Eskiden bir kaç meraklı, dedikoducu komşu “sosyal ağı” sağlayıp  bizi birbirimizle buluşturuyordu. Ya da bazılarımızın “seyyar kamera” lakaplı, sürekli gözlem istasyonu gibi duran komşularımız vardı... Ya şimdi.. Her şeyi sosyal medyadan haber alıyoruz: Flaş flaş flaş.. Son dakika haberleri.. Kim, nerede, kiminle ne yemiş, ne demiş, ne giymiş, hangi havalı mekanda takılmış, kim kime kızmış, sitem etmiş?...
                Akrabalarımızla ayda bir kere bile görüşemezken -sosyal medya sağ olsun- günde bir kaç kez bazılarından haber alabiliyoruz. Artık hepimiz ünlüler gibi yaşıyoruz, nereye gittiğimizi, ne yaptığımızı, nelerden hoşlandığımızı, acı, keder ve duygu durumumuzu, aşk durumumuzu, ilişki durumumuzu, velhasıl her türlü hal ve ahvalimizi duyurabiliyoruz. Hatta cümle aleme ilan edebiliyoruz! Hani bir sosyolog demişti ya, hatırlayın: “Herkes 15 dakikalığına ünlü olacak” diye. Artık hepimiz ünlüyüz. Hepimizin kişisel bir medya alanı, yayın organı var. Ne keyif.. Ne özgürlük.. Ne geniş bir alan...
                Geçenlerde Yeşilay’ın düzenlediği Teknoloji Bağımlılığı Zirvesi’nde uzun uzun zararlar tartışıldı, haberleri yapıldı. Hatta Sayın Cumhurbaşkanımızın “torununa tableti vermek zorunda kaldığı” serzenişi ile sempatikleşek şikayetler millileşmiş oldu!..
                İnsanlar sosyal medya aracılığı ile şunu keşfetti: Bu mecra bizlere kendi “küçük cumhuriyetlerimizi kurma” özgürlüğünü veriyor. Kişisel TV, gazete, dergi çıkarma gibi yayıncılık hazları da veriyor. Bu hiç de yabana atılır bir haz, keyif değil. Hele hele bizim toplumumuz gibi bir çok ego problemi yaşayan hazımsız bir toplum için tadından yenmez bir keyif doğrusu. Tabi ki biz uzmanlar danışanlarımızı; yetkililer vatandaşları internetin güvenli kullanımı konusunda uyarıp, önlemler almaya çalışadursunlar. Ben işin başka bir boyutundan bahsetmek isterim. Sosyal medyanın daha ahlaklı, edepli, etik, sağlıklı, etkin kullanımı. Yoksa sosyal medya denilen mecra “sosyal mezarlık” olmaya doğru gidiyor. Karmaşık, ilginç bir fantastik film hayal edin. Filmin girişinde artık yeni bir uzvumuz olan cep telefonlarından sürekli sosyal mezarlık için selalar veriliyor. Duyabiliyor musunuz: falancanın oğlu, filancanın kızı......... tarihinde insanlığını kaybetmiştir. Cenazesi 60 saniye içinde sosyal medyada defnedilecektir!
                Geçenlerde haberlerde çok tehlikeli motosiklet numaraları yapan bir gence mikrofon uzatıldı: “Bu hareketleri yaparken korkmuyor musun?” diye. Genç de gözleri parlayarak ve büyük bir keyifle: “Yaa biz bunların çoğunu fenomenlik olsun diye çekiyoruz.”, tabi bu gençler bu videoları çekip ne kadar tıklanma alacaklarına bakıyorlar. Evet, şimdi de nur topu gibi bir kavramımız daha doğdu. “Fenomen olmak” evrilip fenomenlik oldu. Geçenlerde aldatma problemi ile gelen bir çiftle seans yaparken, aldatan erkek sosyal medyada aldatmanın daha güvenli olduğunu söylüyordu. Çünkü sürekli aldattığı için eşi ile hırsız-polis durumuna düştükleri için artık bu mecrada işlerini hallettiğini büyük bir rahatlıkla itiraf ediyordu. Sosyal medya bizde dopamin ve oksitosin hormonları salgılatıyor. Uzmanlar sosyal medyada bu kadar çok paylaşımın en çok bu iki hormonu tetiklediğini söylüyor. Bu iki hormon da, istek ve arzularımızı şekillendiren, yöneten ve mutlu olmamızı sağlayan hormonlar. Hani sıkılınca bir 10 dakika hava alıp geleyim diye dışarı çıkarız ya? İşte insanlar da neredeyse 10 dakikada bir sosyal medyada aktif bir şeyler yapıyorlar. Böylece kısa bir süre de olsa stres seviyelerini düşürüyorlar. Geçen gün baktığım bir araştırmada “60 saniyede sosyal medyada neler yaşanıyor?” diye ilginç bir liste hazırlanmış. 60 saniyede o kadar çok şey yaşanıyor ki, baş döndürücü bir hız ve işlem dizisi...
