Gün geçmiyor ki inanmadan da olsa; hala müttefiğimiz olduğunu dile getirdiğimiz ABD’den gelen dalga geçercesine, saçma sapan açıklamalarla karşı karşıya kalmayalım. Özellikle son günlerin gündemini oluşturan, İzmir’de terör örgütleri FETÖ/PDY ve PKK adına suç işlediği, casusluk yaptığı iddiasıyla hakkında 35 yıl hapis cezası istenen ABD uyruklu din adamı Andrew Craig Brunson serbest bırakılmasını talep eden Trump yönetimi; papaz Brunson ’un serbest bırakılmaması halinde; Türkiye’de hukukun işlerliği ve terörle mücadele sırasında canı pahasına, gece gündüz demeden çalışıp bu aziz millete hizmet eden vatan sevdalısı iki bakanımız olan Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu hakkında yaptırım uygulayacaklarını dile getirmeleri, bizlere hukuk dersi vermeye kalkışanların, yargının bağımsız olduğunu her defasında dile getirenlerin bu söylemleriyle ne kadar çeliştiklerini bir kez daha net bir şekilde gözler önüne sermiş oldular.
Bugün hukukun işlerliği söz konusu ise ve bu her defasında dile getiriliyorsa; hukukun vereceği kararlara da saygı duymak gerekir. Malumunuz Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletidir. Yargının vereceği kararlara da herkes saygı duymak zorundadır.
ABD’nin bu skandal kararı; kendini dünyanın jandarması olarak görmesinin bir yansımasıdır. Kendini hukuk devleti olarak gören her ülkenin de bu skandala karşı tepkisini koyması gerekir. Bugün Brunson üzerinden yargıya müdahale etmeye çalışan ABD’nin, yarın başka ülkelere de aynı küstahça tavırla yaklaşıp, yaklaşmayacağının garantisini kim verebilir?
Bizlere Brunson Davası üzerinden yaptırım uygulayacaklarını dile getiren ABD ile olan ilişkilerimizi ve onların çıkarlarına ters düştüğümüz dönemlerde karşı karşıya kaldığımız müdahaleleri tekrardan hatırlamakta fayda var diye düşünüyorum.
Cumhuriyetin ilanıyla birlikte, özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda hız kazanan ABD ile olan ilişkilerimiz; NATO’ya üyelik süreci, Marshall yardımları, IMF’den destek sağlama adına imzalanan sözleşmeler ile doruk seviyelere ulaşıyor. Onlar ne derse, ekonomik olarak darboğazda olan ülkemiz,  para almak adına sözleşmelere imzaları atıyor. Türkiye pazarı ABD için vazgeçilmez bir limana dönüşüyor. Hatta öyle ki kamyon arkası yazılara, şarkılara ABD’nin ürünlerinin propagandası ve reklamı ücretsiz bir şekilde yapılıyor. Eee tabii örnek vermeden olmaz değil mi değerli okuyucularım? “Alırsın Ford olursun lort”, “Macera dolu Amerika” gibi çarpıcı ve unutulmaz örnekler geçmişimizde mevcut.
Yukarıdaki satırlarda dile getirdiğim örneklere ek olarak; sanki bu ülkenin vatandaşıymış gibi suikastla öldürülen ABD Başkanı John f. Kennedy’nin adı, Bakırköy’de sahile Kennedy caddesi olarak veriliyor, ayrıca Ümraniye ve Çengelköy’de de Natoyolu isimli caddeler jest olsun diye isimlendiriliyor.
ABD’nin isteklerine ters cevaplar verilmediği sürece; Bizlere ve bütün dünyaya oldukları gibi “Sevgi Pıtırcığı” gibi takılırlar. Ancak çıkarlara ters düşüldüğü takdirde, o “Sevgi Pıtırcığı” hallerinden eser kalmaz. Bunun geçmişimizdeki örnekleri ziyadesiyle fazla. Merhum Adnan Menderes, borç para istiyor, alamayınca SSCB’ye yönelmek zorunda kalıyor ve Türkiye siyasi tarihine kara bir leke olarak geçen idam olayı ile karşı kalıp, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan ile idam ediliyorlar. 74 Kıbrıs Barış Harekâtı’nda ordumuzun başarılarına tahammül edemeyenler NATO üyesi olduğumuz halde; silah ambargosu uyguluyorlar. 6 sene sonra da  “bizim çocuklar işi halletti.”  söylemini açıkça dile getirip, çıkarlara ters düşünce, insanların özgür iradesiyle seçtikleri siyasi liderlerini, saf dışı bırakmayı bunu da demokrasi ve insan hakları adına yaptıklarını bir kez daha gözler önüne seriyorlar. Verdiğim örneklere daha niceleri eklenebilir.
