İnsanı ve toplumları derinden etkileyen sınavlar vardır. Söz konusu sınavlardan başarıyla çıkmak öncelikle Allah’ın yardımıyla mümkün olacaktır. Sonra ilim ve irfan ile başka bir ifadeyle kalp, zihin ve fiiliyat/pratik üçlüsüyle başarı gelecektir. Allah (cc) Davut’u (a) olaylara karşı “Kitap ve Demir” ile desteklemişti.
İlk insanın tarih sahnesine çıkışıyla birlikte ve şeytanın takılıp kaldığı, çağlarüstü sınavının/imtihanın adı; ırkçılıktır. Irkçılık taassup kavramı altında yer alır. Taassubun türevleri vardır; en küçüğünden en büyüğüne; tarikatçılık, mezhepçilik, bölgecilik, aşiretçilik, kavmiyetçilik/ırkçılık/olumsuz anlamda milliyetcilik sayılabilir. Hakkın, hakikatın, tevhid ve adaletin gerçekleşmesinin önündeki en olumsuz/tehlikeli engellerden birisidir; ırkçılıktır.   
Şeytanın takılıp kaldığı,  ahlakın ve adaletin gerçekleşmesine engel olan şey; ateşin toprağa olan üstünlük iddiasıdır. Şeytan bu iddiayı pratiğe aktarmış ve yaşam tarzı oluşturmuştur. Aslında birçok insan; küçük gördüğü, önemsemediği veya dikkate almadığı şeyler yüzünden imtihanı/sınavı kaybetmiş; sırati müstagimden (doğru yol) sapmışlardır.
Şeytan toprakla kaybetti. Talutun askerleri su ile kaybetti. Semud kavmi deve ile kaybetti. Kıpti kavminin mensubu olan Firavun; İsrailoğulları arasından peygamber olarak gönderilen Musa’nın  (a) tebliğ ve davetini boşa çıkarmak ve reddetmek için “O,sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor... hiç şüphesiz şehirde, halkını oradan çıkarmak için kurduğunuz bir tuzaktır” ırkcılık kokan sözleriyle kaybetti. Evs ve Hazrec kabileleri de bu yüzden (kabilecilik) kaybetmişlerdi. Yahudiler biz İshak peygamber/Sare’nin soyundanız (Sare özgür kadın) siz Müslümanlar İsmail peygamber/Hacer’in soyundansınız (Hacer köle idi); diyerek üstün olma iddialarını halen küçülerek sürdürürler.
Irkcılık en etkili ve toptan imha silahıdır. Etkisi ve imha gücü, yok etme korkunçluğu çağlarüstü olan bir silahtır. Bu silahın hedefi yalnızca askerler değil anne karnındaki bebekten yatağa kadar  mahkum olmuş tüm insanlardır. Onun düşmanı öncelikle insan türüdür sonra çevre. Bu silah milattan önce kullanıldığı gibi milattan sonra da şeytan ve dostları tarafından kullanılmış ve kullanılmaya devam etmektedir. O kadar sinsi ve çekim gücü fazladır ki tarihte ve günümüzde müslüman olduğunu söyleyen; bazı alim, abid, yazar, çizer, sanatcı, kanaat önderleri ve siyasiler; ırkçı söylem ve davranışlardan kendilerini kurtaramamışlardır.
Son 300 yıldır Müslümanlar birçok sorunla karşılaşmışlardır. Semavi belaların yanı sıra açlık, yoksulluk, savaşlar ve diğerleri. Ama bunları aşmayı bilmişlerdir. Ancak kafirlerin en etkili silahı olan; emperyalist müşrik güçlerin ektiği taassup/ırkçılık belasından kendilerini kurtardıkları söylenemez. Belki de kendilerini yakan ırkçılık ateşine yakıt dökmüşlerdir, dökmeye devam etmektedirler.
Osmanlı’nın kıtalar hakimiyetine son veren olayların ilkini gayrimüslimlerin ırkçılık ekseninde Osmanlı devletinden kopuşu gelir. Daha sonra Müslüman toplulukların kavmiyetci/ırkçı eksende isyanları ve kopuşları gelir. 100 yıl önce birbirlerinden ayrılan müslümanlar; 100 yıl sonra da birbirlerini öldürmeye devam etmektedirler. Filistin, Irak, Suriye, Yemen, Libya gibi ülkelerde taassup/ırkçılık ateşi insanları yakmaya devam etmektedir. Bu alanlar emperyalist müşrik güçlerin vekalet, çatışma/savaş alanları olmayı sürdürmektedir.
İnanç temelinde şeytanın kodlarını oluşturduğu ırkçı temelli savaşın; siyasi ve küresel bir hal almasını ise Fransız devrimi oluşturmuştur. İrili ufaklı bu ateş yalnızca müslümanları yakmayıp; tüm insanlığı kıyamet ateşine doğru sürüklemektedir.
 
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.