir şeyler söyledi. Hasta kabul etmiyorum, kontrol etmiyorum, ameliyata girmiyorum falan dedi ama bu arada kullandıkları makinanın şifresiz olduğunu ve herhangi bir şifre gerektiren kodlama gerektiren pı-cone diye tabir edilen bir aparat takılmasını gerektiren herhangi bir sistemle çalışmadığını, makinenin açık ve serbest şifresiz çalıştığını söyledi. Buna ilişkin sözlerini makinenin üretici olan firma nasıl değerlendirecek (taaa merkezdekinden bahsediyorum) bilemem ama bu konuya daha sonra gireceğim, şimdilik konumuz diplomasız birinin hasta muayene etmesi ve ameliyathaneye girebilme özgürlüğünün sebebi hikmetinin ne olduğuyla ilgili.

Hikâyemiz şöyle başlıyor, yıllar önce şehrimizde Kayseri Göz diye bir göz hastanesi vardı. 15 Temmuz’dan sonra sahibi yurt dışına gitti ve devlet de bu hastaneye el koydu. Nihayetinde orada el değmeden lazer ile göz çizimi yapan yani gözü gözlükten kurtaran işlemi gerçekleştiren pahalı bir makine vardı. Bu makineye de devlet doğal olarak el koyunca kaldırıp Melikgazi göz polikliniğine koydu. Ancak bu makineyi tam olarak kullanabilen bir kişi vardı o da M.Ü.

Ve bu kişi ne doktor ne teknisyen ne de sağlıkla ilgili herhangi bir eğitim ya da bakanlıktan sertifika almış biriydi. Bildiğiniz bu manada VASIFSIZ biri olarak ama doktorlara bile taş çıkartacak şekilde bu makineyi hazırlıyor, hastaların kontrolünü yapıyor, hastaları ameliyata hazırlıyordu. Makine devlete geçince devletteki doktorlar bu işi “bu arkadaş” kadar yapamadıklarını görünce hemen buna bir formül bulundu.

Bu yetenekli kardeşimizin çalıştığı firma bu arkadaşın makinenin bakımını yapan teknisyen olduğuna dair hemen bir A4 kâğıda yazı yazıp, bu kişiyi TEKNİSYEN yapıverdiler. Böyle olunca öncelikle bu genç kardeşimizin hastaneye girişi rahatlamış oldu. Sonra da Şehir hastanesi açılınca hooop diye bu makine ve bu genç kardeşimiz teknisyen olarak göz servisine nakledildiler. Zaten Şehir Hastanesi’nin bu lazerle tedavi bölümündeki muayene odasının önünde de bu kişinin teknisyen olduğu koca koca harflerle yazılıydı.

Ama Şehir Hastanesi’ndeki lazerle tedavi bölümündeki muayene odasının kapısında kocaman yazan “M.Ü. -  TEKNİSYEN”  yazısının ardını kimse araştırıp da, neyin teknisyeni, hangi okulu bitirmiş ve hangi bakanlığın, hangi sınavını, kursunu geçmiş diye sormaz. Niye çünkü devletine güvenir. Niye çünkü devletinin, işi pazarlamacılık olan birine, yüksek teknolojili yani lazerli tedavide hastayı muayene ettireceğine ihtimal dahi vermez hele ameliyat yapmış olma ihtimalini aklına bile getirmez.
Niye biliyor musunuz?

Çünkü vatandaş devletine güvenir.

İyi de devletinin yetki verdiği kişiler, mesela Sağlık İl Müdürü Ramazan Benli, mesela Şehir Hastanesi Başhekimi üstelik de adının önünde koskoca profesör yazan İlhami Çelik ve dahi göz bölümünün sorumlusu olduğunu bizzat kendi beyan eden hatta yılın doktoru seçilmiş Dr. Necati Duru’nun devleti böyle bilerek ya da bilmeyerek kandıracağı da kimsenin aklına gelmez sanırım.
Eğer bu kişiler göz servisindeki dönenleri bilmiyorlarsa işte şimdi öğrendiler derhal gereğini yapıp bu kişinin değil ameliyat haneye hastaneye bile görevli olarak girmesine izin vermemeliler. Çünkü böyle bir yetkisi etkisi ve görevi vs. yok. Gerçi Sağlık İl Müdürü Ramazan Benli beni sanırım işi gerçekten bilmeyen ve hiç araştırmamış biri gibi gördü zira son görüştüğümüzde demişti ki “bu kişi ameliyathaneye girebilir, çünkü makineyi hazırlıyor.”

Yersen böyle.

Ama başarısı  Kayseri milletvekilleri tarafından da sorgulanan Sağlık İl Müdürü Ramazan Benli’yi şunu hatırlatayım ki, bu makineden sadece Şehir Hastanesi’nde yok. Türkiye genelinde tam 21 yerde var ve Adana’daki mesela kullanılamıyor. Niye biliyor musunuz? Eleman yok da ondan. Yani orada bu makinenin temsilcisi olan şirket aptal ya, buradaki gibi hemen kâğıt üstünde bir “teknisyenimizdir” diye birini görevlendirip hastaneye sokmayı, muayenelere sokmayı hatta ameliyathaneye sokmayı akıl edemiyor sadece buradakiler akıl ediyor. Adamlar yasaları biliyor ve sonradan başlarını ağrıtacak hiçbir gayri kanuni ve yasaya ip atlatan işe girmiyorlar, çünkü işlerini doğru yapmaya odaklanmışlar.