Bizler, onca olumsuz tavırlara rağmen yine de bir müttefikle olması gereken şekilde davrandığımız halde; sözde müttefiğimiz olan ABD’den o samimiyeti bir türlü göremedik. Amacımız hiçbir zaman yıkıcı olmak değil; yapıcı olmak. Ama onlar nedense hep yıkıcı olmaktan yana. Aklımı kurcalayan bir başka hususta 74 Kıbrıs Barış Harekâtı’nda bizlere karşı uyguladıkları yanlış politikalara karşı, bizde NATO üslerini kapatıyoruz. Ve o dönemde bugünkü güce de sahip değiliz. O zaman yapabilmişsek; bugün de aynı net tavırla hareket edebiliriz.
Geçmişten bugüne ABD ile olan ilişkilerimizin bir bölümünü hatırlattıktan sonra, bugünkü Brunson Davası ile ilgili aklımı kurcalayan ve dile getirmek istediğim sorularla da konuyu naçizane bir şekilde açıklamaya çalışacağım.
Brunson sıradan bir din adamı ise yetkililer neden “Adamımızı geri verin.” diyorlar? Ayrıca konu ile ilgili ABD adalet bakanı neden açıklama yapmıyor da Trump açıklama yapıyor? 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi’nde 251 tane vatan sevdalısı Yiğidimizin şehadetine,2 bin küsürünün de gazi olmasına sebep olan FETÖ/PDY’nin lideri Gülen’in iadesi için kolilerce evrak verdiğimiz halde; neden iade etmiyorlar ve bunun yargının ilgi alanı olduğunu dile getiriyorlar? Ya da yıllarca dünyaya hukuk dersi vermeye çalışan ABD’nin bu çelişkileri daha ne kadar devam edecek? Müslümanların kanayan yarası Kudüs ile ilgili yapılan oylamada karar onlar için olumsuz bir şekilde sonuçlandığı halde; kafasına göre hareket eden ABD “Güç bende, istediğim gibi hareket ederim” demesine verilecek net cevap ve yaptırımlar için daha ne bekliyoruz?
ABD’nin bu yaptırım kararını, sadece yargıya bir müdahale olarak görmek, tamamen eksik bir yaklaşım olacaktır. Bu yaptırım kararı, ABD’de kasım ayında yapılacak seçim için yatırımdan başka bir şey değildir. Skandallarıyla ön planda olan Trump’un skandallarını unutturup, bu olay üzerinden prim yapmaya çalışmasının en bariz örneğidir. Bu yaptırım kararı, her ne kadar yargıya müdahale olarak görülse de arka planında saf dışı bırakılmak istenen Türkiye’nin ekonomisine yapılan bir müdahaledir. Bu karar; Türkiye’yi dolar üzerinden dar boğaza çekmek isteyenlerin, bir de kredi veren kuruluşların Türkiye’ye kredi vermesini engellemeye çalışmasının ve dış yatırımcıların bu topraklara yatırım yapmalarını engellemeye çalışmanın açık ve net örneğidir. Ayrıca terör örgütleri ve sınır dışı harekâtlarda verilen mücadelelerde Türkiye’nin kararlı ve başarılı politikalarına karşı; oynanmak istenen kirli oyunların bir temsilidir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kimliğini taşıyıp,  ideolojisi ne olursa olsun; bu topraklara aidiyet bağıyla bağlı olan ve bu toprakların dış güçler tarafından yargısal, ekonomik, askeri, siyasi müdahalelere maruz kalmasını istemeyen her vatandaşın, bu olumsuz karar karşısında tek yürek, yekvücut olması gerekir.
Türkiye pazarında iş yapıp, bu topraklardan elde ettikleri gelirle bir de yaptırım uygulamaya çalışan ABD ve benzeri ülkelere karşı; iş adamlarımızın yaptıkları ticareti ve özellikle konut veya işyeri kiralarını Dolar, Euro üzerinden alan vatandaşlarımızın; TL cinsinden yapmaları onları sıkıntıya uğratmanın en güzel cevabı olacaktır. Çünkü çok iyi biliyoruz ki an itibarıyla her ne kadar dünyaya çok zengin oldukları izlenimini vermeye çalışan ABD; kredilerle dönen, gırtlağına kadar borç batağında olan bir ülkedir.
Unutulmamalıdır ki bu aziz millet, 15 Temmuz günü vatanını 1 dolara satan kansızlara ve bütün dünyaya; vatan söz konusu olunca, tanka tüfeğe korkmadan yürümenin ne demek olduğunu en güzel şekilde göstermiştir. Ve şu anda da bize düşen hayati görev, aynı kararlı tavrı sergileyerek; yargımıza müdahale etmeye çalışanlara karşı; gereken net cevabı vermek ve bu sıkıntılı kararı da, ABD’nin daha önceden vize ile ilgili aldığı karardan geri adım attığı gibi kararın iptalini sağlamaya çalışmaktır.
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.