Her 60 saniyede:
  • Facebook’da 41 bin durum paylaşımı,
  • 1.8 milyon beğeni
  • 350 GB data kullanılıyor
  • Instagram’da 3600 fotoğraf yükleniyor
  • Twitter’da 278 bin tweet atılıyor
Yine başka bir araştırmada; sosyal medyayı en çok kullanan kişilerin psikolojileri anlatılırken “narsistler” ve “düşük benlik saygısı” olanlar anılıyor. Eğer Facebook bir ülke olsaydı, Çin ve Hindistan’dan sonra “dünyanın en kalabalık 3. ülkesi” olurdu. Çünkü şu anda Facebook’da 955 milyon aktif kullanıcıdan bahsediliyor.
        Bazılarımız sosyal medya için çöplük gibi kavramlar kullanabiliyor, bense daha çok mezarlık demeyi tercih ediyorum. Çünkü daha akıllıca kullanmayı öğrenmezsek gömülen değerlerin arkasından sürekli ağlayacağız gibi gözüküyor. Peki bu sosyal mezarlığa neleri gömüyoruz?
  • Gerçekte olduğundan daha cüretkar ve teşhirciyiz (edep, haya ve kibarlık gömüldü)
  • Perde arkasından rahat rahat küfrediyor, hakaret ediyoruz (sakinlik, hoşgörü, nezaket gömüldü)
  • Gösteriş yapıp hava atıyoruz (mütevazilik gömüldü)
  • Kimliksiz, kişiliksiz paylaşımlar yada menfaatçi, taraf olan, siyasi paylaşımlar yapıyoruz (özgür düşünce, düşünceye saygı, kendilik, orijinallik gömüldü)
  • Kendimiz değil “olmak istediğimizi” paylaşıyoruz (dürüstlük ve şeffaflık gömüldü)
  • Özentili, takıntılı, sonradan görmeli paylaşımlar yapıyoruz (özel hayatın gizliliği, mahremiyet, kendine saygı, öz benlik gömüldü)
  • Herkes mutlu, herkes başarılı, herkes güzel, herkes zengin, herkes kültürlü, herkes güçlü (özgüven, huzur, teslimiyet, kanaat, maneviyat gömüldü)
  • Her şeyi beğeniyor ya da hiç bir şeyi beğenmiyoruz (takdir, imrenme, aferin, teşvik gömüldü)
  • Fotoğraf çekmek için gidiyoruz, -mış gibi yapıyoruz (samimiyet, sadelik, mütevazilik gömüldü)
  • Aldatma, yarışma, dikizleme, çapa atma, sürekli bir karşı cinsle iletişime geçme isteği (güven, aile bağları, karı koca sohbetleri gömüldü)
  • Alışveriş yapıp, vitrin bakıp e-ödemeler yapıyoruz (zaman gömüldü, para gömüldü, tasarruf gömüldü)
Bu kadar şikayetten sonra çare nedir Allah aşkına? Sosyal medyanın yeni tabirleri ile konuşacak olursak, FaceTime yapmak, Snapchat’ten video paylaşmak, YouTube’de fenomen olmak, ya da takipçi sayısını arttırmaktan başka keyiflerimiz, başka hazlarımız olmalı. Konu-komşu, akrabalarımızı sadece sosyal medyadan değil, gerçekten de ziyaret edip görüşmeliyiz. Taziye, doğum günü tebrikleri, geçmiş olsun dilekleri gibi sosyal görevlerimizi yüz yüze gidip yapabilmeliyiz. Sadece o mecradan yazmakla yetinmemeliyiz. Instagram’da fotoğraf bakmaktan daha fazla eşimizin, çoluk çocuğumuzun, arkadaşlarımızın yüzüne doya doya bakıp sohbet etmeliyiz. Görgü kurallarına göre ayıp olan şeylerin sosyal medyada da ayıp olduğu, mahrem olduğu bilincine varmalıyız. Egomuzu, psikolojimizi, kişiliğimizi güçlendirip, sanal mutluluklardan medet ummaktan vazgeçmeliyiz. Sosyal medyayı herhangi bir işin, ürünün, hizmetin tanıtımı gibi profesyonel işler için kullanmalıyız. Birbirimizden haberdar olmak için, hoşça paylaşımlarla bilgimizi, görgümüzü arttırmak için kullanmalıyız. Kişisel medyamıza güzel anılar, güzel tatlar, güzel kayıtlar bırakmak için kullanmalıyız. Tepkilerimizi, şikayetlerimizi, ve dünyaya karşı duruşumuzu örgütleyecek meşru bir araç olarak kullanmalıyız. Güzel videolar, güzel şiirler, güzel filmler, güzel kampanyaların yayılması için kullanmalıyız. Siz geri kalan güzellikleri kendiniz tamamlayabilirsiniz.
Eğer bu alanı bilinçli ve saygın kullanamazsak, her gün bu mezarlıkta ölen değerlerimizin arkasından dua etmekten başka bir çaremiz kalmayacak.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.