Ve bakın bu kalan 20 hastanenin hiçbirinde buradaki gibi bir teknisyen her gün ameliyat haneye girip “güya” makinenin bakımını 12 saatte bir yapmıyor. Zira böyle bir bakım yok. Eğer yapıyorsa da günlük faturalar kesilmesi lazım. Öyle ya her gün geliyor makinenin bakımını yapıyor, gazını basıyor vs. Ama öyle değil işte ne yaptığını; kendisi de, Ramazan Benli de, İlhami Çelik de, bu cevval gencin üzerinden yılın doktoru seçilen Necati Duru da gayet iyi biliyor, olay mahkemeye intikal ettiğinde sunacağın görsellerle ve video görüntüleriyle de zaten her şeyin çok net anlaşılacağına inanıyorum.

Ama benim anlamadığım nokta şu; oradaki bir kişi yüzünden bunca kişinin zan altında kalmasının kabullenilmesi. Yani hem Benli ve Necati Duru hoca, hem de Şehir Hastanesi’nin başhekimi İlhami Çelik hocanın ne çıkarı olabilir ki; ille de bu çocuk burada her sabah ameliyathaneye girip makinasıyla buluşacak, kucaklaşacak tarzı bir inat içindeler.

Öyle ya bu genç arkadaş sadece makinanın bakımından sorumlu teknisyense (ki bunu da belgelendirmesi gerekiyor, öyle herhangi bir ticari şirketin bu teknisyendir çiziktirmesiyle olmaz bu işler. İL Sağlık Müdürü bilse o da buna izin vermez sanırım)  haftanın bir günü gelir makinasını ayarlar, gazı bittikçe de hastanede bir elemana bunu öğretirler, o eleman bunu yapar. Yoksa durduk yere her gün bakımını yaptırıp binlerce lira para ödemenin ne gereği var, eğer yok her gün geldiğinde bakım yapmıyorsa da o zaman ameliyathanede “ne yapıyor”
Dolayısıyla şimdi Şehir Hastanesi yönetimine, Sağlık İl Müdürüne ve Necati Duru hocaya düşen bu durumu ayıklamak ve temizlemek. Netleştirmek.

Eğer Ramazan Benli ve Başhekim Prof. Çelik diyorsa ki “biz buradan bir menfaat sağlıyoruz ve onun için bu işin inatla arkasındayız, bu arkadaşın işi pazarlamacı ya da başka bir şey olsa bile hastanede cirit atmasına ameliyathaneye istediği gibi girip çıkmasına razıyız” onu bilemem. O zaman Sağlık Bakanlığı müfettişleri devreye girer ve herhalde bu ısrarın sebebini sorar.

Ha bu arada kendisiyle yanımda meslektaşım Azim Deniz de varken görüştüğümüz bu genç arkadaş M.Ü. nün dediği gibi “özel hastaneler”  bu işin Şehir Hastanesi’nde ucuza yapılmasından rahatsız onun için ortalığı karıştırıyorlar diye düşünülüyorsa, o zaman devreye başka sorular girer. Mesela polis okulu sınavına girmek için Şehir Hastanesi’nde bu ameliyatı yaptıran bir gencin şu anki durumu, gözünün biri görmüyor diğeri ise yüzde elli görüyor. Ve buna benzer hasta şikâyetleri son dönemde ben yazdıkça arttı. Onları da Sağlık Bakanlığı müfettişlerine yönlendirmek lazım veya İl Sağlık Müdürü Benli’nin bunları da dinlemesi lazım. Ve bu arada gerçekten bu hastanede kaça özel de kaça yapılıyor ona da bakmak lazım. Ben baktım ve arada öyle fahiş bir fiyat yok ve başarı oranı üstelik özel sektörde daha yüksek.

Bu arada bir de bu makinenin kullanımına ilişkin sıkıntı ve şikâyetler ile iddialar var. O da şu, daha önce de yazdığım gibi bu makine aslında ilk Kayseri’ye getirildiğinde şifreliydi ve belli bir ücret karşılığı alınan pı-cone (şifre çözümü için kullanılan aparatlar) ile çalışıyordu. Yani ameliyata girildiğinde iki gözc için de, birer tane takılıyor ve makinenin şifreleri çözülüp ameliyat yapılıyordu. Sonradan bu kaldırılmış. Bunu söyleyen de bizatihi bu makineyi kullanan kişi. Ancak ben araştırdım makinanın asıl üreticisinin bundan haberi yok yani şifrenin kırıldığından ve makinanın serbestçe şifresiz olarak kullanıldığından bilgisi yok. Ve asıl ilginci mesela Şehir Hastanesi hala bu pı-cone kartlarının alım ihalesi yapıyor ve doğrudan alımına çıkıyor.

Eğer bu kartlar yani pı-cone’lar bu makinede kullanılmıyorsa niye alınıyor? Alınıyorsa niye kullanılmıyor? Yoksa burada da mı bir dümen dönüyor ona da, daha sonra bakacağım. Hele şu işle ilgili soruşturmalar bir açılsın, yapılanların hesabı bir sorulsun sonra sıra ona da gelir. Ha bu arada soruşturma açılmıyorsa da niye açılmadığı bunu ihmal edenlere sorulur, bu işin ucu her halükarda Ankara’ya kadar gider, gidiyor da merak etmeyin.  
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.