Türkiye ehli sünnetinin en girift problemi şudur: Maturidi diye Eşari yaklaşımı medreselerde öğretilir. Sebebi, rey muhakeme ve mantık gerektirir, halbuki sorgusuz itaat ise talipten beklenilendir. Özellikle tarikat bağlantısı da olan medreseleri itaatten gayrı ayakta tutacak bir dayanak yoktur. Bu sebepten itaatin kalası Eşarilik, özellikle ehli rey ekolü içinde, tabi olan budur algısı ile yerleştirilmiştir.
Nurculuk bu konuda ayrı bir başlık olabilecek ilginçliklerin adresidir mesela ve Bediüzzaman evlenmedi diye evlenmeyen nicesi de farklı araştırma konusu olabilecek hususlar barındırmaktadır. Ayrıca ahir zamanda iseviler ile müslümanların omuz omuza vereceği ve dünyaya hükmedecekleri gibi absürt inanışlar da bunlardan eşari yönelişlerden zuhur etmiştir.
Ayrıca tarikatlardaki ben ne halt yersem yiyeyim şeyhim beni, eğer ben ona itaatten ayrılmazsam cennete götürür, bana şefaat eder aymazlığı da tamamen dünyevi maksatlara ulaşmak için pompalanan bir uydurmadır ve nice kalbi temiz insan, üç beş hokkabazı tanrı ittihaz etme ile şirk kuyusuna din diye yuvarlanmaktadırlar ki işte ehli rey ekolü Maturidi yolundan ilerlese bu abudikliklerin rağbet bulması imkansız olacağı için böyle böyle sızmalar caiz görüldü.
--
Sahibi olduğu mevki, makam, ün, kuvveti kaybetmeme adına her şeyi göze alan, en ciddi düşmandır. Bununla garip gureba baş edemez, ama bunun hakkından sadece, onların duaları ile sığındıkları Allah gelir. Er yada geç, ama illa.
--
Depo ne kadar geniş olursa olsun bir huni varsa işin içinde, bundandır, altta ağzı açık bekleşenlerin çoğunun damlayı koklamadan toprak kente göçüp gitmeleri.
--
Yok yok olmuyor olması da çok zor görünüyor, Allah yardımcımız olsun.
Eğitimde reform denilerek sınıfta kalma kaldırılmıştı ve şimdi yeniden reform diye geri getiriliyor.
Bence bize reformlar iyi gelmiyor.
Bir de okullara hakikatli dersleri müfradata yerleştirmeyi deneseler diye bu sebeple diyemiyorum.
Mesela mantık, etik falan hiç sesimi çıkarmıyorum.
Eğitimde yap boz nobellerinin hepsini tek başlarına bizimkiler alırlardı, nobel'i inkar etmeselerdi de demeyeceğim haliyle.
--
Siyaset ile meşgul olanların kendilerinin ve civarlarının mal varlıklarının siyasi etkiler sebebi ile artması halinde, varlıklarına el konulması ile ilgili bir düzenleme yapılmadan hiç bir mesele yerli yerine oturmaz.
Ne kutsuz davadır ki gönül verenini ya bir makama, ya da bir ihaleye konduruyor.
Evveli muhalif dahi olsa ahirinde itaat var ise, yetiyor.
Yeter ki sadece tabi olsun, sallasın başı.
--
Derdi sadece vatanına milletine hizmet olan biri, nasıl oluyor da oturduğu koltuktan soyu sopu akranı dostu avanesi ve başta kendisi şişesiye nasiplenmeden/dirmeden kalkamıyor. Bu bir soru değil tabii ki, bir ahlak sorunu.
--
Türkiye'ye mal olmuş kurum ve kuruluşlar üzerinde operasyon yapma yetki ve hakkı, asla kişilere bırakılmamalı, denetim, işleyiş ve müeyyide mekanizmaları yasa ile ortaya konulmalı, kurum ve kuruluşların şahıs odaklı tavırlardan ayrı tüzel kişiliklerinin yıpratılmasına izin verilmeyecek düzenlemeler yapılmalıdır.
Adaleti mihenk alan bir devlette yok öyle akşam kurum temsilcisinin bir tavrına öfkelenip sabah tüm kurumu etkileyecek operasyon yapma yetkisi diye bir yetki.
Hukuk devleti keyfiliğe asla rıza gösterilmeyen devlet demektir.

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.