İnsan; yaradılış gayesine uygun bir  hayat yaşamalı, kendisine hediye edilen zaman nimetini yaratılış gayesine en uygun şekilde değerlendirmelidir. Ahireti unutarak, masivaya gereğinden fazla bağlanmamalıdır. Ahlaki olgunluğun temel anlayışı bu noktada yoğunlaşmakta, tarikat ve cemaatlerin temel gayesi de bununla sınırlı olmalıdır.
                Tarihten günümüze çeşitli tarikat veya cemaat oluşumları; hem dış dünyada, hem de bizim kendi coğrafyamızda, sosyal ve siyasi alanlarda, son terece etkili faaliyetler gerçekleştirmişlerdir. Bu faaliyetlerin temelini Peygamberimizin Medine’ye Hicretinden sonra inşa etmiş olduğu Mescid-i Nebevinin yanındaki,  peygamberimizin eğitim ve sohbetinden istifade etmiş fakir ve kimsesiz M
Müslümanlara kadar dayandıranlar vardır. Anadolu’nun Türkleşmesinde ve Müslümanlaşmasında da M. XI. Yüzyılda yaşanan göç ile Anadolu’ya gelen dervişlerin, cehd ve gayretlerinin büyük fonksiyonu olmuştur. Selçuklu ve Osmanlı Devletlerinin  güçlenmesinde tarikat ve cemaatlerin; tarikat ve cemaatlerin yaygınlaşmasında da, Selçuklu ve Osmanlı Devletlerinin önemli katkıları olmuştur. Oluşturulan sinerji, devletlerin  Cihan Devletleri olmalarını, kıtalara yayılan coğrafyamızın da, İsam’la tanışmasına vesile teşkil etmiştir.
                Tabii bu durum her zaman böyle vukuu bulmamış, günümüzde yaşanan pek çok olumsuzluklar, tarihte de İslam dünyasına çok büyük  iktisadi,  siyasi, sosyal  ve askeri zararlar verecek yapılanmaların olduğunu göstermiştir.  Bunların en bilinen örneklerinden birisi hiç şüphesiz Alamut Kalesinde insanlık dışı uygulama ve yıkıcılık faaliyetleri ile tarihin utanç sayfalarında yerini alan Hasan Sabbah olayıdır.
                Konu hakkında İslam’ın  referans olabilecek görüşleri ile birlikte, yukarda kısaca zikredilen, olumlu  ve olumsuz örnekleri göz önünde bulundurduğumuzda;  Tarikat ve Cemaatlerin hepsinin birden; gereksiz, zararlı hatta tehlikeli olduklarından hareketle, onlara bir son hazırlama düşüncesi geliştirecek söylemler, toplumumuzun geleceği açısından sağlıklı bir düşünce olmaktan uzak görünmektedir. Ancak; yaşanılan ve yaşamaya devam ettiğimiz bazı canlı örneklerden hareket ettiğimizde de; İslam Dininin topluma vermeye çalıştığı anlayışa ters,  Kuran ahlakına aykırı, kişisel veya cemaatin menfaatleri için din, millet, devlet dahil önemli değerlerimizi yıkmaya hazır oluşumlara da hiçbir aklı selim şefkatle bakamaz.
                O halde; doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, yaş ile kuruyu nasıl ayırmalıyız?..
 Aslında bunun cevabı İslam Dininin temel ilkeleri referans  alınarak, Tasavvufun metodolojik kayıtlarında, herkesin görebilmesi, anlayabilmesi ve farkında olabilmesi için;   koyu renkli  yazılarla belirgin bir şekilde yazılmıştır:
Tarikat ve Cemaatlerin lider konumunda olan kişilerinin, tarikat ve cemaat kültürlerinin, her türlü faaliyetlerinin, söylemlerinin, yazılı kaynaklarının, direk veya dolaylı kuruluşlarının;
  1. Allah’ın  emir ve yasaklarına tam teslimiyet ve her yönüyle ona uygun bir yaşam tarzına sahip olması…
  2. Kuran ve Rasulüllah’ın ahlakıyla süslenmiş bir hayat yaşayıp, örnek bir ahlak sergilemeleri…
  3. Masivadan, Allahtan başka her şeyden (ticaretten, paradan, katlardan, yatlardan, kadınlardan, ticari ve popüler medyadan) kalben uzak durmaları ….  Vazgeçilmez şartlardandır.
 
Müslüman toplumun, tarikat ve cemaatlerle ilişki kurmadan önce, onlarla iş birliği yapmadan önce; şu kırmızı çizgileri kendi zihinlerinde oluşturup, ona göre hareket etmeleri ve prensiplerinden asla taviz vermemeleri gerektiğini bilmeleri şarttır.  Bunun  aksi İnanç, İbadet, ahlak ve kişisel kazanımlar açısından çok tehlikeli olacaktır. Bunlara dikkat etmeden bezer oluşumlar içinde yer alınması halinde, ahlaki zafiyete düşülebilir, pek çok kazanımlar kaybedilebilir, hatta İslam adına insanların Uluhiyet anlayışı değişirde farkında bile olunmaz, Allah muhafaza…..   Selam ve dua ile….
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mehmet Günay 3 hafta önce

Okumaya değer bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık sayın hocam.

Avatar
Yalçın 3 hafta önce

Cemaatlerimizin en önemli görevi kamil insan yetiştitmek olmalı.toplumdan adam devşirmek yerine topluma önder olacak insanlar yetiştirmek olımalı.üstünlüğün mevki makamda değilde takvada olduğunu zihinlere kazımak görevini ifa etmeli